Hiçbir Başlık Anlatamaz Sanki Mutluluğu

2

Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim | Posted on 22-10-2009

Etiketler:, , , , ,

Önce fonda şu müzik çalsın! Lütfen okuyacaklar müziği de açsın :) Tamamını isteyenlere atabilirim. Bana da Sercan attı zaten. :)

Birisinin elinde gitar olsun. Bir ritim tutturmuş gidiyor olsun. Sonra bir bakalım, trompetli birisi gelsin yanımıza, gitara renk katsın. Bu iki kişi de, bir kasabada yaşayan renkli insanlar olsun. Gitar çalan balıkçı olabilir. Ayağında bu aralar pek meşhur olan (bende de var olan) balıkçı çizmelerinden olsun, ama sarı olmasın, benimki gibi kalpli falan olsun. :) Kasabada trompet öğrenmek çok güç olsa da,  hayal değil mi bu? Sınırları olmasın. Kulaktan trompet çalmayı öğrenen bir amca olsun bu! Başında şapka olsun. Köşesi yırtık olsun. Üstünde oduncu gömleklerinden olsun. Hava sıcak değil, ama soğuk da olmasın! Limonata gibi derler ya, öyle olsun.

Aa! Ayak seslerine dönelim ki, minik bir kızı sokağın ortasında görelim. Ayakkabıları ses çıkaran cinsten olsun. İlkokula gidiyor olsun. Çorapları kısa, beyaz olsun. Başında kurdelesi olsun. Dans etmek için okul çantasını, yanındaki erkek arkadaşına vermiş olsun. Bu arkadaşı, kıza hayran olsun. Sırtında kendi çantası, elinde kızın çantası ayaklarını çarpmaya başlasın yere. Yavaş yavaş kendini kızın yanında bulsun. Köşedeki ağaç, ikisinin çantasına yer olsun.

İnsanlar yavaş yavaş toplanmaya başlasınlar. Sokak coşmaya başlasın. Karşıki bakkal amca, satmak üzere koyduğu tahta kaşıkları alıp, ritim tutmaya başlasın. Yanındaki kasap, satırı ritimle bir vurmaya başlasın. Yaptığı işinden memnun olsun. Bu arada hayalimin suyu çıkmaya başlasın. Sokağın başında bir genç kız, piyano başında olsun. Son derece keyifli olsun. Gamzeleri gülüyor olsun. Tek derdi bir sonraki notayı doğru basabilmek olsun.

Bu arada bir fotoğrafçı dolaşsın aralarda. Kasabanın güzel bayanı eşiyle bakışırken yakalansın objektife. Yaşlı amca, bir teyzenin yeleğini giymesine yardım ederken görünsün. Minik oğlan, kızın çevresinde dönerken mutlu ama terlemiş olsun. Minik kız, göz ucuyla çantasının yerine baksın, sonra oğlanın gözüne. Tek tek fotoğrafları çekiliyor olsun. Bakkalın üstündeki kadın, çiçeklerini sulamaya çıktığında olayı fark edip, dalmış izlerken ve suyu da yere dökerken görülsün. Bunu fark ettiğindeki komik şaşkınlık da objektife yakalansın.

Genç bir oğlan, çaktırmadan piyano çalan kızı kesiyor olsun. O kızla yakınlaşabilmek için keman çalmayı öğrenmiş olsun. Notaları sorsun arada kıza. Üçüncü çizgiye konulan sol müydü dediğinde, kız oğlanın daha yolun çook başında olduğunu, ama kendisiyle yakınlaşabilmek için ne gibi zahmetlere katlandığını anlıyor olsun.

Terzi Amca, Bilmemkim Teyze’nin mantosunu tamir etmiş, cebine de not iliştirmiş olsun. Notta, “Saat 17.00 ‘de Sahil Kahvesi’nde” yazıyor olsun. Mantoyu teslim edecek çırak çocuk, müziğe kapılıp yerinde adımlarla dans ederken, mantonun cebinden bir kâğıt düştüğünü fark etmemiş olsun. Not uçsun, Bilmemkim Teyze’nin camına yapışsın. Bilmemkim Teyze gizli hayranını merak ederken, akşamüstü kahveye indiğinde, Terzi Amca’yı görmeyi ümit etsin.

Coşkuya katılmak isteyen ortaokul çocuğu, eve girip, çalmak için bir şeyler arasın, bulamasın. Mutfakta mercimek kavanozunu görsün. Elinde onu sallaya sallaya ilerlesin. Yolda giderken, sınıf arkadaşlarını bilye oynarken bulsun, mavi bilye öyle fırlasın ki, bulunamasın. Mavi bilye olmazsa oyunun tadı çıkmaz diye düşünsünler, mercimek kavanozlu arkadaşlarıyla, el çırparak müzikli sokağa gitsinler.

Bir dede acele edeyim derken, bastonunu çamura soksun. Köpeği yalanarak peşinden gelsin. Soluklanmak için bir tabure bulduklarına sevinsin dede, taburenin kırık olduğunu görünce üzülsün. Köşede oturulabilecek merdivenleri görsün. Oturduğunda yanına bir gazete parçası uçsun. Gazetede iki gün önceki sayısal loto sonucunu görsün. Cebinden çıkardığı numaralarla tuttuğunu fark etsin. Bayram yapsın. Hazır herkes kasaba meydanında toplanmışken, çaylar aradan çıksın diye düşünsün. “Çaylar bendeeeen!” diye bağırsın. Çocuklar ,”Dondurma isteriz !” diye tuttursun. Dede dondurmayı kabul etsin ama çocuklar sade mi çikolatalı mı yesinler bilemesinler.

Birisi köşede ıslık çalsın. Kazağı çok şık olsun. Ayakkabıları yeni boyalı olsun. Bu arada kasabaya bir kamyon yanaşsın. Kasabadaki satılık evin artık bir sahibi olduğunu öğrensinler. Sahibi ben çıkayım. Bisiklete binmeyi öğretsinler. Akşam üstüleri çaya davet etsinler. Haftada bir kez, tercihen Pazar günleri sokak boydan boya bir masa olsun. Bütün kasaba o masada yemek yesin. Kasap eti getirsin, bakkal içecekleri versin. Balıkçı balıkları ayıklasın. Manav bir kasa elmayla görünsün.

kasaba

Bu kasabada yaşadığıma mutlu olayım. Dertlerim, bir sonraki notayı doğru basabilmek kadar çözümü kolay ama stresli olsun. ;) Hatta herkes bu kasabada yaşasın. Çok alakasız müzik aletlerinden çok güzel müzikler çıksın. Çok alaksız insanlar toplanıp, çok güzel muhabbetler etsinler.

Bu hayal bitmesin. Bu yazı bitmesin. Tam son noktayı koyup, bloğuma yollayacakken kapı çalsın. Üst komşu bir tabak kek getirsin. Tabağı boş vermek olmaz, içine yeni aldığım kurabiyelerden doldurayım.

Derdim, “Komşularım kurabiyeleri beğenecek mi?” olsun.  “Bisiklete güzel binebiliyor muyum ?” olsun. “Güzel dans edebiliyor muyum ?” olsun.

İçimden geldiği gibi olsun her şey. Mutluluk şehrinde, müzik kasabasında yaşıyor olayım.  Daha fazla uzatmadan, insanları sıkmadan bu yazıyı da postalayayım. Ama hayal kurmayı bitirmeyeyim. Kızım olursa, adını “Hayal” koyayım. Hayaller hep güzel olur ;)

Trollü Umut Tanımı

0

Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim, Hayat-İnsanlar | Posted on 15-09-2009

Etiketler:, , , , , , ,

Umudun bir duygu olduğundan haberiniz var mıydı? Benim yeni oldu.

Ben umudu, duygudan bağımsız soyut bir şey zannederdim. Hayal gibi… Hayal bir duygudur deseler, yine böyle şaşırırdım. Daha önce umut hakkında derinlemesine düşünmemişim, bunu fark ettim. Hep bir şeyler ummuşum ama fiili kanıksandığı için kullanmışım bilemedim. Düşünmenin zamanıdır öyleyse.

Umut, bir yerse, dünyanın yüreğinin cız ettiği yerdir. Dünyanın en hassas noktası burasıdır ve dünyada yaşayan herkes bu noktaya sahiptir. Bu nokta çıkarcıdır. Garip ve sebepsiz yere bir şey düşünür kendi çapında. Her ne kadar kendi kendinizi telkin etseniz de boş! İnatçının tekidir. Mantıklı veya mantıksız diretir. İşin komiği, o nokta olmadan, yani kendinizle kavga etmeden rahat edemezsiniz. O nokta, sanki candır. O olmazsa, siz yoksunuz. Varoluş amacı gibi…

Umut, bir yönse, hayatınızın direksiyonuna bağlıdır. İçinizden geldiği gibi davranır, içinizden geldiği gibi yaşarsınız ama nasıl yaşayacağınız(gelecek zaman!) seçtiğiniz yöne bağlı olarak değişir. Hayatınızın direksiyonunu umudunuz çevirir. Ve umuda bağlı üretilen hayaller… Hiç bitmez ki! Her seferinde vazgeçseniz bile, beyin kayıtsız kalır, söz geçiremez. Neden o yola girdiğinizi bilmeden, o yolda gidersiniz. O yolda yürümenin hazzı hiçbir şeye benzemez.

Umut, bir kalemse, tükenmez olanıdır. Tükenmez kalem silgisi ?! I ıh… Kullanılmaz. Nedense insan umudunu değiştirmez. Yani bir şey ister ve umarsınız ama olmadıysa o konu hakkında umma işlemi biter sizin için. Başka bir alanda, ya da o konunun daha alt kümelerinde umma başlar. Değiştirme değil de, yeni umut yaratma! İşte tükenmez kalem budur. Rengi belirlemek kalır size. Beyaza pek rastlanmamıştır (!).

Umut, bir oyuncaksa, kesinlikle bir zamanların kahramanı troldür. Trolü unutanlar için resmini koyuyorum bu paragrafın altına. Herneyse… O uzun renkli saçlarını sevdikçe hep şansınızın döneceğine inanmadınız mı? Bu sefer umduğunuz gerçekleşecekti, öyle değil miydi? Çantanızda veya odanızın bir köşesinde yerini almadı mı? Peki ya neden vazgeçtiniz trollerden. Umdunuz da bulamadınız mı? Şaşırmadım. Bende de öyle oldu. Kimse yalnız değil.

trol

Umut, bir ulaşım aracıysa, bisiklettir. Hani derler, ilerlemezsen düşersin. Her seferinde yeni bir inançla çevirirsin pedalı. Bir şekilde ilerlersin hayatta. Belki çamura batarsın, belki düşersin. Bisiklete binme fobisi olan bir kızla yeni tanıştığınızı söylemeyin bana :) . Yıllardır buradaydım :) .

Umut, bir melodiyse, kesinlikle sizin oluşturduğunuzdur. Kim bilir belki ünlü bir bestecisinizdir. Hayatı bestelemek o kadar da kolay değildir. Daha, slow mu hareketli mi olsun düşünceleri içinde, uçan giden hayata sabit bir do sesiyle cevap verirken bulursanız kendinizi, hayal kırıklığına uğrarsanız da kabullenmelisiniz, bu sizsiniz veya harekete geçmeye başlamalısınız. Bazen tiz seslere basmaktan korkmamalı. Yeni notalar üstünde koşturmak eğlenceli olmalı. Bunu tatmalı.

Umut, bir içecekse, koladır. Asitli ama tatlı, tatlı ama tatlı tadı gelmeyen, zamanında içmezsen bir şeye benzemeyen başka bir içecek aklıma gelmiyor. Varsa paylaşın benimle. Umudumuzun içeceklerini içelim…

Umut, her şey olabilir. Burnum, kulağım, elim olduğu gibi; umudum da var herkes gibi. Hayatla başka türlü başa çıkılmaz ki! Bir nokta, bir can bu! İçinden bir şey geçiriverir. Saf bir istek kötü olabilir mi?

Saf bir istek acı verebilir mi? Umut çatışması diye bir şeyden söz etmek, çıkar çatışmasından daha mantıklıdır. Umutlar çatışırsa, hayal kırıkları türer. Hayal kırıkları, içimize batar.

Umut, bir duyguysa ki öyleymiş, sevinç de olur, hüzün de, mutluluk da, heyecan da. Aklınıza ne gelirse… Ve bir gün umudun yalnızca duygu olduğunu öğrendiğinizde şaşırırsınız. Sadece anlamın biraz daha tatmin edici olmasını ummuş olabilirsiniz.

Kararında ummalar!

Uses wordpress plugins developed by www.wpdevelop.com