Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim | Posted on 22-10-2009
Etiketler:bisikletikasaba, hayal, huzur, kalabalık, mutluluk, müzik
Önce fonda şu müzik çalsın! Lütfen okuyacaklar müziği de açsın
Tamamını isteyenlere atabilirim. Bana da Sercan attı zaten.
Birisinin elinde gitar olsun. Bir ritim tutturmuş gidiyor olsun. Sonra bir bakalım, trompetli birisi gelsin yanımıza, gitara renk katsın. Bu iki kişi de, bir kasabada yaşayan renkli insanlar olsun. Gitar çalan balıkçı olabilir. Ayağında bu aralar pek meşhur olan (bende de var olan) balıkçı çizmelerinden olsun, ama sarı olmasın, benimki gibi kalpli falan olsun.
Kasabada trompet öğrenmek çok güç olsa da, hayal değil mi bu? Sınırları olmasın. Kulaktan trompet çalmayı öğrenen bir amca olsun bu! Başında şapka olsun. Köşesi yırtık olsun. Üstünde oduncu gömleklerinden olsun. Hava sıcak değil, ama soğuk da olmasın! Limonata gibi derler ya, öyle olsun.
Aa! Ayak seslerine dönelim ki, minik bir kızı sokağın ortasında görelim. Ayakkabıları ses çıkaran cinsten olsun. İlkokula gidiyor olsun. Çorapları kısa, beyaz olsun. Başında kurdelesi olsun. Dans etmek için okul çantasını, yanındaki erkek arkadaşına vermiş olsun. Bu arkadaşı, kıza hayran olsun. Sırtında kendi çantası, elinde kızın çantası ayaklarını çarpmaya başlasın yere. Yavaş yavaş kendini kızın yanında bulsun. Köşedeki ağaç, ikisinin çantasına yer olsun.
İnsanlar yavaş yavaş toplanmaya başlasınlar. Sokak coşmaya başlasın. Karşıki bakkal amca, satmak üzere koyduğu tahta kaşıkları alıp, ritim tutmaya başlasın. Yanındaki kasap, satırı ritimle bir vurmaya başlasın. Yaptığı işinden memnun olsun. Bu arada hayalimin suyu çıkmaya başlasın. Sokağın başında bir genç kız, piyano başında olsun. Son derece keyifli olsun. Gamzeleri gülüyor olsun. Tek derdi bir sonraki notayı doğru basabilmek olsun.
Bu arada bir fotoğrafçı dolaşsın aralarda. Kasabanın güzel bayanı eşiyle bakışırken yakalansın objektife. Yaşlı amca, bir teyzenin yeleğini giymesine yardım ederken görünsün. Minik oğlan, kızın çevresinde dönerken mutlu ama terlemiş olsun. Minik kız, göz ucuyla çantasının yerine baksın, sonra oğlanın gözüne. Tek tek fotoğrafları çekiliyor olsun. Bakkalın üstündeki kadın, çiçeklerini sulamaya çıktığında olayı fark edip, dalmış izlerken ve suyu da yere dökerken görülsün. Bunu fark ettiğindeki komik şaşkınlık da objektife yakalansın.
Genç bir oğlan, çaktırmadan piyano çalan kızı kesiyor olsun. O kızla yakınlaşabilmek için keman çalmayı öğrenmiş olsun. Notaları sorsun arada kıza. Üçüncü çizgiye konulan sol müydü dediğinde, kız oğlanın daha yolun çook başında olduğunu, ama kendisiyle yakınlaşabilmek için ne gibi zahmetlere katlandığını anlıyor olsun.
Terzi Amca, Bilmemkim Teyze’nin mantosunu tamir etmiş, cebine de not iliştirmiş olsun. Notta, “Saat 17.00 ‘de Sahil Kahvesi’nde” yazıyor olsun. Mantoyu teslim edecek çırak çocuk, müziğe kapılıp yerinde adımlarla dans ederken, mantonun cebinden bir kâğıt düştüğünü fark etmemiş olsun. Not uçsun, Bilmemkim Teyze’nin camına yapışsın. Bilmemkim Teyze gizli hayranını merak ederken, akşamüstü kahveye indiğinde, Terzi Amca’yı görmeyi ümit etsin.
Coşkuya katılmak isteyen ortaokul çocuğu, eve girip, çalmak için bir şeyler arasın, bulamasın. Mutfakta mercimek kavanozunu görsün. Elinde onu sallaya sallaya ilerlesin. Yolda giderken, sınıf arkadaşlarını bilye oynarken bulsun, mavi bilye öyle fırlasın ki, bulunamasın. Mavi bilye olmazsa oyunun tadı çıkmaz diye düşünsünler, mercimek kavanozlu arkadaşlarıyla, el çırparak müzikli sokağa gitsinler.
Bir dede acele edeyim derken, bastonunu çamura soksun. Köpeği yalanarak peşinden gelsin. Soluklanmak için bir tabure bulduklarına sevinsin dede, taburenin kırık olduğunu görünce üzülsün. Köşede oturulabilecek merdivenleri görsün. Oturduğunda yanına bir gazete parçası uçsun. Gazetede iki gün önceki sayısal loto sonucunu görsün. Cebinden çıkardığı numaralarla tuttuğunu fark etsin. Bayram yapsın. Hazır herkes kasaba meydanında toplanmışken, çaylar aradan çıksın diye düşünsün. “Çaylar bendeeeen!” diye bağırsın. Çocuklar ,”Dondurma isteriz !” diye tuttursun. Dede dondurmayı kabul etsin ama çocuklar sade mi çikolatalı mı yesinler bilemesinler.
Birisi köşede ıslık çalsın. Kazağı çok şık olsun. Ayakkabıları yeni boyalı olsun. Bu arada kasabaya bir kamyon yanaşsın. Kasabadaki satılık evin artık bir sahibi olduğunu öğrensinler. Sahibi ben çıkayım. Bisiklete binmeyi öğretsinler. Akşam üstüleri çaya davet etsinler. Haftada bir kez, tercihen Pazar günleri sokak boydan boya bir masa olsun. Bütün kasaba o masada yemek yesin. Kasap eti getirsin, bakkal içecekleri versin. Balıkçı balıkları ayıklasın. Manav bir kasa elmayla görünsün.

Bu kasabada yaşadığıma mutlu olayım. Dertlerim, bir sonraki notayı doğru basabilmek kadar çözümü kolay ama stresli olsun.
Hatta herkes bu kasabada yaşasın. Çok alakasız müzik aletlerinden çok güzel müzikler çıksın. Çok alaksız insanlar toplanıp, çok güzel muhabbetler etsinler.
Bu hayal bitmesin. Bu yazı bitmesin. Tam son noktayı koyup, bloğuma yollayacakken kapı çalsın. Üst komşu bir tabak kek getirsin. Tabağı boş vermek olmaz, içine yeni aldığım kurabiyelerden doldurayım.
Derdim, “Komşularım kurabiyeleri beğenecek mi?” olsun. “Bisiklete güzel binebiliyor muyum ?” olsun. “Güzel dans edebiliyor muyum ?” olsun.
İçimden geldiği gibi olsun her şey. Mutluluk şehrinde, müzik kasabasında yaşıyor olayım. Daha fazla uzatmadan, insanları sıkmadan bu yazıyı da postalayayım. Ama hayal kurmayı bitirmeyeyim. Kızım olursa, adını “Hayal” koyayım. Hayaller hep güzel olur


