Köpeğin Kediye Verdiği Ders

0

Posted by Gülügül | Posted in Hayat-İnsanlar, Kızdıklarım, Zaman | Posted on 09-10-2009

Etiketler:, , , , , , , , ,

Islak betona bastığını fark ettiysen, yandın.

Yaşayışı etkilen hareketleri, bu hamleye benzetiyorum, ıslak betona basma. Ne tarafından bakarsam bakayım, öyle yorumluyorum.

Diyelim sen betonsun !( Hiçbir zaman o kadar kuvvetli olmasan da, şimdilik varsayım doğru olsun.) Her şekilde tehlikelisin. Islaksan bulaşırsın, kuruduysan çok sertsin. Bir usta çimentoyu karıştırırken daha önce bu kadar heyecanlanmamış olabilirsin, hâlbuki bir hayat başlıyor! Karakterli doğuyorsun, herkes seni biliyor, sana nasıl davranması gerektiğini de. Ve insanlara, senden korunmaları için bir şans tanıyorsun.

Zarar görmemen için birileri senin çevreni kuşatsa da, hayata direnmek için bu aşamadan geçmen gerektiğini biliyorsun. Kazara birisi basarsa sana, bu iz geçmiyor çünkü. Kocaman bir işaretle yaşamak zorunda kalıyorsun. Her ne kadar özgürlüğüne kavuşmak istesen de, etrafının sarılmasına izin veriyorsun. İşine geliyor sorumluluktan kaçmak, sorumluluğa koşmak isterken hem de.

İşte zamanın sinsiliğini böyle zamanlarda anlıyorsun. Zaman… Şaka maka çocuğum olursa eğer, ismini zaman koyabilirim :) Takıntılıyım bu konuda! :)

Beton olmaktan sıkıldın mı? Tamam, o zaman önceki varsayımı unutup, hayata başka taraftan bakalım. Sen, sen ol yine. Şu anki ruhun ve bedenin… Yaşıyorsun işte.  Yaşamak işini yerine getiriyorsun. Tatili olmayan bir iş içinde yalancı tatiller, göz boyayan cinsten! Her neyse işine veya her nereye gidiyorsan, çıkıyorsun evinden.

Karşına çıkan şeyi yorumlayıp, anlık karar verip yürüyorsun. Yeşil ışık yandı mı mesela, geçiyorsun. Ama sana öğretmişler, dik duruyorsun. Dik durmak çare olmuyor ki her zaman. Alışkın olmadığın durumlarla karşılaşabiliyorsun. Sen kuşlara bakarken örneğin, ayakkabının beton içinde olduğunu fark ediyorsun bir zaman. Hemen heyecanlanıverip bir hamlede dışarı çıkmayı beceriyorsun becermesine de, bir şeyleri mahvettiğini öğrendiğinde, hem de yerine gelmeyecek şeyleri mahvettiğini öğrendiğinde ve zaman geçtikçe izin geçmediğini gördükçe sinirleniyorsun. Sinirlenmek, kendine sinirlenmek, plansızlığına sinirlenmek, ani hareketlerine kızmak, doğru hamleler yapamadığını görmek…

Her zaman doğru hamleler yapamayız şüphesiz. Hatta yanlış hamleler, doğruyu daha kalıcı öğretir, buna da katılıyorum. Ama işte, bir türlü unutamayacağım bir izle hayatıma devam etmek zorundaysam, istemiyorum.

Demek istediklerimi aşağı yukarı belirttim ama asıl ilginç olan bu konuya nereden geldiğim. Bazı olaylara, nesnelere bakış açım çok farklı. Bir ağaca ağaç olarak bakmıyorum, bir otobüs de otobüs değil, ne bileyim yolculuk yolculuk değil! Hepsinin altında bir şey arıyorum. Belki kötüdür bu düşünceler. Bazen el sadece eldir, göz sadece göz.

kedi_ve_kopek_resimleri

Ama işte, geçen gün oturduğum apartmanın önüne beton döküldü. Bir köpek basmış, heyecanla çıkmış. Birkaç pati izi var. Bir kedi, kendisine verdiğimiz kıymaya ulaşmak için beton dökülen alan işaretlerinden kendine yol aramaya çalıştı. Buldu da.

Belki kedi, köpekten ders almıştır. Belki bu yazıdan da ders alanlar olur. İşte amacım buydu ;)

Kalp Beyin Açmazı

1

Posted by Gülügül | Posted in Hayat-İnsanlar, Kızdıklarım, Yazmak | Posted on 02-10-2009

Etiketler:, , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Yazıp da, yazdığımı sildikten sonra çok pişman oluyorum. Yine öyle bir şey oldu ! Sildim…

Ondan sonra, cümleyi yine öyle güzel kurabilecek miyim tasası başlıyor. Aynı şey beynimde düğümleniyor, sorun orada, onu yazmalıyım, fark ediyorum. Fark ettiğim bir şey daha var. Düşünceler beynimizde cümleler halinde durmuyorlar. Bir şekilde hisler, bir şekilde hissetme.

Bir şey söyleyeceğim mesela, bunu bin bir değişik şekilde söyleyebilirim. Her defasında başka bir kelime kullanırım, belki cümlenin ortasında bir yere koyarım,belki sadece ünlem koyarım.Hangi biçimde söyleyeceğime de kalbim karar veriyor. O anki his durumuma bağlı olarak… Kalbin beyne hükmedebileceğini yeni mi duydunuz yoksa ??

Aslında bir dakika, doğru olan bu değil mi? Kalbine söz hakkı vermekten kaçınan biri olarak, niye beyni bu kadar havalara uçurduğumuzu anlayamıyorum. Kendisi böbürlenmişin tekidir! Her dediğinin olacağını bildiğinden, bastırır durur. Gurur kaynağıdır, inatçıdır.

…ve kalp her zaman masumdur. Hoş görülüdür. Bir gün değerinin anlaşılacağını bilir. Sadece sabreder, bekler. Beklemekten sıkılan beyindir. Çareler arayan beyin, çareler bulan kalptir.

Benim gibi, yaptığınız her şeyden emin olmak istiyorsanız (kendinizi rahatlatmak adına), illa bir huzur duygusu, bir içe sinmişlik bekliyorsanız, neye daha çok önem vermeniz gerekiyor? Her doğru karar içimize siner mi? İçimize sinen şeyi yapıyorsak, ve o anda da yanlış bir şeyi istiyorsa kalbimiz ? Her yanlış, herkes için yanlış mıdır?

Bu aralar çok soru sormaya başladım. Bu iyiye mi, kötüye mi gidiş? Bilmiyorum. Diyeceklerime karar verememden kaynaklanıyor bu. Daha kendim karar vermemişken, savunmak hoş olmazdı. Yazının başında beyni savunurken, ortalarda kalbin yanına geçiverdim. Kararsızlığım oradan da belli oluyor mu?

Neden kararsız olduğumu çözmeye çalışıyorum bu defa. Üzülmekten korkuyorum, pişmanlıktan tiksiniyorum. Mavi küpe mi beyaz küpe mi gibi oldukça basit bir denklemi bile çözemiyorken, bulunduğum anla, geçmişi özdeşleştirip; üstüne bir de gelecekle ilgili doğru kararlar almamı bekleyen var mı hala? :)

Son paragrafı da yazdıktan sonra fark ettim ki, beynim sadece bir kargaşa elemanı. Doğru şeyler yapıyorsam eğer hayatımla ilgili, bunu kalbim sağlıyor. Milyonlarca soruyu dinliyor ama yalnızca bir tanesini ileri sürüyor, hem de sebepsiz. İşte bu yüzden kalp güvensiz ! Bu yüzden kimse kalbe referans vermiyor.

Doğrusu ben de vermiyorum. Ben kalbimi ezmişim, beynimi de bilmem kaç fitte uçuruyorum. Her defasında kalbimin dediğini yapmama rağmen, illa bir beyin onayı istiyorum.Onun düşüncelerine önem veriyorum. Sorular, sorular, sorular… Onay vermezse beynim, olay orada kopuyor. Kalbim mi? Beynim mi? Bu büyük ikilemde, yalnız başına durabilir miyim?

O an,  kendimi şöyle hissediyorum:

kalp beyin ikilemi

Özetle, ve resimden hiçbir şey anlamayanlar için ( :) ), bir dağ ikiye ayrılıyor, ramak kalıyor ve ben hala karar veremiyorum, gibi hissediyorum. Bunu bilmeme rağmen, hala günde yola harcadığım 2 saatimi, beynimin ıvır zıvırlarıyla dolduruyorum.

Metronun camından bakarken, hiçbir şey görmemem bundan! Kaç durak gittiğimi bilmemem, Renkli –Çeşme-Nokta duraklarını her seferinde karıştırıp hiçbir seferinde öğrenemem bundan ! Garip, kararsız, pişman sorulardan… Hepsi beynimin suçu ! Kalbimi seviyorum :)

Uses wordpress plugins developed by www.wpdevelop.com