Dondurma? Çikolata?

0

Posted by Gülügül | Posted in Hayat-İnsanlar | Posted on 01-05-2010

Etiketler:, ,

Hani dondurmayı eline aldığında çok mutlu olursun, ona konsantre olursun ya. Gözün başka şey görmez. Erimesin, akmasın diye acele edersin. Aceleyle bitirirsin. Dondurmayı eline almanla, midene indirmen arasında geçen süren en fazla 10 dakikadır. Sonra gene aynı tas, aynı hamam…

Sanki hiç yemedin daha önce dondurma!

Yaşadıklarım neden dondurmaya benziyor peki?

Yaşarken çok mutluyum. O an elime geçince havalara uçuyorum. Gözüm dondurmamdan( =) ) başkasını görmüyor. Aceleyle yaşıyorum. Aa bir bakmışım, bitmiş. Yaşarken çok mutluymuşum ama bir şeyler olmuş işte. Dondurmam erimiş, midemde duruyor. Hazmetme aşamasına geçmişim.

Ama hep böyle oluyor. =)

Ben bunu çözemedim. Hep aynı şeylerin olması hiç hoş değil. Dondurmalı zamanları hiç sevmemeye karar verdim.

Düşündüm de, yaşadıklarım keşke çikolataya benzeseydi.

Tadı zaten mükemmel! Üstelik zaman geçtikçe kanıma karışıp da “mutluluk hormonu” salgılaması da cabası…

Zaman geçiyor ve mutluluk devam ediyor, hem de artarak.

Şimdi sorsam “Dondurma mı? Çikolata mı?” diye yaz geldi diye herkes dondurma der. Hiç bu yanıyla düşündünüz mü bakayım. =)

Çikolata iyidir, her zaman.

Son olarak, Candan Erçetin’den Kırık Kalpler Durağı, bütüüün dondurmalı zamanlara gitsin benden!

Yalnızca bir talihliye tılsımlı içecek…

2

Posted by Gülügül | Posted in Hayat-İnsanlar, Özel Günler | Posted on 25-05-2009

Etiketler:, , , , ,

Bize anlatılanlar yanlıştı hep. Hiçbirimiz beş duyu organına sahip değiliz. Biz duyu organlarına sahip değiliz. Tamamen duyarsız olmuşuz. Olmuşlar…

Görmek için göz yetersizdir. Göz sadece yanılsamadır bence. Beynini yanıltma yöntemi. Bakarsın, gözünden ışık geçer, retinaya görüntü düşer, beynin bunu algılar. Beynin yanılır. Gördüğünü zanneder. Gördüğünü zannettiğin bir gün daha akar, gider.

Birinin gözlerine bakarak konuşma diye bir kavram kaldı mı ki?Görürsün (!) , çırpınırlar orda. Başka şeyler anlatır ama kimse bakmaz. Niye bakmazsınız ki?!

Duymak için kulak yetersizdir. Duymak sadece beyni yanıltma yöntemidir. Gelen ses dalgaları kulak kepçesinde toplanır da, kulak yolundan beyne ulaşınca duydun zannedersin. Hiç rüzgarı dinledin mi? Karınca bir şeyler diyor mu, dikkat ettin mi?

Karşındaki konuşur, kelimeler sarf eder. Kelimeler belli bir anlam oluşturur, beyninde o cümle belirir. Duydun zannedersin. Her kelimenin beyninde yüzlerce yeni kelimeyi çağrıştırması ve senin karşındakini daha iyi anlamanı gerektirirken, duyarsın(!), duyduğuna cevap verirsin. Anlamsız bir konuşma daha biter. Duyduğunu zannettiğin bir gün daha uçar.

Koklamak için burun yetersizdir. Sen nefes aldığında hava akciğerlerine giderken, koku almaçları beynine fısıldarlar. Sen koku duydun zannedersin. Kendini aldatma biçimlerinden biri daha. Bir gül kendini yırtıp da sana ulaştırmazsa kokusunu, sen koklamazsın ki onu. Bir kitabı uzun zamandır eline almadığını, kitabın sana trip yapma şeklinden, kendini hatırlatma çabasından anlarsın. Sarmısak da çok komplekslidir mesela.

Peki ya karşındakinin kokusunu biliyor musun? En yakın arkadaşın hangi meyve gibi kokar söyleyebilir misin? Temiz hava nasıl kokar, kokladın mı? Koklayamadan bir günün daha geçmesine izin mi vereceksin?! Hadi, içine çeksene havayı !

Tat almak için dil yetersizdir. Sen dondurmanı yaladığında, ordaki tat reseptörleri beynine “Bu şekerli!” dediğinde, sen dondurmanın tadını aldığını zannedersin. Hani bir gün dilin yansa, o gün sevmediğin bir yemeği yiyeyim demezsin. Tadına varmadan yediğinin, amacının mideni doldurmak olduğunu unutursun.

Dokunmak için ten yetersizdir. Yatmak üzere yastığını düzeltirken, kuş tüyü bir yastıksa parmağının ucundaki haberciler beynine “Bu yumuşak!” dediğinden dokundun zannedersin.

Karşındakiyle seni iki ayrı madde diye düşünürsek, siz dokununca birbirinize,varlığınız birbirine karışmalı. Elektriğiniz bölüşülmeli, sıcaklığınız dengelenmeli. Siz birbirinize karışmalısınız! Kim kime dokununca böyle hissediyor ki artık…Dokunduğunu zannettiğin bir gün daha geçiyor.

Bu duyu organlarından birinin eksik olduğu bir çocuk gördüm. Göremiyordu. Müzik duyunca kendinden geçti, alkışlanacağı zaman onun tek başına alkışı tüm salona yetti. Önüne gelen yemeği yemeden önce iyice bir kokladı. “Hmpf harikaa!” diye bağırdı.Sonra bir ödev yerine getirir gibi yemeğini yedi. Afiyet olsun !

O zaman anladım ki, hayatta sahip olduklarını kullanamadıktan sonra hiçbir önemi yokmuş. Biz duyarsız olmuşuz. Karşımızdakine hakkını verememişiz. Dokunmalarımız dokunma değilmiş, görmelerimiz görme değilmiş… Sahte bir dünyada yaşar olmuşuz. Her güne bir senaryo yazıp, çok nadir doğaçlama yapar olmuşuz. Biz ne hale gelmişiz !

Ben bu gruba dahil değilim, her duyumu hakkıyla kullanırım diyen varsa, 6. duyusu olan proprioception ‘a sahip mi bir de ona baksın :) ) E o da varsa, o kişiye Aztek kralı Moctezuma ‘nın sıradan insanlara çok özel durumlarda ikram ettiği tılsımlı içecekten vereceğim. “Mmm, sıcak çikolata ” :) ))

Uses wordpress plugins developed by www.wpdevelop.com