Kendime Mektup

6

Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim, Hayat-İnsanlar | Posted on 14-12-2009

Etiketler:, , , ,

Gel birlikte kahvaltı yapalım.

Biraz biz bize konuşalım, düşünelim. Çay da demlerim, içine bergamut bile koyarım. Seviyorsun sen, biliyorum.

Sana yeterince vakit ayıramadığımın farkındayım kendim! Konuşmaya çalışıyorsun, hiçbir seferinde de dinlemiyorum seni. Farkındayım, özür dilerim .:( Bundan sonra daha dikkatli olacağıma söz versem bile, huylu huyundan vazgeçmez bilirim. Sözünün eri birisi olduğumu da sen biliyorsun. İkimiz böyle bazı noktalarda tartışabiliyoruz işte.

Barışmak için kahvaltı edeceğiz, güzel olacak. Bu barış kısa sürecek ama. İkimizin de beyni boşalana kadar bekleyeceğiz, sona boşluktan sıkılıp yine birbirimize saracağız biliyorum. Çoğu zaman birlikte karar vermemiz gerekecek, yine yüz yüze bakacağız.Bunun için tartışmayı çok da abartmamak lazım farkındayım.

Yeter ki gel, kahvaltı edelim. Konuşalım biraz işte. Sıcak simit alırım. Gerçekten. Kokusuyla uyanırsın karışmam.

Açık olayım, mır mır mır mırlıyorsun ya içimde, hiç hoş değil bu. Kitap okumaya çalışıyorum mesela, hemen ordan konuya dalıveriyorsun. Adamın bastonunu siyah hayal etsem, kahverengiye çeviriveriyorsun. Hangi duraktan otobüse bineceğime bile karışıyorsun. Biraz yürüyüp yürümeyeceğime bile karar veren sensin. Pardon da ben neci oluyorum ?

Ben seni dinlemedikçe baskın çıktın yahu. Her hareketime bu kadar müdahale edilmez. Karar verilecekse, birlikte vereceğiz. Ama bu savaş haline geldi. Acaba bu sefer kim yenecek diye düşünüp duruyordur zavallı beynimiz. Yazık değil mi, bunları düşünmeye mecbur mu ? Kendi işi gücü başını aşmışken…

kahvalti

Oysa gelsen bir gün… Kahvaltı etsek işte mesela. Taze kaşar da koyarım sofraya, beyaz peynir de. Domates de doğrarım hormonsuzsa. Kabuklarını da soyacağım söz! Biliyorum kabuklu domates sevmiyorsun…

Fısır fısır sinir ettin içimde beni. Çık ortaya bir gün. Her neredeysen gel, çık karşıma. Çal kapımı, açmam diye korkma. Açarım ben. Hiçbir kapım kapalı değil ki… Bağırmam da, kızmam da. Dinlememi istiyorsan seni, bağır biraz. Sen dediğini yaptırdıkça bana, sana daha çok sinir oluyorum.

Hem ne o öyle sustun şimdi? Ağır mı geldi dediklerim?! Paşa keyfiniz bilir efendim.

Son kez söylüyorum, kahvaltıya bekliyorum bak! Bal da olacak sofrada ;)

Yeter ki gel, konuşalım işte. Fısırdama, mırıldama.. Herkes kendi kurallarını koysun ortaya. İşte bu kadar !

Geleceksin biliyorum. Adresi bildiğini umuyorum. Bilmiyorsan kalbime sor ;)

Hadi görüşürüz…

NOT: Bunu da dinle bak. :) Sana armağan ediyorum.

Sursum corda! Vulnerant omnes, ultima necat

6

Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim, Hayat-İnsanlar, Kızdıklarım, Yazmak | Posted on 13-11-2009

Etiketler:, , , , ,

Normal bir yazı için, başlığın yazının temeli hakkında bilgi vermesi beklenir. Kurallara karşı mı çıkıyorum ne? Başlığımı anlatacağım. İtirazı olan? :)

Hayatta giriftlerle karşılaşmak sinirimi mi bozuyor yoksa beni tatmin mi ediyor anlamadım. Sinir bozukluğu tarafı; daha önce her şeyi düzgün giden birisi ile karşılaşmadım, ama girift olmak demek her bakımdan kenetlenmek demek. Öylesine bir uyum sağlamak demek. Tatmin eden tarafı; her zaman bir umut oluyor. Demek ki varmış böylesi de diyorsun. Mutlu oluyorsun. Uyum ve mutluluk da girift mi olmuş ne? :)

Başlığımın yapısı budur. Girift olmuş iki cümleden oluşur. Bu nedenle ikisini ayrı ayrı anlatamam, önce anlatırım, sonra anlamı buydu derim. Hala bana sinir olmadınızsa, okumaya devam edin. Bence kaybetmezsiniz. ;)

Zamana karşı takıntılı olduğumu herkes bilir. O akarken benim bakmam, en sinir olduğum şeydir. Bir dolu şey gerekir ama bazen sadece homurdanmakla geçer o zamanlar. Üstelik sanki çok gerekli bir şeymiş gibi bölümlendirmişler, değer vermişler diye düşünürüm. Zamanlarını, zamanı düzenlemeye çalışırken geçirmişler. Ne yazık! Ama bunu derken fark ediyorum da, kol saatim olmasa da, sonraki duruma atlıyorum. (bkz. Otomata Teorisi, next state) Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu?

Zamanın soyut bir şey olduğunu bile bile tutmaya çalışmam, yakalamak istemem de cabası. Bu kadar düşüncesiz miyim ben? Kendi beynimin içine baktığım zamansa, şöyle komik şeylerle karşılaşıyorum: Belli aralıklarla boş dakikalarımı toplayan bir metod var. :D Beynim kafasına estikçe çağırıyor bu metodu. Sonra ben de “Ay ne yapayım? Bari ne kadar boş dakika geçtiyse, zamanı o kadar geri alayım!” mantığıyla hareket ediyorum. Olmuyor tabi.

Sonra her defasında da, beynimi başka türlü yönetiyorum. “Bak, boşu boşuna zaman harcıyorsun bu hesaplamalarla, gel anı yaşayalım, gül gibi geçinip gidelim. :) ” Benim beynimi değil, beynimin beni yönettiğini unuttum galiba. Biraz daha kayıp zaman…

Halbuki ‘an’çok önemlidir. Hatta bir ‘-ı’ harfiyle ‘anı’ olur ki, güzelse dünyalara bedel. Kötüyse, ileride dünyalara bedel şey yaşaman için bir dahaki sefere ne yapmaman gerektiğini öğrendiğin bir kural. Her durumda en güzele gitmek istiyorsam, niye yaşamıyorum ki onu? Gerektiği gibi hissetmiyorum, koklamıyorum havayı, bakmıyorum denize?!

Bazen zıplamam gerektiğini zannediyorum bulutlara kadar, bazen ciğerlerim yanana kadar koklamam gerektiğini havayı… Bazen de cesaret isteyen şeyleri ne kadar es geçtiğimi. Halbuki o zaman da hayatın beni es geçeceğini…

İşte bu yüzden “Sursum corda!” dedim. Latince ,”kalpler yukarı !“demekmiş ;) Cesaret lazım demekmiş.

İşte bu yüzden “Vulnerant omnes, ultima necat” dedim. Latince, “her geçen dakika yaralar sonuncusu öldürür” demekmiş.

Sursum corda! Vulnerant omnes, ultima necat!

cesaret_hapi

Uses wordpress plugins developed by www.wpdevelop.com