Çok mu mutluyum, çok mu mutsuzum? Buna karar veremiyorum.
Karar veremediğinizde siz ne yaparsınız? Ben yaşamaya devam ederim. Normal yani.
Bir sonraki an için, bir öncekinin mutluluk katsayısı pek önemli değildir bana göre. Tamam tahminlemede işimize yarayabilir ama daha öteye geçemez.
Mmhm kendime gelmeye ihtiyacım var. Şöyle denizin ortasında bir botum olsa. Çevrede başka hiçbir şey olmasa… Yıldızlara baka baka vakit geçirsem. Ayla konuşsam, dalga sesleri bir şeyler fısıldasa kulağıma.
Vallahi çok bir şey istemiyorum ben. Sadece hak ettiğim kadarını. Önce biraz boşaltmalı bu kafayı.
Ama kazın ayağı böyle değil işte! Her yaptığımızdan puan toplamıyoruz ki, puanlarımızın karşılığı olsun. Neyse konuyu dağıtmayayım, kafam yeterince karışık.
Günlerdir o kadar çok çalışmak zorunda kaldım ki beynimin tüm kıvrımlarını hissedebilme yetisiyle birlikte birkaç kıvrım daha eklendiğini fark edebiliyorum. Geri kalanlarda ne mi yapıyorum? Başka dünyalara ışınlanmak üzere kitaplara boğuluyorum. Dinlenme yöntemi olarak kitapları seçin. İşe yarıyor.

Bu arada gerçek “Gül” nerede? Duyguları, yaşadıkları, paylaştıkları, yazmak istedikleri, hayalleri, kırgınlıkları. Bunların hepsi dağa kaçtı. Dağ mı nerde? O da yandı bitti kül oldu. =)
Hayat devam ederken, farklı boyutta nefes alıp verebilmek böyle bir şey sanırım. Ben bunu becerebiliyorum. Galiba yani.
Yoğunluk güzel. Koşuşturmaları seviyorum. Bazen “Gül”ü unutuyorum o kadar.
Bu yazıyı da, bu sabah 7:30’ta kalkıp Bornova’ya gidip proje kontrolünü yaptırıp, sonra derse girip, dersten 4’te çıkıp, Müküş’e uğrayıp, akşam 7 sularında eve geldikten ve annemle balkonda minik bir kahve keyfi yapıp, ardından yemek yedikten sonra; Cuma günü teslim edilecek diğer bir ödevi araştırmaya başlamadan hemen önceki bir zaman diliminde yazıyorum. Yollarda kitap okuyorum. İşim bitince uyuyorum. =)
Öyle kafam dolu ki, bugün saat 4’ e kadar su içmeyi unutmuşum. Dersten çıkınca “Susadıııımm!” diye haykırarak bölümdeki bütün su veren makinaları dolaştım. 40 su haznesinin 40’ı da boş mu olur? Olabilir. Oldu.

Bu arada, tabii ki karar veremiyorum ben mutlu muyum, mutsuz muyum? Vaktim olsa bir sürü abuk subuk şey düşünmem gerekecek. İyisi mi kaptır kendini Gül! =)
Öhöm, höm. Şimdi Cuma günümün programını açıklayayım.
Efendime söyleyeyim, sabah staj görüşmesi için İzmir’deki en başarılı şirketlerden birine gideceğim. Kabul edilirsem bol bol reklamını yapabilirim.(Göz kırptım burada…) Ardından yine 4’e kadar ders var. Ama bu arada işletim sistemleri ödevini bitirip, teslim etmem gerekecek. Sonra da doktor kontrolüne gitmem gerekiyor.
Sonra mı? Hoş geldin bilgisayar grafikleri projesi… =)
Niye yazamadığımı anlatmış oldum herhalde. Vallahi bu da aklımda bir sorun olarak duruyordu. Alışmışım yazmaya, yazdığımı paylaşmaya.
Bu sıkıcı yazıyı burada noktalıyorum.
Sevgiler efendim. Bu sayfayı kapatmadan önce, Yasemin Mori’den *Arjantin*, benim için gelsin bu defa.
(Ba ba b aba ba bam! Beni vurdular…)