Geri Dönüşüm

0

Posted by Gülügül | Posted in Hayat-İnsanlar | Posted on 09-06-2010

Etiketler:,

Önce az insan vardı. Çoğaldılar sonra.

Ama dünya tekti. Kocamandı ama tekti. Yetmiyordu, yetişemiyordu.

Her şey azaldı zamanla. Her şey ama!

Geri dönüşüm o zaman ortaya çıkmış işte.

“Geri dönüşüm terim olarak, kullanım dışı kalan geri dönüştürülebilir atık malzemelerin çeşitli geri dönüşüm yöntemleri ile hammadde olarak tekrar imalat süreçlerine kazandırılmasıdır.” diyor Vikipedi.

Hım , niye mi geri dönüşümden bahsettim.

Önce beynimde az iş vardı. Kafasına göre takılıyordu. İstediği şeyleri seçmekte özgürdü. Eğleniyordu. Kah kitap okuyor, kah müzik dinliyor, kah film izliyor, kah hayal kuruyordu. Hayalleri hiç bitmiyordu. Bitsin istemiyordu. İşler tıkırında ilerliyordu.

Zamanla işler arttı. Finaller, projeler derken doldu taştı. Artık hayal kuramıyordu. Kitap okuyamıyordu.

Tek başınaydı beynim. Kocamandı ama tekti. Artık yetmiyordu, yetişemiyordu. Duyguları yoktu ya da sinmişti… Her şeyi sindirmekte büyük bir ustaydı. Ama zaman büyük bir ilaçtı. Geçmeyecek diye korkmak bir işe yaramıyordu. Geçiyordu çünkü.

Geçti de! Ama beynimdeki tüm kaynakları tüketti.

O zaman tek çare var, geri dönüşüm!

Geri dönüşüm sürecine hazırım hanımlar beyler . Süreç bugün başladı.

Deneyimlerimi yazarım ben. ; )

Hepsi Dağa Kaçtı!

0

Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim, Hayat-İnsanlar, Kızdıklarım, Yazmak, Zaman | Posted on 12-05-2010

Etiketler:, , , , , ,

Çok mu mutluyum, çok mu mutsuzum? Buna karar veremiyorum.

Karar veremediğinizde siz ne yaparsınız?  Ben yaşamaya devam ederim. Normal yani.

Bir sonraki an için, bir öncekinin mutluluk katsayısı pek önemli değildir bana göre. Tamam tahminlemede işimize yarayabilir ama daha öteye geçemez.

Mmhm kendime gelmeye ihtiyacım var. Şöyle denizin ortasında bir botum olsa. Çevrede başka hiçbir şey olmasa… Yıldızlara baka baka vakit geçirsem. Ayla konuşsam, dalga sesleri bir şeyler fısıldasa kulağıma.

Vallahi çok bir şey istemiyorum ben. Sadece hak ettiğim kadarını. Önce biraz boşaltmalı bu kafayı.

Ama kazın ayağı böyle değil işte! Her yaptığımızdan puan toplamıyoruz ki, puanlarımızın karşılığı olsun. Neyse konuyu dağıtmayayım, kafam yeterince karışık.

Günlerdir o kadar çok çalışmak zorunda kaldım ki beynimin tüm kıvrımlarını hissedebilme yetisiyle birlikte birkaç kıvrım daha eklendiğini fark edebiliyorum. Geri kalanlarda ne mi yapıyorum? Başka dünyalara ışınlanmak üzere kitaplara boğuluyorum. Dinlenme yöntemi olarak kitapları seçin. İşe yarıyor.

Bu arada gerçek “Gül” nerede? Duyguları, yaşadıkları, paylaştıkları, yazmak istedikleri, hayalleri, kırgınlıkları. Bunların hepsi dağa kaçtı. Dağ mı nerde? O da yandı bitti kül oldu. =)

Hayat devam ederken, farklı boyutta nefes alıp verebilmek böyle bir şey sanırım. Ben bunu becerebiliyorum. Galiba yani.

Yoğunluk güzel. Koşuşturmaları seviyorum. Bazen “Gül”ü unutuyorum o kadar.

Bu yazıyı da, bu sabah 7:30’ta kalkıp Bornova’ya gidip proje kontrolünü yaptırıp, sonra derse girip, dersten 4’te çıkıp, Müküş’e uğrayıp, akşam 7 sularında eve geldikten ve annemle balkonda minik bir kahve keyfi yapıp, ardından yemek yedikten sonra; Cuma günü teslim edilecek diğer bir ödevi araştırmaya başlamadan hemen önceki bir zaman diliminde yazıyorum. Yollarda kitap okuyorum. İşim bitince uyuyorum. =)

Öyle kafam dolu ki, bugün saat 4’ e kadar su içmeyi unutmuşum. Dersten çıkınca “Susadıııımm!” diye haykırarak bölümdeki bütün su veren makinaları dolaştım. 40 su haznesinin 40’ı da boş mu olur? Olabilir. Oldu.

Bu arada, tabii ki karar veremiyorum ben mutlu muyum, mutsuz muyum? Vaktim olsa bir sürü abuk subuk şey düşünmem gerekecek. İyisi mi kaptır kendini Gül! =)

Öhöm, höm. Şimdi Cuma günümün programını açıklayayım.

Efendime söyleyeyim, sabah staj görüşmesi için İzmir’deki en başarılı şirketlerden birine gideceğim. Kabul edilirsem bol bol reklamını yapabilirim.(Göz kırptım burada…) Ardından yine 4’e kadar ders var. Ama bu arada işletim sistemleri ödevini bitirip, teslim etmem gerekecek. Sonra da doktor kontrolüne gitmem gerekiyor.

Sonra mı? Hoş geldin bilgisayar grafikleri projesi… =)

Niye yazamadığımı anlatmış oldum herhalde. Vallahi bu da aklımda bir sorun olarak duruyordu. Alışmışım yazmaya, yazdığımı paylaşmaya.

Bu sıkıcı yazıyı burada noktalıyorum.

Sevgiler efendim. Bu sayfayı kapatmadan önce, Yasemin Mori’den *Arjantin*, benim için gelsin bu defa.

(Ba ba b aba ba bam! Beni vurdular…)

Gelecek Zamanda Bir Hayat

0

Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim, Hayat-İnsanlar, Yazmak, Zaman | Posted on 03-04-2010

Etiketler:, ,

(Ben Sam Cooke’tan SummerTime‘ı dinlerken yazdım bu satırları. Belki sen de dinleyerek okumak istersin diye düşündüm. ;-) )

Ben yine kendi masalımı dinleyeceğim.

Zaman geçecek, bugün sıkıldıklarıma yarın güleceğim. Bir şey değişmeyecek muhtemelen, kendi masalımı dinleyeceğim, o kadar.

Uzaktan bakmaya devam edeceğim. Seyretmek yine ilgimi çekecek. Kendi gözlüklerim ve kendi göz rengimle.

Sanki başka bir galakside yaşarmış gibi, kalabalığın içindeki tenhalık gibi… Belki bazen kalabalığa karışmak isterken bulabilirim kendimi, emin değilim.

Yazı yazmak rahatlatacak beni gene. Zaman geçtikçe değişmeyecek diğer şey, kendi masalımı dinlerken bunu kağıtlara aktarmak olacak. Yazdığım kalemin rengine ve cinsine dikkat edeceğim gene. Ve muhtemelen kurşun olmayan yeşil renkli bir kalemle yazacağım. Gözüm kırmızıya gitse de…

Kendi canımın istedikleri pek önemli olmayacak gene. Dolaylı yoldan kendi canımı mutlu ettiğimi bilmeden, bencilce yaşayacağım. Zaman geçecek.

Belki bazen bir salıncak bulup, sabahlara kadar sallanmak isteyeceğim. Rüzgarın saçlarımı okşamasına izin vereceğim. Belki ben hızlandıkça, daha çok savrulan saçlarım hoşuma gidecek ve ertesi gün gene aynı salıncağa koşacağım. Yaz akşamlarım böyle geçecek. Ayaklarımda beyaz babetlerim olacak.

Hep farkında olacağım zamanın geçtiğinin ama gene bir şey yapamayacağım durdurmak için. Kumrular gibi düşünüp dururken bulacağım kendimi, etraf beni gülüyor görürken. Zekice planlarım olacak. Muhtemelen onları da hayata geçirmek için pek bir cesaretim olmayacak.

Sanırım korkaklığımla övünecek, kendimi havalara uçuracağım.

Belki bazen konuşmam gereken yerde susacak, susmam gereken yerde konuşacağım. Ne yaparsam yapayım, içimden geldiği gibi yapacağım. Belki de içimden geldiği halde yapamayacağım bazı şeyleri.

Sıkılacağım, kendimi hayallere vuracağım. Her kurduğum hayalin, gerçekten çaldığını fark etmeden devam edeceğim düşünmeye. Nostradamus olmadığımı anlamak biraz zaman alacak. Nostradamus olsaydım, gördüklerimi yaşayabilecektim. Gülügül vasfıyla, ancak uydurabiliyorum geleceğimi…

Sitem etmek isteyeceğim. Kimse kırılmasın istediğimden, sitem edecek kimse bulamayıp, kendime kusur bulacağım. Kusurlu bir insan olmak hoşuma gitmeyecek. Elimden başka bir şey de gelmeyecek.

Ne bileyim, aynen yaşamaya devam edeceğim. Mutlu anlarımla, kızgın ve üzgün anlarımla…

Fark etmeyecek hiçbir şey. Sabah hayal kurduğum için, akşamına kendime çok kızacağım o kadar.

Kendi kendime bir kitapla sarhoş olup, sayfalarda nara atacağım. Kimse duymayacak.

Ve bir sabah, gözlerime bakarken bulacağım kendimi. Kendi gözlerime baktığımda, aslında her şeyi gayet açık seçik söylediğimi fark edeceğim. Belki bir daha kendimle göz göze gelmeyeceğim.

Zaman geçecek, beni yine kendi masallarımı dinleyeceğim. Bıkmadan.

Büyümüş De Küçülmüş Yazılar

2

Posted by Gülügül | Posted in Hayat-İnsanlar, Küçüklüğüm, Yazmak, Zaman | Posted on 01-02-2010

Etiketler:, , ,

Daha önce yazılarımı okuyanlar , duygularımı nasıl ifade ettiğimi az çok bilirler. Çoğu zaman tiye alırım, bazen gerçekten çok kızarım. Mutlu olduğum bir şeyse daha değişik anlatırım. Çoğunlukla bir şey derken, başka bir şey demek isterim.Bilmem anlatabiliyor muyum?

İlkokuldaki okuma parçalarında, “Yazar burada aslında ne demek istiyor?” soruları en gıcık olduğum sorular olmuşsa da, sanırım artık çok hoşuma gidiyor. Ben buna sığınıyorum. Buna sığınmak beni mutlu ediyor. Bir şey derken, aslında bambaşka şeyleri çağrıştıran hücreler iletişime geçmişse beyninizde bir yerlerde, gerçekten mutlu oluyorum.

Ben böyleyim. Yıllardır.

Odamı değiştirmeye karar verdim 2 gün önce ve uyguladım. Derinliklerde bir yerlerde, eski yazılarım çıktı. Büyümüş de küçülmüş yazılar. Ve karalanmış dörtlükler.Her yazımın altına tarih atma alışkanlığım olmasına rağmen, o dönemlerde karaladığım dörtlüklerde tarih göremedim. Buna üzüldüm. Ama orta son- lise hazırlık yazılarının aralarında bulunduğuna göre, büyük olasılıkla o tarihler arasında herhangi bir gün.

Ben buraya aktaracağım şimdi beğendiğim bir iki tanesini. Nasıl bulacağınızı gerçekten merak ediyorum.

Ben gene aynı ben. Yazarım, çizerim, düşünürüm ederim… Hadi bana görüşürüz, size iyi okumalar… ;)

Ama bir saniye, önce defterimi göstereyim, sonra içinden bir yazımı da fotoğrafladım makroyla. :)

Bugün duygularım başka

Bugün birşeyler kokuyor buralar,

Başka;…

Unuttuğum, hatırlaması zor

Ve biraz da kırgın birşeyler…

Eğer dolma kalemin arkaya geçmişse,

Sorumlu mürekkeptir.

Öyle ya, kağıt hiç ince olamaz

Ya da sen bastırmamışsındır!

Bir şeyler…

Lazım olan…

Eksik olan…

Kalmamış…

Tam Merdiven Boşluğuna Düşecekken…

4

Posted by Gülügül | Posted in Hayat-İnsanlar, Kızdıklarım, Zaman | Posted on 30-01-2010

Etiketler:, , , , ,

Bazı şeyleri bildiğimi zannettiğim zamanlar oldu. Bir de utanmadan nutuklar verdim. “Şu şöyledir, bu böyledir!” Halbuki hepsi duyummuş.

Kulağımın bana oynadığı oyun bu! Her duyduğu şeyi öğrenme merkezine iletmese olmayacak! Neyse nerde kalmıştım? Höm, duyumlar…

Demişlerdi, hayat tek kişilik…Ben de bunu hemen öğrenmiştim. Ama şu son günlerde fena halde kendime ihtiyacım olduğunu hissettim. Bende düğümlenen şeyleri, benden başkası çözemezdi. Çözemezler zaten !  Çözülsün isterdim ama… Bir peri gelsin de sihirli değneğiyle beni 3 günlüğüne dondursun isterdim. Çünkü yoruldum. Çünkü ruhum oradan oraya koşturuyor, kendimi kaybediyorum.

Oysa kendime ihtiyacım var benim! Benimle ilgilenmesine ihtiyacım var kendimin.Birazcık da olsa…

Günlerdir, resmen azap içinde ders çalışmaya çalıştım. Her türlü çin işkencesine rakip olacak türden bir şeydi. Her gün hayatımda değişik bir sayfa açıldı, ben her akşam birisiyle ilgili bir şey yazmaya yeltenirken, öbür gün, diğeri başladı. Çıldırabilirdim.

Şu son 10 günlük hayatımda yangınlar mı görmedim, 6.kattan kendini aşağı atan kedileri görüp çığlık mı atmadım, sevdiğim birisini mi kaybetmedim, sevmediklerimle mi muhatap olmak zorunda kaldım… Ne sayarsın başka? Say bakalım. Listeye girmesi muhtemel. Yazı dizisi çıkması da muhtemel… :)

Ben sıkıntıyla odama giderken, annemin elinden bir şey gelmeyişinin bakışı, sanırım bazı şeyleri daha somutlaştırdı beynimde. Bir insanın annesi bile evladı için bir yere kadar bir şey yapabiliyor. Aynı evi paylaşsak da, hayatlarımız farklı. Ama birisi bir şey dedi, duydum; hemen cevap vereyim.

Hayatı paylaşmak mı? Ortada sadece bir hayat var ve hepimiz bunu mu paylaşıyoruz? Bu kadar saçma bir şey daha duymadım. Öğrendim ki, herkes bir hayatmış. Ama bunu duydun diye, öğrendim sanma lütfen. :)

Düşündüm, hayata gelirken yalnız başımaydım. Dünyada birileri ile tanıştım. Tanıştığıma memnun oldum. Zaman geçti, büyümüşüm. Artık özlü sözler söylemekten çok daha gerçek olmuş hayat. Yıllar önce defterime yazdığım bir söz kalmış geriye, “Hayatta neysen o’sun!”

Tek başınasın. Yolun da tek. Bu yolda sana arkadaşlık etmek üzere bulunuyor diye bazıları, zannediyorsun ki hep birlikte yürüyoruz. Yok canım?! Neden mi bu kadar eminim? Giden de tek başına gidiyor çünkü. Şahit oldum. 1 hafta oldu olmadı.

Başkalarıyla , başka davranışlarla sıkmaktan kendimi, yolda tek başına olduğumu unutuvermişim bir an. Kendime ihtiyacım olduğu halde, kendime kalamamışım.

Sanki rüyadaymışım. Rüyamda bir bilgisayar oyunundaymışım. Ruhsal durumumu gösteren kalp sürekli düşüşe geçmiş. Tam merdiven boşluğuna düşecek gibi olmuşum, aa uyanır gibi olmuşum!

Ama bu oyun çok uzamış. Birisi beni dürtsün! Lütfen…

Her gün- A4’ün eni ve boyu kadar özgürlük !

0

Posted by Gülügül | Posted in Hayat-İnsanlar, Kızdıklarım, Yazmak, Zaman | Posted on 13-01-2010

Etiketler:, , , ,

Şu boş sayfaya bakarken bile sorumluluk hissediyorum.

Bu sefer olaya sayfa açısından bakıyorum. Kimi sayfalara bir şeyler çizilir, kimine not alınır, kimi sayfa mizahi anlam kazanır, kimi sayfa güzel şiirler okur, kimi mutlu notalar barındırır… Benim sayfalarım benim derdimi dinlemekten başka bir şey yapmıyorlar maalesef. :(

Şu boş sayfayı o kadar güzel değerlendirebilecekken, sinir olduklarımı yazıp duruyorum. Burada kişisellik devreye giriyor tabi. Hani benim rahatlamam için, yazmam lazım. O zaman şöyle bir sonuç çıkıyor: Ya kağıtlara acımayacağım, ya da kendime.

Genelde kağıtlara acımıyorum ama. Acıyorum da!Aman ne bileyim…

Sevgili boş A4 kağıdı;

Seni böyle harcadığım için gerçekten üzgünüm. Ve senin gibi birçoklarını. Ne yapayım, iyi geliyorsunuz bana.Mutlu ediyorsunuz beni, birçoklarından çok hem de. En yakın arkadaşlarını say deseler, başkalarından önce seni söylerim ben, ilk üçe sokarım yani o derece.

Sana bakarken özgür hissediyorum.A4’ün eni ve boyu kadar özgürlük ! Kafamda ne varsa, aynen, belki fazlasıyla, sen taşıyorsun. İşte bu yüzden her kağıdın ağırlığı aynı değildir bende. Kimini bir kişi zor kaldırır, kimi ‘püf’desen uçar gider.

Diğer insanları görmezden gelen bazı insanlar için (var böyleleri çok) garip gelecek  benim seni muhatap almam. Sana bir insanmış gibi davranmam, seninle konuşmam ve dertleşmem… Oysa benim kağıtlarımın insanlaştığını bilmiyorlar.

İnsanlaşmak ? …İnsana özgü özellikler kazanmak yani.

İçi dolu A4 kağıtlarımın yaşaması mesela. En azından ben yaşarken , onlar da yaşayacaklar. Atmam ki onları, saklarım ben. Kıyamam ki onlara.

Peki ya düşünmek?

Kağıtlarımın düşünebildiğini fark edeli çok oluyor. Bir cümle mesela, oku oku, her seferinde başka anlam çıkar.Hepsi de doğru olsun.  Her okuyuşunda o kağıdı, farklı bir şey anlatsın sana, üstelik beyninde konuyu nereye getirmeye çalıştığını anlayarak! Olacak iş değil…

Peki ya hissetmek ?

Ne söyleyeceğimi hissediyorlar gerçekten. Ona göre tavır takınıyorlar. Bakıyorum, gözlemliyorum. Bazen çok ciddi duruyorlar, bazen gülerek bakıyorlar.

Bunların dışında, bu sayfaya yazmaya başladığım ilk kelimenin, diğerlerini hazırladığını; her kelimenin bir önceki kelimeye bağlı gelişini; böyle böyle paragraflar çıktığını görmenin; bir insanın her hareketinin sonrakini belirlemesi meselesi ve her yeni hareketinin bir öncekinin sonucu olmasını fark etmekten ne farkı var? Ve böylece bir ömür geçmesi, paragrafların oluşmasından çok mu farklı ?

“Laheyya, bi saniye, kağıda yazıdığını silersin bi kere!” diyecek olan arkadaşı sevgiyle kucaklıyor, kağıda tükenmez kalemle yazdığımı belirtmek istiyorum. J Aynı yaşamak gibi. Hatalıysam, karalamaya çalışıyorum. Karaladıkça gözüme batıyor.Daha dikkatli yazıyorum sonra. Hani hayatta yanlış yaptığımı anlayınca, onu türlü yöntemlerle örtbas etmeye çalışırken, bir daha o hatayı yapmamak üzere çıkardığım dersler gibi…

Sonra zaten bi sayfayı anlatırken, onun insanlaşmasından bahsederken, kendimi anlattığımı anlıyorum. Her A4, aslında benim… Her satır arası, her noktalama işareti gibi!

A4’ün eni ve boyu kadar özgürlük bana yetiyor. Sadece A4 sayısı her geçen gün artıyor. ;)

Özür dilerim sevgili A4!

Uses wordpress plugins developed by www.wpdevelop.com