Tavuk bahçede duruyordu. Yumurtladı. İçinden civciv çıkan yumurta hayata atıldı, diğer yumurta da .
Hayat bir yumurtayla başladı.
Çatırt! Şop… Çatırt! Şop… Çatırt! Şop…
Üç yumurta geniş bir kabın içine düştüler. Birinin kabuğunun bir parçası, özünden ayrılmak istemedi. Zorla ayırdım onları.
(Bazen hayatta bize ne kadar doğru gelse de, ileride başımıza iş açabilecek şeyleri göremeyiz. Bazen ayrılmak toplum için gereklidir.)
Sıradaki malzeme şeker. Şeker olmadan, kek olur mu hiç ?
(Tabi ki olmaz! Herkesin hayatında biraz şeker olmalıdır. Tatlılık olmadan hayat yaşanmaz. Tatlılık olmazsa, mutluluk olmaz. )
Tarifte 1,5 su bardağı toz şeker yazıyor.
(Hayata tatlılık katılmalı elbette fakat demek istediğim tatlı olsun da nasıl olsun cinsinden bir tatlılık değildi. Her şeyin yeri ve zamanı vardır. Bazen pudra şekeri gerekir, bazen toz şeker gerekir, bazen kesme şeker gerekir. Esmer şeker de yeni yeni gündemde mesela.
Tüm bunlara ek olarak, doz çok önemlidir. Yaşadığın doza göre mutluluğunu ayarlamalısın. Kimi zaman ölçmek için bir başka şeye ihtiyaç duyabileceksin. Bir usta 200 kişilik kek yapıyor ve buna bir kova şeker atıyorsa, onun kovasına bakıp kendi bardağını küçük görmemelisin!)
Her şeyde olduğu gibi, kek yaparken de bir sırayı takip etmelisin. Yumurta ve şeker ilk iki sırayı paylaşmalı.
(Hayata gözlerini açtıktan sonra ilk işin mutlu olmak olmalı.)
İşte bu ilk iki işten sonra, her kekin malzemesi değiştiği gibi, yapılış biçimi, malzemeleri koyuş sırası da kişiden kişiye göre değişebilir. Sonuçta dünyada tek bir kek tarifi yok.
(Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır.)
Bir bardak süt katacak olalım.
(Hepimiz önce sütün tadına varmıştık. Beyaz olmasından mıdır, hayattaki ilklerden olmasından mıdır, faydalı olmasından mıdır, saflığı ifade etmesinden midir, nedendir bilmem ama süt benim için çok önemlidir. Süt herkesin hayatında en azından bir bardak olmalıdır.)
Her ne kadar yağlı şeyleri sevmesem de, yağsız da kek vs. olmayacağını kabullenenlerdenim. Ayrıca denedim. Çok kuru oluyor, tadı olmuyor.
(Hayatta bazen haksızlıklara, hak etmediğimiz durumlara maruz kalabiliriz. Yağ bize biraz savaşma gücü verir. Yağ gibi üste çıkmak, suyla yağın hikayesinden ortaya çıkan bir deyim değil midir? Yağımız olmasaydı, verecek cevabımız olmazdı. Her şey güllük gülistanlıksa, tartışma olmaz, daha iyiye kesinlikle gidilemezdi. Hayat çok kuru olurdu. Bulunduğumuz yere demir atardık.Yağımız olmasaydı, yaşama gücümüz olmazdı.)
Bu verdiğim oranlara göre, en önemli malzemenin miktarını veriyorum. 2,5-3 bardak un!
(Şimdiye kadar verdiğim tarifi gözünün önünde canlandırdın mı bilmiyorum. Eğer yapmadıysan lütfen şimdi dene. Yumurta ve şeker katıldıktan sonra herhangi bir aşamada çırpılmaya başlanabileceğini de göz önünde bulundur. Şu an elinde çırpılmış bir bulamaç tutuyorsun. Şeker koymasaydın krep yapardın, yağ ve yumurta koymasaydın şekerli süt yapardın, ama artık geri dönüşülmez bir yoldasın.Dünyaya gelmişsin bir kere! Elindeki bulamaçtan memnun musun? Bunu bir hale sokmak gerekmez mi? Hayatını düzenlemek zorunda hissetmiyor musun kendini? Okuman, ailene ülkene yararlı olman, bir aile kurman, yeni kekler yapman gerekmez mi? Çalışmak zorunda değil misin? Çalışmak, okumak zorundayız. Bir yoğunluğa girmek zorundayız. Yoğunluk bizi alır, biz yapar.)
Unu koyduktan sonra çırpmadan önce, üstüne kabartma tozunu dökmen gerekir. Bunun sebebini hiçbir zaman öğrenemedim. Ne kadar merak etsem de anneme bir sefer sormadığımı da şu an fark ettim. Bunu böyle yap dedikleri için yaptığım bir şey!
(Herkes acemi ki! Herkes yumurtadan çıktı, herkes sütünü şekerini gerektiği miktarını kendi ayarladı. Kek yapmayı herkes sonradan öğrendi! Ama birileri kek yapmayı biliyorken, sen yeni öğreniyor olabilirsin. Herkes bir zamanlarda acemidir. Zamanlar her zaman çakışmaz. Yaptığı kekin yağını koymayınca tecrübe edinir, savaşamadığını görür; şeker koymazsa zaten bir şeye benzemeyen bir hayatı olduğunu anlar. Biri sana “Şeker koymayı unutma!” diyorsa, bunu bildiği bir şeye dayanarak söyler. Bazen “Ben bilirim!” diye diretmek, saçmalıktan başka bir şey değildir. Başkaları daha iyi bilebilir. Dinlemek lazım herkesi, herkesten öğrenecek birçok şeyimiz yok mu?)
Annem demeseydi, belki de koymazdım kabartma tozunu!
(Hayatta güvenilecek birilerinin olması çok iyidir. Herkesin birbirinin kuyusunu kazdığı şu dünyada, güvenecek kimsenizin kalmadığını öğrenseniz bile, annenize sarılın. Anneler, kendi keklerinin bozulmasını istemezler, değil mi?)
Bundan sonra isteğe göre şekillenen, kiminin kakao kattığı, kiminin elma doğradığı bölüme geldik. Ben genelde kakao koyarım. Tadını beğenirim. Burada kimsenin kekine karışacak yetkiye sahip değilim.
(Tamam , başkaları tecrübelidir, onları dinle ama kendi kekini yaptığını da unutma. Bir yere kadar tarif alırsın, sonra herkes gibi sen de öğrenirsin, hangi tadı daha çok sevdiğine sen karar verirsin.)
Şu an, eğer ilgiyle okuduysan tarifi (
) , elinde çok güzel bir kekin pişmemiş halini tutuyorsun. Kurabiye hamuru gibi sert değil, yufka gibi ince değil, su gibi sıvı değil, bir şey var elinde. Bunun kıvamı budur!
(Eğer unu fazla koyarsan, nefes alamayacak kadar yoğun bir havayı soluyamayacağın gibi, koklayamazsın bile.Şekeri fazla koyarsan bayabilir. Yağı fazla koyarsan, bazıları kekinden tiksinir. Sütü fazla koyarsan bir olgunluğa gelememiş, sıvı kalmış maddeye biraz daha un koymak zorunda kalırsın.)
Bunlardan birisi bile eksik değil, ama ölçüleri farklı olabilir. İstemediğin bir kıvamsa bunu kurtarma yolları vardır. Hepsini yavaş yavaş görürsün. Yaptığın her kekte biraz daha olgun olursun.
Kek harcını kalıba koymadan önce, hafif yağlamalı ve fırını uygun dereceye getirmelisin.
(Hayata biraz eğlence katarak, bulunduğun yere yapışmak yerine, güzel tabaklarda servis edilmeye hazırlanırsın böylece. Bütün bunları öğrendikten sonra, yapman gereken sadece beklemek. Bekleyip de düşününce, bir gün gelecek ne kadar lezzetli olduğunu herkes görecek.
)
Parantezli ifadeleri okumayınca, gerçekten güzel bir kek tarifidir kendisi. Annemin iznini almadan bu güzel tarifin püf noktalarını yazdığım için bana kızmaması ve keklerinizin tadının çok güzel olması dileğiyle…