Büyümüş De Küçülmüş Yazılar

2

Posted by Gülügül | Posted in Hayat-İnsanlar, Küçüklüğüm, Yazmak, Zaman | Posted on 01-02-2010

Etiketler:, , ,

Daha önce yazılarımı okuyanlar , duygularımı nasıl ifade ettiğimi az çok bilirler. Çoğu zaman tiye alırım, bazen gerçekten çok kızarım. Mutlu olduğum bir şeyse daha değişik anlatırım. Çoğunlukla bir şey derken, başka bir şey demek isterim.Bilmem anlatabiliyor muyum?

İlkokuldaki okuma parçalarında, “Yazar burada aslında ne demek istiyor?” soruları en gıcık olduğum sorular olmuşsa da, sanırım artık çok hoşuma gidiyor. Ben buna sığınıyorum. Buna sığınmak beni mutlu ediyor. Bir şey derken, aslında bambaşka şeyleri çağrıştıran hücreler iletişime geçmişse beyninizde bir yerlerde, gerçekten mutlu oluyorum.

Ben böyleyim. Yıllardır.

Odamı değiştirmeye karar verdim 2 gün önce ve uyguladım. Derinliklerde bir yerlerde, eski yazılarım çıktı. Büyümüş de küçülmüş yazılar. Ve karalanmış dörtlükler.Her yazımın altına tarih atma alışkanlığım olmasına rağmen, o dönemlerde karaladığım dörtlüklerde tarih göremedim. Buna üzüldüm. Ama orta son- lise hazırlık yazılarının aralarında bulunduğuna göre, büyük olasılıkla o tarihler arasında herhangi bir gün.

Ben buraya aktaracağım şimdi beğendiğim bir iki tanesini. Nasıl bulacağınızı gerçekten merak ediyorum.

Ben gene aynı ben. Yazarım, çizerim, düşünürüm ederim… Hadi bana görüşürüz, size iyi okumalar… ;)

Ama bir saniye, önce defterimi göstereyim, sonra içinden bir yazımı da fotoğrafladım makroyla. :)

Bugün duygularım başka

Bugün birşeyler kokuyor buralar,

Başka;…

Unuttuğum, hatırlaması zor

Ve biraz da kırgın birşeyler…

Eğer dolma kalemin arkaya geçmişse,

Sorumlu mürekkeptir.

Öyle ya, kağıt hiç ince olamaz

Ya da sen bastırmamışsındır!

Bir şeyler…

Lazım olan…

Eksik olan…

Kalmamış…

Acaba Üşüdüm Mü Ben?

6

Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim, Hayat-İnsanlar, Yazmak | Posted on 19-01-2010

Müzik dinlerken gülmek nasıl bir şeydir? Ben bunu yaşadım az önce.

Finallerin ortasında yazı yazmaya niyetim yoktu. Hiç yoktu. Hele ki eve gelmem 7’yi bulmuş, ve bu akşam çalışmamak için yeterince yorgun görmüşken kendimi…

Sürekli kendimi engelledim. Kafamda dönüp durdukça tilkiler, ben onlara sessiz olun dedim. Word’ü açmalarına izin vermedim, düşündüklerini bilmek istemedim. Genelde yazıp geçmekle bitmiyor iş çünkü… Yazmak demek biraz analiz etmek demek kendimi!

Yine döndüm kendime anlayacağın . :) Bir şarkıyla kendime döndüm. Günlerdir takındığım gülümsemenin sahte olduğunu fark ettim. Kendi kendime rol yapabilen birisi olduğuma senden çok şaştım inan bana! Öleymiş, kendime de rol yaparmışım.

Küf mantarıdır, iplikli gemilerdir derken, günler geçip gitmiş. Sıkıldıklarımı biriktirmişim. Gülmeye devam etmişim ama, alışkanlıktan gülmüşüm. Bunu dinleyince, içten gülümsedim. Nedenini bilmiyorum… Açıkçası bilmek de istemiyorum.

Ama mutlu olmayı sevdim. Gülümsemek hoşuma gitti. Kaçıncı sefer dinlediğimi bilmiyorum, kaç sefer dinleyeceğimi de kestiremiyorum. Halimden şikayetçi değilim…

Az sonra, belki kendi kendime iç geçireceğimi, kafama taktığım abuk subuk şeyleri düşüneceğimi biliyorum. Tedirginim. Ama bunu dinledikçe, ne bileyim, rahatladım.

Çok mu reklam yaptım? Belki de kafanda çok büyüttün şarkıyı, dinleyince o kadar güzel gelmedi, olabilir. Ama benim asıl fark ettiğim, gülmenin gerçekten güzel bir şey olduğu. Ve kendi kendime rol yaparken, taktığım ufak tefek, garip gurup(!) şeylerin, gerçek şeyleri gizlediği . Üstelik gerçek hissetmenin ne demek olduğunu…  Sadece hissetmem gerektiği gibi davrandığımı…

Demek istediğim, hava soğuksa o zaman kaloriferin yanına gideyim demek yerine, “Acaba üşüdüm mü ben ?” diye sormaya başladım kendime. Bundan güzel şey var mı ?

Ama ben yine bildiğin gibi finallere çalışmaya çalışan, odasını değiştirme hayalleri kuran, arada bir yazı yazan, Mango’suyla, Küçük Ayı’sıyla ilgilenen bir kızım. ;) Şarkıda da aşık olmak falan geçiyor. Yalnızca sevgili Küçük ayı’ma yollayabilrim. :) Beni bırakmadığı, yıllardır yırtılmadığı için teşekkür ederek…

Böyle işte.

Sanırım bu kadar yazacaklarım…

Zaten 5 final daha var. Bu arada birisi bana bilgisayar ağları kitabını getirebilir mi ? :) 2 sayfam eksikmiş de. Teşekkürler şimdiden. :)

Her gün- A4’ün eni ve boyu kadar özgürlük !

0

Posted by Gülügül | Posted in Hayat-İnsanlar, Kızdıklarım, Yazmak, Zaman | Posted on 13-01-2010

Etiketler:, , , ,

Şu boş sayfaya bakarken bile sorumluluk hissediyorum.

Bu sefer olaya sayfa açısından bakıyorum. Kimi sayfalara bir şeyler çizilir, kimine not alınır, kimi sayfa mizahi anlam kazanır, kimi sayfa güzel şiirler okur, kimi mutlu notalar barındırır… Benim sayfalarım benim derdimi dinlemekten başka bir şey yapmıyorlar maalesef. :(

Şu boş sayfayı o kadar güzel değerlendirebilecekken, sinir olduklarımı yazıp duruyorum. Burada kişisellik devreye giriyor tabi. Hani benim rahatlamam için, yazmam lazım. O zaman şöyle bir sonuç çıkıyor: Ya kağıtlara acımayacağım, ya da kendime.

Genelde kağıtlara acımıyorum ama. Acıyorum da!Aman ne bileyim…

Sevgili boş A4 kağıdı;

Seni böyle harcadığım için gerçekten üzgünüm. Ve senin gibi birçoklarını. Ne yapayım, iyi geliyorsunuz bana.Mutlu ediyorsunuz beni, birçoklarından çok hem de. En yakın arkadaşlarını say deseler, başkalarından önce seni söylerim ben, ilk üçe sokarım yani o derece.

Sana bakarken özgür hissediyorum.A4’ün eni ve boyu kadar özgürlük ! Kafamda ne varsa, aynen, belki fazlasıyla, sen taşıyorsun. İşte bu yüzden her kağıdın ağırlığı aynı değildir bende. Kimini bir kişi zor kaldırır, kimi ‘püf’desen uçar gider.

Diğer insanları görmezden gelen bazı insanlar için (var böyleleri çok) garip gelecek  benim seni muhatap almam. Sana bir insanmış gibi davranmam, seninle konuşmam ve dertleşmem… Oysa benim kağıtlarımın insanlaştığını bilmiyorlar.

İnsanlaşmak ? …İnsana özgü özellikler kazanmak yani.

İçi dolu A4 kağıtlarımın yaşaması mesela. En azından ben yaşarken , onlar da yaşayacaklar. Atmam ki onları, saklarım ben. Kıyamam ki onlara.

Peki ya düşünmek?

Kağıtlarımın düşünebildiğini fark edeli çok oluyor. Bir cümle mesela, oku oku, her seferinde başka anlam çıkar.Hepsi de doğru olsun.  Her okuyuşunda o kağıdı, farklı bir şey anlatsın sana, üstelik beyninde konuyu nereye getirmeye çalıştığını anlayarak! Olacak iş değil…

Peki ya hissetmek ?

Ne söyleyeceğimi hissediyorlar gerçekten. Ona göre tavır takınıyorlar. Bakıyorum, gözlemliyorum. Bazen çok ciddi duruyorlar, bazen gülerek bakıyorlar.

Bunların dışında, bu sayfaya yazmaya başladığım ilk kelimenin, diğerlerini hazırladığını; her kelimenin bir önceki kelimeye bağlı gelişini; böyle böyle paragraflar çıktığını görmenin; bir insanın her hareketinin sonrakini belirlemesi meselesi ve her yeni hareketinin bir öncekinin sonucu olmasını fark etmekten ne farkı var? Ve böylece bir ömür geçmesi, paragrafların oluşmasından çok mu farklı ?

“Laheyya, bi saniye, kağıda yazıdığını silersin bi kere!” diyecek olan arkadaşı sevgiyle kucaklıyor, kağıda tükenmez kalemle yazdığımı belirtmek istiyorum. J Aynı yaşamak gibi. Hatalıysam, karalamaya çalışıyorum. Karaladıkça gözüme batıyor.Daha dikkatli yazıyorum sonra. Hani hayatta yanlış yaptığımı anlayınca, onu türlü yöntemlerle örtbas etmeye çalışırken, bir daha o hatayı yapmamak üzere çıkardığım dersler gibi…

Sonra zaten bi sayfayı anlatırken, onun insanlaşmasından bahsederken, kendimi anlattığımı anlıyorum. Her A4, aslında benim… Her satır arası, her noktalama işareti gibi!

A4’ün eni ve boyu kadar özgürlük bana yetiyor. Sadece A4 sayısı her geçen gün artıyor. ;)

Özür dilerim sevgili A4!

Aklıma Gelmeyen Bir Şey Yazısı

1

Posted by Gülügül | Posted in Hayat-İnsanlar, Kızdıklarım, Yazmak | Posted on 27-12-2009

Etiketler:,

Hiç aklıma gelmeyen bir şey hakkında yazmak istiyorum. Yazamıyorum haliyle. Aklıma gelmeyebileceğini düşündüğüm her şeyi düşünürken aklıma gelmeleri beni sinir ediyor.

Bu bilgiye hiçbir zaman ulaşamayacak olmam da çok üzücü. Hayır, ulaşsam ne olacak, o da bir hiç. :) Ama insan takar ya bazen, taktım ben de.

Hiç aklıma gelmeyen herhangi bir şey muhtemelen kötü bir şeydir. Öyle konulara pek kafam basmaz da. :D Eğer bu şey, gerçekten kötü bir şeyse, yani tahminim tuttuysa çok sevinirim. Bunu haricindeki herhangi bir şeyin aklıma gelmesi ihtimali süperdir çünkü. Kötü herhangi bir şey dışındaki çoğu şeyi düşünebiliyorum demektir. Bu da sanırım beynimin kalbime hediyesidir. ;)

Hiç aklıma gelmeyen herhangi bir şey, ilginç bir şeyse eğer. Üzülürüm gerçekten. Oysa o ilginç şeyden ne de güzel bir yazı çıkardı. Ne de ilgili toplardı… Üstelik değişik, özgün bir şey buldum diye böbürlenen bir beynim olurdu birkaç saat. Sonra her şey gibi onu da unuturdum. :)

Komik bir şeyse, hiç aklıma gelmeyen bir şey, gülemediğim için üzülürüm, güldüremediğim için üzülürüm ama, çok şey de kaybetmem hani.

En garip şeyi düşünsem bile, önce aklımdan geçtiği için, düşünülenler listesine ekleniyor mecburen.

Örneğin düşünülebilenler listemde şu var: Bir devenin üstünde ben, deniz kenarında yürüyoruz, ben dondurma yiyorum, sütlü sütlü, sonra güneşe dokunuyorum, güneşe dokunmamama rağmen dondurmam erimiyor, denizdeki balıklar devemle konuşuyorlar…

Bunu düşünebildiğime inanamıyorum!

Ama neyi düşünemediğimi hala bilmiyorum. Ne olabilir ki ? Tabii ki sadece bir şey değil. Bir dünya bazı şeyler… Kimi iyi, kimi kötü, kimi sevimli, kimi kurnaz…

Geçen gün küçükken, -küçükken dediğim lise, ortaokul- yazılarımı topladığım defterime baktım da, bir yerde şöyle bir şey yazmışım: “ Galiba yaşayabileceğim her türlü duyguyu tattım. Üzüldüm de, sevindim de, güldüm de, ağladım da!”, şimdi bunu okuduğumda ne kadar gülüyorum. Hayatı sadece gülmek, ağlamak, sevinmek ve üzülmekten ibaret görürmüşüm.

Oysa şu an tüm duyguları kişiselleştirmekle birlikte, her olayın duygusunu da kişiselleştiriyorum. Çok karmaşık oldu değil mi? Şöyle açıklayayım:

Benim üzülmem başka, arkadaşımın üzülmesi başka, herhangi birisinin üzülmesi ikimizin üzülmesinden başka ; üstelik birimiz “gözlüğü kaybolduğu için üzülme duygusu”nu yaşarken, birimiz “sevgilisinden ayrıldığı için üzülme duygusu”nu yaşıyor. Üstelik “sevgilisinden ayrıldığı için üzülme duygusu”nu da, Ayşe başka hissediyor, Ali başka hissediyor.

Bunları göz önüne alındığında o kadar çok kombinasyon çıkıyor ki… Düşünebildiğim uyduruk 3-5 kombinasyonu da bir şey zannedip yazıyorum. Bir dünya aklıma gelmememiş bir şeyler varken, onlar hakkında yazamadığım için çok üzülüyorum.

Hem de çok !

Sursum corda! Vulnerant omnes, ultima necat

6

Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim, Hayat-İnsanlar, Kızdıklarım, Yazmak | Posted on 13-11-2009

Etiketler:, , , , ,

Normal bir yazı için, başlığın yazının temeli hakkında bilgi vermesi beklenir. Kurallara karşı mı çıkıyorum ne? Başlığımı anlatacağım. İtirazı olan? :)

Hayatta giriftlerle karşılaşmak sinirimi mi bozuyor yoksa beni tatmin mi ediyor anlamadım. Sinir bozukluğu tarafı; daha önce her şeyi düzgün giden birisi ile karşılaşmadım, ama girift olmak demek her bakımdan kenetlenmek demek. Öylesine bir uyum sağlamak demek. Tatmin eden tarafı; her zaman bir umut oluyor. Demek ki varmış böylesi de diyorsun. Mutlu oluyorsun. Uyum ve mutluluk da girift mi olmuş ne? :)

Başlığımın yapısı budur. Girift olmuş iki cümleden oluşur. Bu nedenle ikisini ayrı ayrı anlatamam, önce anlatırım, sonra anlamı buydu derim. Hala bana sinir olmadınızsa, okumaya devam edin. Bence kaybetmezsiniz. ;)

Zamana karşı takıntılı olduğumu herkes bilir. O akarken benim bakmam, en sinir olduğum şeydir. Bir dolu şey gerekir ama bazen sadece homurdanmakla geçer o zamanlar. Üstelik sanki çok gerekli bir şeymiş gibi bölümlendirmişler, değer vermişler diye düşünürüm. Zamanlarını, zamanı düzenlemeye çalışırken geçirmişler. Ne yazık! Ama bunu derken fark ediyorum da, kol saatim olmasa da, sonraki duruma atlıyorum. (bkz. Otomata Teorisi, next state) Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu?

Zamanın soyut bir şey olduğunu bile bile tutmaya çalışmam, yakalamak istemem de cabası. Bu kadar düşüncesiz miyim ben? Kendi beynimin içine baktığım zamansa, şöyle komik şeylerle karşılaşıyorum: Belli aralıklarla boş dakikalarımı toplayan bir metod var. :D Beynim kafasına estikçe çağırıyor bu metodu. Sonra ben de “Ay ne yapayım? Bari ne kadar boş dakika geçtiyse, zamanı o kadar geri alayım!” mantığıyla hareket ediyorum. Olmuyor tabi.

Sonra her defasında da, beynimi başka türlü yönetiyorum. “Bak, boşu boşuna zaman harcıyorsun bu hesaplamalarla, gel anı yaşayalım, gül gibi geçinip gidelim. :) ” Benim beynimi değil, beynimin beni yönettiğini unuttum galiba. Biraz daha kayıp zaman…

Halbuki ‘an’çok önemlidir. Hatta bir ‘-ı’ harfiyle ‘anı’ olur ki, güzelse dünyalara bedel. Kötüyse, ileride dünyalara bedel şey yaşaman için bir dahaki sefere ne yapmaman gerektiğini öğrendiğin bir kural. Her durumda en güzele gitmek istiyorsam, niye yaşamıyorum ki onu? Gerektiği gibi hissetmiyorum, koklamıyorum havayı, bakmıyorum denize?!

Bazen zıplamam gerektiğini zannediyorum bulutlara kadar, bazen ciğerlerim yanana kadar koklamam gerektiğini havayı… Bazen de cesaret isteyen şeyleri ne kadar es geçtiğimi. Halbuki o zaman da hayatın beni es geçeceğini…

İşte bu yüzden “Sursum corda!” dedim. Latince ,”kalpler yukarı !“demekmiş ;) Cesaret lazım demekmiş.

İşte bu yüzden “Vulnerant omnes, ultima necat” dedim. Latince, “her geçen dakika yaralar sonuncusu öldürür” demekmiş.

Sursum corda! Vulnerant omnes, ultima necat!

cesaret_hapi

Mmm…İlginç

5

Posted by Gülügül | Posted in Yazmak | Posted on 04-11-2009

Alfabe benim her şeyim! Gerçekten, duygularımı en iyi onlarla anlatabiliyorum. Bir şekilde yan yana getiriveriyorum, “A! Evet bunu düşünmüştüm!” diyorum sonra. Sonra birisi okuyor yazdığımı. “Ah!” diyor, “Vah!” diyor. “Yaa !” diyor. Tamamen yansıma sözcüklerle duygularını ifade edebilen insanlara bayılıyorum.

Hayatın “Ah!”lafla ya da “Vah’larla geçmesi üzücü. Benim beynimdeki karşılıklarını söylemek istedim bu sefer. Başlıyoruuuz…

  • Yaa!: Anlıyorum ki birisi benim haklı olup olmadığım konusunda şüpheye düşüyor. Haklı olduğumu bilsem de ( ;) ), birisinin beynine girdiğim ve bir iki nöronu buluşturduğum için mutlu oluyorum.
  • Aaa!: Dediğim şey, duyulmamış bir şeymiş. Karşımdaki inanmış, ya da inanmış gibi yapmış. Sonuçta benim ona inanmamı sağlamış. “Aaa!” diyene teşekkürler ;) Gururumu okşuyor.
  • Haa…: Bunu diyen kişi, kendi doğrusunu atmış çöpe bir kere. Benim dediğimi benimsemiş. Hatta daha çok hoşuna gitmiş. İlgili bellek alanı güncellenmiş. Artık onunki değil, benimki duruyor. Aydınlanma ifadesi olarak da, “Haa!” diyor.
  • Hmm: Beyinlerin içine girmek kadar zevk aldığım bir şey yok galiba. Hmm demek bence sentez yapmak demektir. Benim dediklerimi önemli bulmuş, kendininkilere bakmış. Birleşeceği yerlere japon yapıştırıcısı sürmüş. :) Sevmediği yerleri fırlatmış atmış. Ya da bunları yapacak. İşlem az sonra bitecek…
  • Uuuv: Etkiledim seni işte. ;) Bunu diyorsan öyle anlarım. Dediğim o kadar hoşuna gitti ki.. Hatta “uuuvv!” derken gözlerini faltaşı gibi açtın da. Gördüm, öyle yaptın. Kaçamazsın benden!
  • Öehh!: Yanlış bir şey dedim galiba. Hatta absürt bir şey. O kadar kötü kullanmışım ki kelimeyi, karşımdaki yüzüme vurdu işte. Utandım, doğru kullanmayı öğrenmeliyim. Kelime kullanımı dışında bakarsan, ya uygun zaman değildi ya uygun yer… Üzgünüm, “öeh!” derseniz haberim olsun.
  • Böö!: Bunu ben çok kullanırım. Kendimce komiklik yapıyorum. :) Böö! Deyince kimse korkmuyor ya, o açıdan komik oluyor :P Bunu yapıyorum , evet! Klişeleşti, evet! Böö diyorsan, esprili yanımı çağırıyorsun.
  • Fiyuvv: Bu ıslık çalmak gibi nitelendirilebildiğim gibi, sıklıkla yazı yolladığım zaman, “Bu ne hız?” gibilerinden bir anlama da büründüğünü düşünüyorum. Bilgilerinize…
  • Eee?: Söylediklerim yetersiz kaldı demek ki. Bunun için üzgünüm. Hatta dediklerimle pek ilgilenmediğini de düşünüyorum. Farkındayım beynine giremedim.Benden başka şeyler beklediğini biliyorum. Hatta ne diyeceğimi bilemedim şimdi?! Garip…
  • Eee…: Evet, ilgini çeken bir konuda konuşuyorum. Hatta bir sonraki cümlemi merak ediyorsun. Bunu dedikçe anlatasım geliyor. Gerçekten :)
  • Vah: Acınacak bir şey demişim.Ajitasyon yapmak tarzım değildir. Bazen gerçekleri anlatmak lazım ama. Bununla ilgili diyeceklerim bu kadar.
  • Hı hı: Beni onaylamana sevindim.

Şimdi durup düşünüyorum da. Bazen boşa debeleniyorum burada. Daha kolay anlatılabilirmiş bunlar, daha kolay anlaşılabilirmiş. Bundan sonraki yazımı da yayınlayayım şimdiden:

“Aaa! Hı hıı.. Hımm, yaa?”

Herkes için farklı şeyler ifade ediyor. Olmadı. Bu yüzden gelecek sefere başka bir şey düşünsem daha iyi olacak.

;)

Uses wordpress plugins developed by www.wpdevelop.com