Müjde!

2

Posted by Gülügül | Posted in Yazmak | Posted on 17-08-2010

Yazı yazmak çok başka bir şey.  Çook!

Yazı yazarken kendimi buluyorum mu desem yoksa kendimi kaybediyorum mu desem karar veremiyorum inan.

Bir anda aklıma bir şey geliyor. Bir anda yazıyorum. Bir anda bitiyor. Her şey bir anda oluyor.

İnanır mısın yazmaya başladığımda ne yazacağımdan haberim olmuyor! Beynimin derinliklerinden geliyor, düşünme birimine uğramadan hoop yazıvermişim, bitmiş bile. Şimdi de öyle oldu. Öyle oluyor.

Yazmak bana kolay. Hem de çok.

Ama bu sefer kendimi engelledim. Takip ediyorsan biliyorsundur gün aşırı yazı yazar, üstelik üşenmeden yayınlardım. Dediğim gibi kendimi engelledim. Yazı yazmak kolay oluyor ama yazı yazmamak çok zor.

Zoru seçtim.

Çünkü bazen biraz geri çekilmek gerek. Düşündüklerim doğru mu karar vermek için biraz uzaktan bakmam gerek. Biraz tarafsız olmak gerek. Kendimin mi yoksa içimdeki susmak bilmeyen kızın mı haklı olduğuna karar vermek gerek.

Biraz dinlenmek gerekti.

Bu kadar dayanabildim. Şimdi yine farkında olmadan bir yazı yazdım. Üstelik yayınlıyorum.

Umarım uzaklaşmak beynimdeki yükü alıp kalbime vermiştir biraz. Bekleyip göreceğiz.

Neyse benden müjde! Yine tepenizdeyim. Sık sık.

Hepsi Dağa Kaçtı!

0

Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim, Hayat-İnsanlar, Kızdıklarım, Yazmak, Zaman | Posted on 12-05-2010

Etiketler:, , , , , ,

Çok mu mutluyum, çok mu mutsuzum? Buna karar veremiyorum.

Karar veremediğinizde siz ne yaparsınız?  Ben yaşamaya devam ederim. Normal yani.

Bir sonraki an için, bir öncekinin mutluluk katsayısı pek önemli değildir bana göre. Tamam tahminlemede işimize yarayabilir ama daha öteye geçemez.

Mmhm kendime gelmeye ihtiyacım var. Şöyle denizin ortasında bir botum olsa. Çevrede başka hiçbir şey olmasa… Yıldızlara baka baka vakit geçirsem. Ayla konuşsam, dalga sesleri bir şeyler fısıldasa kulağıma.

Vallahi çok bir şey istemiyorum ben. Sadece hak ettiğim kadarını. Önce biraz boşaltmalı bu kafayı.

Ama kazın ayağı böyle değil işte! Her yaptığımızdan puan toplamıyoruz ki, puanlarımızın karşılığı olsun. Neyse konuyu dağıtmayayım, kafam yeterince karışık.

Günlerdir o kadar çok çalışmak zorunda kaldım ki beynimin tüm kıvrımlarını hissedebilme yetisiyle birlikte birkaç kıvrım daha eklendiğini fark edebiliyorum. Geri kalanlarda ne mi yapıyorum? Başka dünyalara ışınlanmak üzere kitaplara boğuluyorum. Dinlenme yöntemi olarak kitapları seçin. İşe yarıyor.

Bu arada gerçek “Gül” nerede? Duyguları, yaşadıkları, paylaştıkları, yazmak istedikleri, hayalleri, kırgınlıkları. Bunların hepsi dağa kaçtı. Dağ mı nerde? O da yandı bitti kül oldu. =)

Hayat devam ederken, farklı boyutta nefes alıp verebilmek böyle bir şey sanırım. Ben bunu becerebiliyorum. Galiba yani.

Yoğunluk güzel. Koşuşturmaları seviyorum. Bazen “Gül”ü unutuyorum o kadar.

Bu yazıyı da, bu sabah 7:30’ta kalkıp Bornova’ya gidip proje kontrolünü yaptırıp, sonra derse girip, dersten 4’te çıkıp, Müküş’e uğrayıp, akşam 7 sularında eve geldikten ve annemle balkonda minik bir kahve keyfi yapıp, ardından yemek yedikten sonra; Cuma günü teslim edilecek diğer bir ödevi araştırmaya başlamadan hemen önceki bir zaman diliminde yazıyorum. Yollarda kitap okuyorum. İşim bitince uyuyorum. =)

Öyle kafam dolu ki, bugün saat 4’ e kadar su içmeyi unutmuşum. Dersten çıkınca “Susadıııımm!” diye haykırarak bölümdeki bütün su veren makinaları dolaştım. 40 su haznesinin 40’ı da boş mu olur? Olabilir. Oldu.

Bu arada, tabii ki karar veremiyorum ben mutlu muyum, mutsuz muyum? Vaktim olsa bir sürü abuk subuk şey düşünmem gerekecek. İyisi mi kaptır kendini Gül! =)

Öhöm, höm. Şimdi Cuma günümün programını açıklayayım.

Efendime söyleyeyim, sabah staj görüşmesi için İzmir’deki en başarılı şirketlerden birine gideceğim. Kabul edilirsem bol bol reklamını yapabilirim.(Göz kırptım burada…) Ardından yine 4’e kadar ders var. Ama bu arada işletim sistemleri ödevini bitirip, teslim etmem gerekecek. Sonra da doktor kontrolüne gitmem gerekiyor.

Sonra mı? Hoş geldin bilgisayar grafikleri projesi… =)

Niye yazamadığımı anlatmış oldum herhalde. Vallahi bu da aklımda bir sorun olarak duruyordu. Alışmışım yazmaya, yazdığımı paylaşmaya.

Bu sıkıcı yazıyı burada noktalıyorum.

Sevgiler efendim. Bu sayfayı kapatmadan önce, Yasemin Mori’den *Arjantin*, benim için gelsin bu defa.

(Ba ba b aba ba bam! Beni vurdular…)

BÖ!

3

Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim, Önemli Günler, Yazmak | Posted on 12-04-2010

Etiketler:, ,

BÖ!

Korktun mu?! Korkma ya. Onun için demedim.

Ben çok kullanırım zaten bö’yü. İkide bir ”bö!“diyorum, yakın çevrem alıştı artık.

Ama bu sefer deme sebebim başka. BÖ derken, Blog Ödüllerinden bahsediyorum!

Birinci yılımı henüz kutlamışken, bir gün nette BÖ! diye bi şey gördüm. Blogumun adresini yolladım. Geçen gün posta kutuma gelen bir nota göre, evet Kişisel kategorisinde yarışmaya kabul edilmişim.

Şimdi yazılarıma bir göz gezdiriverin.

Eminim okumaya devam edeceksiniz.

Hoşunuza mı gitti?

http://kisisel.altinklavye.com/ buraya tıklayın. Ben de mutlu olayım, siz de!

Altın Klavye Blog Ödüllerinde bir oycuk bir oycuktur.

Canım Blogum 1 Yaşında !

0

Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim, Hayat-İnsanlar, Önemli Günler, Özel Günler, Yazmak | Posted on 06-04-2010

Doğum günümü kutladığım sıralarda, aynı zamanda yeniden doğuyor olmam güzel bir şey!

Aynıymış gibi görünen, apayrı şeyleri seviyorum.

Gülügül’ün birinci yaşını kutlarken, “Yazı Hayat Hikayem” den bahsedeyim istedim.

Kalemi elime tutuşturduklarında, yazı yazmaya başladım ben. İlkokula giderken, sadece ev halkının okuyabileceği bir gazete çıkarırdım evde.

2 A4 kağıdını ikiye katlıyoruz. Ortadan zımbalıyoruz. Sonra içine bir şeyler yazarak doldurup, satışa geçiyoruz. Biraz maddi amaç güdülmüş olabilir o dönem. Neyse burayı çabuk geçeyim. Çaktırmadan.

Biraz daha büyüdüm. Kişiliğimi oturtmaya çalışırken, anne-kız kavgaları, baba-kız kavgaları oldu tabi. Her seferinde, mektup yazdım. Kendi ağzımdan, küçük ayım ağzından… Abim İstanbul’da okuyordu. Ona mektup yazdım. Konuşmak yerine, yazmak ifade etti beni yıllarca. Ben mektup verirdim, mektup beklerdim. Hiçbirinde beklediğim mektuplar gelmedi. Sözlü konuşmalarla halletti karşı taraf. Bana hayatta mektup yazan bir tek kişi vardı, rahmetli büyükbabacığım.

Mektuplarını saklıyorum. Öğütlerini tutuyorum!

Bu yıllarda, bir mini defteri dolduracak bir de marangoz çocuk hikayesi yazdım. Okuyanlar şaşırmışlardı. Hem yazılanlara, hem de garip geçen çocukluğa… Nerden aklıma geldiyse?! Çok güzel bir hikayedir gerçekten. Hala ara sıra okurum. En azından ben beğeniyorum. Hem de çok.

Ama tabi, herkes koşup oynarken; bu işler bana angarya gelirdi nedense. Eve gidip yazı yazmak daha zevkliydi. Garipti. Okul çıkışı herkes ip, top bakarken; ben kalem, silgi beğenirdim. Okula ip götürdüğüm nadirdir…

Bu arada aklıma gelmişken, ilk kompozisyonumu babam yazmıştı benim. Ama gariptir, şu satırı çıkar, böyle böyle bi şey de oraya falan diye yönlendirmiştim babamı. Kendi kendimi geliştirdiğimin farkına varmadan yazmaktan korkmuştım, kendi başıma düşünemeyecek kadar küçüktüm belki de. Diğer herkes kompozisyonlarını tahtada okuyunca, babamın yazdığı kompozisyon çok büyük kaldı. Öğretmen de anladı tabi. Ama ne demişti tam hatırlayamıyorum.

Zaman geçerken, benim düşüncelerim geliştiği gibi, yazı yeteneğim de gelişti. Biraz daha büyük yazılar yazmaya başladım, biraz daha kendime döndüm sonraki yıllarda. Kocaman yeşil sayfalı bir defterim vardı, yeşil pilot kalemle yazardım. (Genelde) Kırmızı pilot ya da kurşun kalem tercih ettiğim de çok olmuştur. Her yazımda kalem seçme tercihimden konuya girmişimdir.

Hatta bir dönem daktilo arayışına düşmüştüm ki, babamı sıcaklarda daktilo almaya yollamıştım. Bunun yazısı da tam burada.

Bunların dışında, çekmece köşelerinden, ne bileyim dolap kenarlarından hep tek tek sayfalar çıkar. Hepsi de sadece ihtiyaçtan yazılmış, işi bitince de savrulup atılmış. Onlara çok değer veriyorum şimdi. Hatta daha çok! Çünkü sadece o ana özgü, sadece kafamı boşaltmak amacıyla yazılmış satırlar. Başka hiçbir kaygı taşımıyor kendileri.

Çok özetle, yazı serüvenim böyle gelişti. Günün birinde, yazdıklarımı başkaları da okusun dedim. Kendimden çekinmekten vazgeçtim. “Ben de böyle düşünüyorum arkadaşım.” diyebilmekten güzel bir şey yok. Bunu fark ettim.



İyi mi ediyorum, kötü mü bilmem?! Yazıyorum, birçoğunu da burada sizinle paylaşıyorum. Açıkçası, şimdiye kadar geçirdiğim yıllara acıdım. Yazmak zevkliymiş, yazdıklarımı paylaşmak daha zevkliymiş. Eleştiriler duymak güzelmiş. Postalarımın arasından tanımadığım kişilerden gelenleri okumak da çok keyif vericiymiş. Bana teşekkür edilmesi, güzel bir duyguymuş.

Geçirdiğimiz bir yılda ben çok şey öğrendim. Teşekkür ederim!

Daha öğrenecek çok şeyim var…

Son olarak, kimsenin kanatlarınıza dokunmasına izin vermeyin. Nev’den Kelebek’i bunun için dinleyin.

Sevgilerimle…

Gelecek Zamanda Bir Hayat

0

Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim, Hayat-İnsanlar, Yazmak, Zaman | Posted on 03-04-2010

Etiketler:, ,

(Ben Sam Cooke’tan SummerTime‘ı dinlerken yazdım bu satırları. Belki sen de dinleyerek okumak istersin diye düşündüm. ;-) )

Ben yine kendi masalımı dinleyeceğim.

Zaman geçecek, bugün sıkıldıklarıma yarın güleceğim. Bir şey değişmeyecek muhtemelen, kendi masalımı dinleyeceğim, o kadar.

Uzaktan bakmaya devam edeceğim. Seyretmek yine ilgimi çekecek. Kendi gözlüklerim ve kendi göz rengimle.

Sanki başka bir galakside yaşarmış gibi, kalabalığın içindeki tenhalık gibi… Belki bazen kalabalığa karışmak isterken bulabilirim kendimi, emin değilim.

Yazı yazmak rahatlatacak beni gene. Zaman geçtikçe değişmeyecek diğer şey, kendi masalımı dinlerken bunu kağıtlara aktarmak olacak. Yazdığım kalemin rengine ve cinsine dikkat edeceğim gene. Ve muhtemelen kurşun olmayan yeşil renkli bir kalemle yazacağım. Gözüm kırmızıya gitse de…

Kendi canımın istedikleri pek önemli olmayacak gene. Dolaylı yoldan kendi canımı mutlu ettiğimi bilmeden, bencilce yaşayacağım. Zaman geçecek.

Belki bazen bir salıncak bulup, sabahlara kadar sallanmak isteyeceğim. Rüzgarın saçlarımı okşamasına izin vereceğim. Belki ben hızlandıkça, daha çok savrulan saçlarım hoşuma gidecek ve ertesi gün gene aynı salıncağa koşacağım. Yaz akşamlarım böyle geçecek. Ayaklarımda beyaz babetlerim olacak.

Hep farkında olacağım zamanın geçtiğinin ama gene bir şey yapamayacağım durdurmak için. Kumrular gibi düşünüp dururken bulacağım kendimi, etraf beni gülüyor görürken. Zekice planlarım olacak. Muhtemelen onları da hayata geçirmek için pek bir cesaretim olmayacak.

Sanırım korkaklığımla övünecek, kendimi havalara uçuracağım.

Belki bazen konuşmam gereken yerde susacak, susmam gereken yerde konuşacağım. Ne yaparsam yapayım, içimden geldiği gibi yapacağım. Belki de içimden geldiği halde yapamayacağım bazı şeyleri.

Sıkılacağım, kendimi hayallere vuracağım. Her kurduğum hayalin, gerçekten çaldığını fark etmeden devam edeceğim düşünmeye. Nostradamus olmadığımı anlamak biraz zaman alacak. Nostradamus olsaydım, gördüklerimi yaşayabilecektim. Gülügül vasfıyla, ancak uydurabiliyorum geleceğimi…

Sitem etmek isteyeceğim. Kimse kırılmasın istediğimden, sitem edecek kimse bulamayıp, kendime kusur bulacağım. Kusurlu bir insan olmak hoşuma gitmeyecek. Elimden başka bir şey de gelmeyecek.

Ne bileyim, aynen yaşamaya devam edeceğim. Mutlu anlarımla, kızgın ve üzgün anlarımla…

Fark etmeyecek hiçbir şey. Sabah hayal kurduğum için, akşamına kendime çok kızacağım o kadar.

Kendi kendime bir kitapla sarhoş olup, sayfalarda nara atacağım. Kimse duymayacak.

Ve bir sabah, gözlerime bakarken bulacağım kendimi. Kendi gözlerime baktığımda, aslında her şeyi gayet açık seçik söylediğimi fark edeceğim. Belki bir daha kendimle göz göze gelmeyeceğim.

Zaman geçecek, beni yine kendi masallarımı dinleyeceğim. Bıkmadan.

Kudur Kuduuuurr

7

Posted by Gülügül | Posted in Hayat-İnsanlar, Kızdıklarım, Yazmak | Posted on 20-03-2010

Etiketler:

Nay niri niri niri noom!

Özgürlüük!

Artık kendi ayaklarım üstündeyim. (Şimdilik sadece “Gülügül” olarak. Henüz kendi paramı kazanmıyorum. :) )

Kendi hostum, kendi domainim, kendi bilgilerim, her şey benim. :)

Bu müjdeyi verdikten sonra, bu postu biraz duyuru ve biraz da(eğer kabul edersen tabi) nasihat niteliğinde yazmak istedim.

Duyuru-1: Şu yazı yazamadığım, daha doğrusu yayınlayamadığım son 10 günlük dilimde o kadar yoğundum ki anlatamam. Yazmasına yazdım gene. Sadece seninle paylaşamadım. :( Bunu telafi etmek için bir fikir aklıma geldi. Bu fikri anlatmadan önce…

Telafi etmek dedim, aslında biraz kendimden de özür dilemek oluyor. Çünkü bloğuma ayırdığım vakit, kendime ayırdığım vakit demek biraz da. Biraz da değil ya, bütünüyle. Tamam başka şekillerde de kendime vakit ayırıyorum. Ama burada daha çok kendimi dinliyorum. Burası benim kalbimin yazıcı çıktısı olmakla birlikte. Günlük, haftalık veya aylık rapor niteliğini de taşımaktadır. :)

Her neyse, nerede kalmıştım. Hah, Duyuru-1. Fikir şuydu. Uykumdan da fedakarlık edecek olsam, her gün kendime biraz vakit ayırıp, kendimi biraz dinleyeceğim. En uygun ortam burası galiba. Her gün, 3-5 satır da olsa, buraya yazacağım. “Sadece uykum vaaar.” Demek bile olsa içimden gelen, bunu diyeceğim.

Çünkü 10 gündür yazmadım ya. Aman yani, kafam doldu. Ben bunları anlatmadan atamıyorum kafamdan. Kafamın biraz boşluğa ihtiyacı var. Bundan sonra bu şekilde rahatlamaya karar verdim. ;)

Duyuru-2: Pek yakında, kendi ayakları üzerindeki özgür bloğum Gülügül’ün birinci yaşını kutlayacağız. Bunun için yılbaşında yaptığım gibi, hediye vermeyi düşünüyorum. Ama ne biçimde vereceğimi ve ne vereceğimi tam olarak belirlemiş değilim. Şanslı talihli mi, talihliler mi olsun ona bile karar veremedim. :) Lütfen aklınıza bir şeyler gelirse paylaşın benimle. Birlikte bir yol bulalım.

Şimdi gelelim nasihat kısmına.

Nasihat-1: Özellikle son günlerdeki gözlemlerime göre efendim, bazı insanlar var. Aman yani, şurda küçük dağlar var ya, onlar yaratmış sanki. Böyle bir tavır, bir kurum, bir eda. Hayatta onlardan büyük, onlardan üstün kimse yok. Herkes onlara muhtaç. Yok yea! :D Yemezler. Böyle insanlara prim vermedikçe daha da büyüdüklerini zannediyorlar. Oysa benim gözümde o kadar küçüldüler ki, neredeyse toz olup uçacaklar. :)

Nasihat-2: Böyle büyümeye elverişli insanlar. Yapmayın bunu. Daha küçülüyorsunuz emin olun. O an yaptığınız şey çok doğru gelebilir. Haklısınız, hırslısınız. Size katılıyorum. Ama bazen bir saniyelik kendini tutma süresi, insanı bambaşka bir insan yapıyor. O anı iyi değerlendirmek lazım yani. Uzun nefesler alıp verirseniz bunu atlatacağınıza ve normal insan kıvamına geleceğinize inanıyorum. 1 saniyelik sabır…

Nasihat-3: Bu da kendime olsun. Sevgili Gül. Öğrenmekten kaçınma. Yeni teknolojileri, eski ama bilmediğin teknolojileri ,yeni insanları, değişen insanları, değişecek insanları, değişmeye meyilli insanları… Böyle gider bu. Sonra insanlara güven katsayını %50 oranında küçült. Son olarak, içinden geleni yaz. Kalırsa yazık olur. :P (Burda bir şarkı sözünden alıntı yaptım. Ehehe. Pinhani’ye sevgiler…)

Tamam duyurular ve nasihatler bitti. Bugünlük bu kadar.

Son olarak, şarkı yollamayı gelenek haline getirdim sanırım. Bunu bir süre daha devam ettirelim bence. Sıradaki şarkı, Retkit Cemal’den Kuduuur Kuduuurrr…

Uses wordpress plugins developed by www.wpdevelop.com