Canım Blogum 1 Yaşında !

0

Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim, Hayat-İnsanlar, Önemli Günler, Özel Günler, Yazmak | Posted on 06-04-2010

Doğum günümü kutladığım sıralarda, aynı zamanda yeniden doğuyor olmam güzel bir şey!

Aynıymış gibi görünen, apayrı şeyleri seviyorum.

Gülügül’ün birinci yaşını kutlarken, “Yazı Hayat Hikayem” den bahsedeyim istedim.

Kalemi elime tutuşturduklarında, yazı yazmaya başladım ben. İlkokula giderken, sadece ev halkının okuyabileceği bir gazete çıkarırdım evde.

2 A4 kağıdını ikiye katlıyoruz. Ortadan zımbalıyoruz. Sonra içine bir şeyler yazarak doldurup, satışa geçiyoruz. Biraz maddi amaç güdülmüş olabilir o dönem. Neyse burayı çabuk geçeyim. Çaktırmadan.

Biraz daha büyüdüm. Kişiliğimi oturtmaya çalışırken, anne-kız kavgaları, baba-kız kavgaları oldu tabi. Her seferinde, mektup yazdım. Kendi ağzımdan, küçük ayım ağzından… Abim İstanbul’da okuyordu. Ona mektup yazdım. Konuşmak yerine, yazmak ifade etti beni yıllarca. Ben mektup verirdim, mektup beklerdim. Hiçbirinde beklediğim mektuplar gelmedi. Sözlü konuşmalarla halletti karşı taraf. Bana hayatta mektup yazan bir tek kişi vardı, rahmetli büyükbabacığım.

Mektuplarını saklıyorum. Öğütlerini tutuyorum!

Bu yıllarda, bir mini defteri dolduracak bir de marangoz çocuk hikayesi yazdım. Okuyanlar şaşırmışlardı. Hem yazılanlara, hem de garip geçen çocukluğa… Nerden aklıma geldiyse?! Çok güzel bir hikayedir gerçekten. Hala ara sıra okurum. En azından ben beğeniyorum. Hem de çok.

Ama tabi, herkes koşup oynarken; bu işler bana angarya gelirdi nedense. Eve gidip yazı yazmak daha zevkliydi. Garipti. Okul çıkışı herkes ip, top bakarken; ben kalem, silgi beğenirdim. Okula ip götürdüğüm nadirdir…

Bu arada aklıma gelmişken, ilk kompozisyonumu babam yazmıştı benim. Ama gariptir, şu satırı çıkar, böyle böyle bi şey de oraya falan diye yönlendirmiştim babamı. Kendi kendimi geliştirdiğimin farkına varmadan yazmaktan korkmuştım, kendi başıma düşünemeyecek kadar küçüktüm belki de. Diğer herkes kompozisyonlarını tahtada okuyunca, babamın yazdığı kompozisyon çok büyük kaldı. Öğretmen de anladı tabi. Ama ne demişti tam hatırlayamıyorum.

Zaman geçerken, benim düşüncelerim geliştiği gibi, yazı yeteneğim de gelişti. Biraz daha büyük yazılar yazmaya başladım, biraz daha kendime döndüm sonraki yıllarda. Kocaman yeşil sayfalı bir defterim vardı, yeşil pilot kalemle yazardım. (Genelde) Kırmızı pilot ya da kurşun kalem tercih ettiğim de çok olmuştur. Her yazımda kalem seçme tercihimden konuya girmişimdir.

Hatta bir dönem daktilo arayışına düşmüştüm ki, babamı sıcaklarda daktilo almaya yollamıştım. Bunun yazısı da tam burada.

Bunların dışında, çekmece köşelerinden, ne bileyim dolap kenarlarından hep tek tek sayfalar çıkar. Hepsi de sadece ihtiyaçtan yazılmış, işi bitince de savrulup atılmış. Onlara çok değer veriyorum şimdi. Hatta daha çok! Çünkü sadece o ana özgü, sadece kafamı boşaltmak amacıyla yazılmış satırlar. Başka hiçbir kaygı taşımıyor kendileri.

Çok özetle, yazı serüvenim böyle gelişti. Günün birinde, yazdıklarımı başkaları da okusun dedim. Kendimden çekinmekten vazgeçtim. “Ben de böyle düşünüyorum arkadaşım.” diyebilmekten güzel bir şey yok. Bunu fark ettim.



İyi mi ediyorum, kötü mü bilmem?! Yazıyorum, birçoğunu da burada sizinle paylaşıyorum. Açıkçası, şimdiye kadar geçirdiğim yıllara acıdım. Yazmak zevkliymiş, yazdıklarımı paylaşmak daha zevkliymiş. Eleştiriler duymak güzelmiş. Postalarımın arasından tanımadığım kişilerden gelenleri okumak da çok keyif vericiymiş. Bana teşekkür edilmesi, güzel bir duyguymuş.

Geçirdiğimiz bir yılda ben çok şey öğrendim. Teşekkür ederim!

Daha öğrenecek çok şeyim var…

Son olarak, kimsenin kanatlarınıza dokunmasına izin vermeyin. Nev’den Kelebek’i bunun için dinleyin.

Sevgilerimle…

41-101 (En önemlileri bu ikisi)

2

Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim, Önemli Günler, Özel Günler | Posted on 29-03-2010

Etiketler:, ,

1             : Hayatta tek başınayım. Ailemi, dostlarımı çok seviyorum evet. Ama hepimiz tekiz. Bir kişilik bir yolculuktayız.

2             :İki gözüm var. 2 gözüm gibi baktığım, değer verdiğim insanlar var.

3             :An itibariyle, 3. Sınıf bilgisayar mühendisi adayıyım. :)

4             :Çekirdek aile olarak, 4 kişiyiz evet. Annem, babam, abicik, ben.

5             :Bir elimde beş parmağım var. Beş parmağın beşi bir değil ki!

6             :Büdü’nün en sevdiği, Edi’nin en sevmediği sayı. Benim doğum günüm.

7             :İngilizcesi “seven” olduğundan ve benim de seven birine ihtiyacım olduğundan sevdiğim bir sayıdır. Çok kötü bir espri yaptım. Farkındayım. Bu seferlik idare ediverin. :)

8             :Benim uğurlu sayım kendisi. Bir uğurunu görmedim şimdiye kadar ama öyle inanıyorum. Ehehe.

9             :Tek basamaklı son tam sayı. Tersi 6. Başka bir özelliğini bulamadım.

10           :0’ın anlam kazandığı ilk pozitif sayı. Ne yönden anlam kazandığı tartışılır tabi . :)

11           : 2 tane 11 kadar yıl yaşamışım. Piuvv!

12           :Apartmanın 12. dairesinde oturuyoruz.

13           :Uğurlu sayım aslında 13. Bu denendi. Gerçekten uğur getiren birkaç duruma rastlandı. Test edildi onaylandı.

14           :14’ü Canbu’ya ithaf ediyorum. Bana kalsa boş bırakacaktım. 14 Mart var dedi, 14 bahar diye bir şarkı var dedi, hiç olmadı, 1 mumdur, 2 mumdur diye giden şarkının devamında 14 mum var dedi. :)

15           :15 tane barbie bebeğim var. Hala var. Odamda duruyorlar.

29           :Alfabemizdeki bu 29 harf benim her şeyim. Onlar olmazsa, ben bir hiçim.

41           :41 kere maşallah bloguma benim.

49           :Loto oynarken mutlaka yazarım.

50           :50 kuruşları çok seviyorum. Kullanmaya kıyamıyorum. Her gün yanımda bozuk bir 50 kuruş oluyor. Her gün de susuyorum iyi mi. :)

63           :İlk bakışta asal sayı gibi görünse de, 7 ile 9’un muhteşem karışımıdır bana göre. Kendimi 63’le özdeşleştiriyorum. Sağ gösterip, sol vuruyor.

85-86     :Alsancak’tan eve dönerken ikisine de binsem olabilir. Bizim evin oradan geçiyorlar.

88           :D oğum yılım. Bin dokuz yüz …

96           :Bunu kafadan attım bir önemi yok bunun hatırladığım kadarıyla.

101         :Aaa, bir saniye. Şu an blogumdaki 101. yazı bitiyor. Hep birlikte nice 101 yazılara diyeyim mi?

Bugünkü şarkım, aynı zamanda telefon melodim : Hepinize çook teşekkürler. ;)

Kararında Küf Mantarı (E biraz da güzel şeyler)

0

Posted by Gülügül | Posted in Hayat-İnsanlar, Kızdıklarım, Özel Günler, Zaman | Posted on 08-01-2010

Etiketler:, , , , , , ,

Günlerdir yazı yazamıyordum. Sebebini çok düşündüm. Kendi içimde çözümler ararken, saçma algoritmalarla çıkmak istemedim kimsenin karşısına. :)

Yapacaklarımı sürekli unuttuğumdan, en son bir liste yapıp masaüstüme koymuştum. Çok uzun bir listeydi. Uzadıkça uzuyordu. Hatta artık bilgisayarın ekran boyu yetmeyecek hale gelmişti. Ve ben her gün yenisini eklerken, var olanlarla ilgili yaptığım tek şey de onları okumaktı.

Hayatımda yaptığım tek listeydi. Yapacağım şeyler beynimin köşelerinden çıkıp çıkıp listede yerini alıyordu. Her gün onlara bakmak, sandığımdan zordu. Beynimdeyken o kadar çok görünmemesine rağmen, yazınca dağ olmuştu sanki.

Asıl beni üzen taraf, her gün yapacağım şeylerin elenmesiydi. Bu sevinilecek bir şey diyenlere, “yapmadan elemek” işinin ne kadar sıkıntılı ve zorlu olduğunu anlatacak bir deyim bulmak isterdim.

Ben yapmadan elendi büyük çoğunluğu. Sadece baktım. Yazı yazacağım konular vardı, artık o konularda yazmamanın daha iyi olduğuna karar verdi beynim. Bunun gibi bir sürü şey… Olağan dışı durumlar. Beklenmeyen davranışları görünce, beklenmedik davranışlar sergilemek. Şok olmak. Her zaman bildiğin, ama başına gelince ” sadece lafta” kaldığını anladığın hisler. İnsanlarla ilgili genel geçer ama benim inanmamakta ısrar ettiğim görüşler…

Dedim ya, bunun gibi bir sürü şey… Ne oluyor sonra? Söyleyeyim.

Beynimiz bakıyor şimdi. Bütün hücrelerini tarıyor tek tek. Hangi hücrelerinin durumları değişmişse onları ayrı bir tarafta depoluyor.(bknz buffer :P ) Sonra yüzdelerine bakıyor. Eğer ayrı taraftakiler, bildiklerine yaklaşacak kadar artmışsa, beyin yeni düzenlemelere karar veriyor. Bütün yapılarını silip atıyor. Yeni kararlar, yeni durumlar yazılıyor, yapılandırılıyor. Bu süreç işliyor.

Kendimizi garantiye almış oluyoruz böylece. Bu duruma benim koyduğum tanı: Küf Mantarları.

Küf mantarları, binlerce minik mantarlardan oluşuyor, binlerce minik fikir buna denk geliyor. Üredikleri besin dolu sıcak ortam ise, tabii ki beynimiz. Küf yapmayı sağlıyorlar. Çürüme işlemini gerçekleştirdikleri için, doğaya katkıları bulunuyor elbette. Kafamızdaki saçma, kötü ve yanlış bilinen düşünceler bu mantarlarla çürütülüyor.

Sıkıntılı bir süreçten bahsetmiştim ya. O süreçten ancak küf mantarlarıyla kurtulabiliriz bence. :) Ama işte her şeyin bir dozu var,olmalı. Kimisi o kadar sıkılıyor ve ne yapacağı konusunda o kadar kararsız kalıyor ki, her tarafına sıçratıyor küf mantarlarını. Her şeyi çürütmek iyi bir çözüm değildir. Sadece ayırdığımız diğer taraftaki hücreler çürümelidir. Böyle olmazsa işte çeşitli hastalıklar ortaya çıkar.Bazen öldürücü bile olabilirken, bazen parazit halinde yaşamaya devam ederler.

Kararında küf mantarıyla her şey çözülür benden söylemesi. :)

İşte ben de kendimi finaller öncesi böyle bir bakıma almıştım. Beynimi yeniden düzenledim, kendi sınırlarımı ve insanlara tanıdığım sınırları bir kez daha çizdim. Sancılı devreyi atlattım .;)

Herkese kararında küf mantarı diliyorum!

Ha bu arada, ya gerçekten çok sevindiğim şeyler de oldu. 6 Ocak benim doğum günümdü. O kadar çok tebrik aldım ki , ben bile şaştım. Facebook’taki wall doldu taştı, FriendFeed’te beni hiiiç yalnız bırakmadılar.Twitter desen öyle.Sosyal medyalarda durum buydu. :P Telefonum çaldı, sevdiklerimle konuştum. Birbirinden güzel ve ince hediyeler aldım. Akşam çok sevdiğim ailemle birlikte Mezzeluna’da kırmızı şaraplı falan güzel bir yemekten sonra, sürpriz sinema biletleri çıktı abimin cebinden. Günlerdir, ya sinemaya gidemeyeli aylar oldu, en son Sahroş’la gitmiştiim, öhü böhü diye ağlarken, bu sinema biletleri iyi geldi. Üstelik ne varsa insanın ailesinde var, da dedirtti. Eve geldiğimizde de dolaptan pasta çıkıverdi. Mum sayısı çok önemli değil. :P Gece bilgisayarın başına oturduğumda ayrıca upuzuuun süredir görüşmediğim hatta darıldığım kişilerin bile beni unutmadığını öğrendim. Bu doğum günüm iyi geçti yani, beklenmedik şekilde iyi .:)

Bu sefer pek bir şey beklemediğimden, her atraksiyon beni çarpı iki mutlu etti galiba. :) Bundan sonra hiiç kimsedeen, hhiiiiç bir şey beklemiyorum arkadaşım. Ben böyle iyiyim, gayet iyi ;)

Kuka devirdikçe, huzur bulmak

0

Posted by Gülügül | Posted in Özel Günler | Posted on 12-08-2009

Etiketler:, , ,

Her şeye, kendi anlamının dışında anlamlar katılabilir. Bir şey; sadece tek bir anlama sahip olmamalıdır bana göre de. Bu yüzden her şeye ikinci bir anlam yüklerim ben, biraz şahsi bir anlam.

Pek açıklayıcı olmadığının farkındayım. Böyle kalmasın,Mısırlılar’dan örnek vereyim. Mısırlılar bovling oynamayı çok severlermiş ama spor dışında bir anlam katmışlar oyuna. Ne kadar çok kuka devirdiysen, o kadar çok günahlarından arınıyormuşsun. Kuka devirdikçe huzur buluyormuşsun. Öyleymiş.

Kukaları devirmek benim de hoşuma gider. Çoğu zaman beceremesem de, kuka devirdikçe mutlu olurum. Ama huzuru başka yerlerde ararım. Huzuru başka şeylerde bulurum. Huzur bulduğum bir şey hakkında yazmayı planlıyorum.

Şimdi canım oyun oynamak istedi. Benim yüklediğim diğer anlamlarla, huzur bulduğum şeyin ne olduğunu tahmin etmeye çalış bakalım. Bulana şöyle sürpriz, böyle sürpriz diyemiyorum. Buradan bir öpücük yollayabilirim ancak :)

İlk yüklediğim anlam, bu şeyin kokusu hiçbir şeye benzemiyor. Tarif etsem edemiyorum. Bazen sadece koklamak için yanına gidiyorum. Yanındayken akciğerlerimi tamamıyla dolduruyorum. Gözümü kapasam, kokular içinden bunu seçerim. Hatta mümkünse birisi koku saklama makinası icat etsin de, bunu saklayayım.

İkinci yüklediğim anlam, bu şeye çok güveniyorum. Sanki yanındayken bana bir şey olmaz. Kartlarım tamamen açıktır, oyun oynamama rağmen. Yüzüm sürekli güler, canım hiç sıkılmaz. Ona bakarak vakit geçirebilirim.

Üçünci anlam ise, bu şeye çok değer veriyorum. Karşılığında dünyaları verseler, bütün hayallerimi gerçekleştirseler bile kabul etmem. Onu isterim ben ! O olsun, onu tamamlayan şeyler olsun, başka bir şeye gerek yok. O olduktan sonra, başka hiçbir şeye ihtiyacım yok.

Şahsi anlamlar katarım dedim ama, herkesin annesinin kokusu vardır, herkes annesine güvenir, herkes değer verir. Aaa, ağzımdan kaçırdım, evet sorunun cevabı annemdi! Ama işte benim annemin kokusu, benim şahsi anlamım; benim annemin sağladığı güven benim şahsi anlamım; benim annemin değeri aklıma gelecek her şeyden de daha çok.

İlk defa, yazacağım konu belliyken, yazmakta bu kadar zorlandım. Defalarca tereddüt ettim, yazmasam mı acaba dedim. Çünkü cesaret isteyen bir mükemmellik anlatımı lazım. Bunu beceremem. Hiçbir zaman hissettiklerim kadar fazlasını yazamam. Bunun için huzursuzum. Beni huzura kavuşturan bir şeyi anlatamadığım için huzursuzum.

Tamam, pasta aldık, mumlar koyduk, üfledi, fotoğraflar çektik. Bunların komik şirin oyun olduğunu hepimiz bildik.Her gün birbirimize baktığımızda, içimizden birbirimize iyi ki doğdun dediğimizi bildik, ama oyun gereği bunu ifade ettik. İyi ki doğdun annemiz! :) )

Haa bir de, “Ben seni çok seviyorum, sana anne verdim ben!” diyen müküşe de ayrı teşekkürler. Bana söz bırakmadı. Sadece minik bir dilekte bulunabilirim: Birlikte nice kukalar devirmeye !

Uyanmak

0

Posted by Gülügül | Posted in Misafircilik, Özel Günler | Posted on 05-08-2009

Etiketler:, ,

” Bloglarda misafircilik oynamaktan bahsetmiştim. İade-i ziyaret zamanı geldi. Umut’u konuk ettim bugün. Gülügül ‘de bir UBenzer yazısı :) Keyifle okumanız dileğiyle… Haa bir de, günaydın ;)

Uyu uyu… Hele şu yaz geçsin. O kadar sıcak ki beynim sulandı resmen. Her gün üç litre su içiyorum yine kilo veriyorum. Şikâyetim de yok gerçi… Uyu uyu… Yaz sıcak. Yaz geçsin böyle, boş beleş.

Uyan! Uyan , artık okullar açıldı. Yeni bir döneme başlıyorsun. Aradan koca üç ay geçmiş. Kötü şeyleri unutup, iyi şeyleri akılda tutmak için ideal bir süre bu. Güzel. Şimdi başlamaya hazırsın seneye.

Bu senen hiç boş geçmesin. Zor, biliyorum. Yeni şeyler denemek sıkıntı verici. Ama sık dişini! Dene! Dene! Dene! İyisiyle, kötüsüyle, başarısıyla, fiyaskosuyla hepsi bir şeyler katacak sana!

Millet ne derse desin! Torba değil ki bu, büzesin! Önemsediklerinin dediklerini önemse, yeter. Hiçbirimiz tribünlere oynamamalıyız. Ah… Keşke yapabilsek…

Değişiklik kaçınılmazdır. Daha iyisi, değişiklik süper bir şeydir! Kim aynı şeyleri tekrar tekrar yaşamak ister ki? Kim bir ilerleme, bir değişim görmek istemez? Eh, pekâlâ öylelerini de tanıyorum. Ama boş ver sen onları! Değişiklik başlı başına bir yaşam kaynağıdır. Kısmen mutluluk getirir, bazen hüngür hüngür ağlatır. Ucunda mutsuz son da olabilir diye, oturup bekleyecek değiliz ya günlerin geçmesini!

“Turşu”ya bin mesela. Öğrenmek için değil, başkası istediği için hiç değil! Eğlence olsun diye. Hoşça vakit geçirmek için. Hep ayakta duruyoruz, bir defa da düşmek için. Düştüğün yerden seni kaldıracak bir el olduğunu fark etmek için.

Hafta sonları ne kadar büyülü günler… 12’lere kadar uyumak -oh mis :) – ya da… Ya da? Evet! Kıştayız! Ne güzel, yağmur da var hafiften… Bir geziye ne demeli? Nerede kaldı hafta sonu yakın ilçe gezileri? O fotoğraf makinesini boşuna mı şarj ettim ben?

…ve enerjimiz tükenir. Bir mola veririz. Bir gün, sabahtan akşama kadar tembellik yaparız. Konuşmakta bile zorlanırız, o derece yorulmuşuzdur. Sonra, enerjimizi toplarız “yaşanabilir” hayatımıza devam etmek için. Asla, asla o tembellik kalıcı olmamalıdır…


Aslında ne kadar çok olanağımız var. Şöyle bir etrafıma bakıyorum da, biz İzmir’deyiz, El Hakiru’da değil. (Boşuna aramayın, yer adını kafadan sıktım.) Kızlar ve erkekler yan yana yürüyebiliyor, el ele tutuşabiliyor. Gideceğimiz bir sürü kültür etkinliği var. Koksa da, izleyebileceğimiz bir denizimiz var… Günü dağların ardına canlı müzik eşliğinde yollayan bir Asansör’ümüz bile var. Gecenin tüm enerjisini kendine çeken (ve sanılanın aksine sadece alkol anlamına gelmeyen) bir Alsancak’ımız var. Operalarımız var, tiyatrolarımız var… Sabahlanabilecek kadar güvenli bir yerleşkemiz var.

Biz neredeyiz?

Belki de son iki senemiz, bunca olanağı kullanabilmemiz için! Ayaklarımızın altında bir hazine! Her yeri gezilebilecek güzellikte bir yerleşke, koskoca şehir, güzel insanlar…

Değerlendirmenin vakti geçmiyor mu?

Aşk nerede kaldı? Ne zamandan beri birinden hoşlanmak ayıp ve korkulan bir şey oldu? Sarılmanın güzelliğini ve evrenselliğini, yalnız olmamanın vazgeçilmez mutluluğunu tatmak güzel olsa gerek. O korkuyu da bir zahmet bodruma kilitleyiverin.

Vaktimin 10’da 9’u bilgisayar başında geçiyor. Memnun gibi görünüyorsam, bu bir yanılsama. Mutlu falan değilim. Bir şeyler üretmeyi seviyorum, ama tek başına yetmez. Fabrika değiliz ki! İnsanız! Hayat “Derslerimizde başarılı olup, iyi iş sahibi olmak.” Olmaktan çıkmış olmalı artık. “Sosyallik”,”Ekip Ruhu” ve ”Birliktelik” hayatımızın birer parçası olmalı.

Ben ise Class yazmaya devam ediyorum. Üstelik hayatımdan memnun görünmeyi başararak… Tabi ki hoşuma gidiyor ama tek başına yetmez. Hayat bu değil. Öyle birine ihtiyacım var ki, bir şeyler denemek konusunda sürekli gaza getirelim birbirimizi… Şu monotonluk geride kalsın. Bir defa da sonucunu düşünmeden bir çılgınlık yapayazalım.

Gaza gelmeye ne dersin?
^2009

Aile Albümü

0

Posted by Gülügül | Posted in Özel Günler, Zaman | Posted on 21-06-2009

Etiketler:,

Kalabalık bir ortam… Şık giyimli insanlar her yerde. Biz görüntüyü bu kareden itibaren almaya başladık. Abimle ben bir odada tutuluyorduk. Derken gelinle damat göründü. Alkışlanarak içeri alındılar, imzalarını attılar, damat gelini alnından öptü.

Abimle ben , annemize babamıza karar verdik. Başkaları olsaydı istemezdik. Seçimimizi yaptık. Sonra annemiz çocuklarına baba seçti, sonra babamız çocuklarına anne seçti. Seçimler tamamlandıktan , gelin gelinliğini, damat damatlığını giydikten sonra aile albümüne çekilen fotoğraflar eklenmeye başladı.Her dakikanın bir fotoğraf olduğunu düşünürsek, 24*60, her gün 1440 fotoğrafımız daha ekleniyor albümüze.

İlk fotoğraf, gelinle damat göz göze gelmişler , galiba! Galiba,çünkü damadın gözünde güneş gözlüğü var, gelinin ısrarıyla takmış. Bu anda abimle ben de göz göze geldik ve hayatımızı planlamaya başladık. Doğru seçimler topluluğu olmalıydık ;)

Kim önce gelsin, kim kimden ne kadar süre sonra gelsin? Bunlar önemliydi. Abimin önce gelmesine karar verdik. Bir oğlan, ailedeki herkesin beklentisiydi.

Albümden birkaç sayfa atlıyorum, gözüme ikinci bir kare takılıyor. Babam abimle birlikte. Fotoğrafa bakıyorum, babam son derece gururlu,oğlunun nasıl bir adam olduğunu önceden görmüş gibi;babam son derece muzur, oyun oynayacak arkadaş bulduğundan; son derece heyecanlı kendi büyümeden bir çocuk büyüteceğinden;… Abime bakıyorum, hiçbir şey belli etmemiş, bir şeyden anlamazmış gibi bakıyor, sadece hissettiği mutluluğu yüzünde saklayamamış, gülüyor. :) Bazen kahkahalarla. :)

Birkaç kare daha ilerliyorum. Birkaç gezinti, mutlu gülümsemeler. Abim görevini iyi yerine getiriyor. Sıranın bana gelmesini sabırsızlıkla bekliyorum. Ama anlaşmamıza göre öyle bir zamanda gelmeliydim ki, bir karmaşayı düzeltmeliydim, herkesi eski haline sokmalıydım.

İlerleyen karelerde abim büyüyor. Liseye gidecek, üniversiteye gidecek. İdealleri kimseyi dinlemeyecek, biliyorum, onu herkesten önce tanıdım. Artık gelme vakti geldi galiba.
Artık fotoğraflarda gizli karakter olarak ben de görünmeye başladım. Annemin karnındayım. Hep birlikteyiz. Birkaç sayfa ilerlersem albümde, gizli kahraman olmaktan vazgeçtiğim apaçık görülüyor. İşte bir kare gözüme takıldı yine.

Bu defa babamla ben varız. Babam çok mutlu. Çünkü her şeyi yapabileceğine inanan bir cadı var yanında. Babamın kocaman subay şapkasını takıp da, rütbeleri parlayan ceketini giydiğimde komik durduğumu kimse söylememiş ki. Babam çok sevinçli çünkü evde sürekli mastika oynayan, şarkı söyleyen biri var. Babam çok mutlu küçük ayının babası büyük ayı olmaktan, ve her gece ayrı bir maceraya atılmaktan. Ve kendime bakıyorum, ben de mutluyum 3lü mutluluğu tamamladığım için.

Zaman geçiyor. Hayata atılmaya çalışıyorum. Babamın anlattığı küçük ayı masalları kadar macera dolu ve mutlu sonla biten olaylar da gördüm, babasının her akşam gelişini balkondan gözleyip de, asansöre koşan, kapı açılınca da ona şarkı söyleyen bir küçük kız, asansörden başkasının çıktığını görünce nasıl hayal kırıklığına uğrarsa, öyle hayal kırıklığına uğradığım da oldu hayatta. Yaşadım, yaşamaya devam ediyorum. Abime önceden kararlaştırdığımız plan tıkır tıkır işliyor. Önce geldi onları mutlu etti, ben onları izledim. Sonra ben de geldim. Abimin dilediği işi yapmasında belki biraz katkım olmuştur, babamı oyalamışımıdr falan filan.

Sayfa sayfa albümü geçiyorum. Çok fotoğraf var burada. Abimle benim görev özetlerimiz gibi bir şey. :) Bu yıl babama babalar gününde bu albümü hediye ediyorum.

Umarız hayal ettiğin gibi iki bebek olmuşuzdur hayatında. Biz hala bebeğiz. Bebekler kendisine gülene gülerler. Biz sen güldükçe güleriz.
Seni çok seviyoruz…
Oğlun -Kızın
Uses wordpress plugins developed by www.wpdevelop.com