Göktuğ

0

Posted by Gülügül | Posted in Önemli Günler | Posted on 22-04-2011

Göktuğ bana resim yaptı. Ben Göktuğ’u tanımıyorum oysa ki. O da beni tanımıyor. Ama ikimiz de Atatürk’ü tanıyoruz, ona minnettarız…

Tohum Otizm Vakfı ile 2 yıldır 23 Nisan’larda haberleşiyoruz. Bu yıl da Göktuğ’un resmini aldım. Böylece,  ben de ikinci defa bloguma bir çocuk konuk etmiş oldum. İlkine buradan ulaşabilirsiniz.

Sizi Göktuğ ile baş başa bırakmadan önce, 23 Nisan Ulusal Egemenlik Ve Çocuk Bayramı’nın bir de egemenlik kısmına değinmeden geçemem.

Egemenlik, yani egemen olma durumu! Egemen olma durumu, bizim, yani milletimizin seçtiği kimselerin meclise girmesiyle gerçekleşiyor. Kimi seçersek, o egemen oluyor. :)

Çocuklarımız, geleceğin egemenleridir.

Aman, onlara sahip çıkalım. Onları okutalım. Onlara Atatürk’ü anlatalım. Bencil yetiştirmeyelim. Büyüyünce hepsi çağdaş Türk insanları olsunlar. N’olur!

Saygıyla eğiliyorum Ata’m! Benim sözüm söz.

Sizleri Göktuğ’un resmiyle başbaşa bırakıyorum. Elimde onula ilgili başka bilgi olmadığı için üzgünüm. Umarım bunu görürsün Göktuğ’cum… Teşekkür ederim. ;)

 

 

Bugün Minik Bir Konuğum Vaar! Çünkü 23 Nisaan…

2

Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim, Misafircilik, Önemli Günler | Posted on 23-04-2010

Etiketler:, , , , , , ,

Bir varmış bir yokmuş. Günlerden bir gün sarışın bir çocuk, kocamaaan bir güneşe dönüşüvermiş. Kahramanlık öykülerinden çıkıp da benim masalıma girmiş. Ülkesi için yapmayacağı fedakarlık, girmeyeceği savaş yokmuş. Herkes onu çok sever, onu bir kerecik görebilmek için neler vermezmiş. Emrindeki askerler, fakir ülkenin cesur gençleri, bir parça ekmek bulamadan savaşırmış. Çünkü bu güneşe çok güvenirlermiş. Ona inanırlarmış.

Az gitmişler, uz gitmişler, her türlü felaketin üstünden zaferle çıkmayı bilmişler. Koskocaman bir milleti tekrar ayağa kaldırmışlar. Hem de çok güçlü bir şekilde. Ulusal egemenliğe sahip olarak!

Millet öyle bir sevinmiş, öyle mutlu olmuş ki. Zaten çok sevdiği güneşlerini, daha da göklere çıkarmışlar. Çünkü değer verildiklerini hissetmişler. İyi ki de güvenmişler. O günü kutlamaya karar vermişler. Herkes çocuklar kadar mutluymuş, çocukların da bu günü unutmamaları gerekmiş. Güneş, bu bayramı çocuk bayramı olarak ilan etmeye karar vermiş. O gün çocuklar büyük, büyükler çocuk olurlarmış.

Masalıma biraz ara vereceğim. Bu arada bir de resim çizmeye karar verdim. Bu bayram ben de çocuk olayım dedim.

Önce sayfamın tam da orta yerine kocaman bir güneş çizmeyi uygun buluyorum. Sarı olmalı. Işınları büyüklü küçüklü yer yüzüne ulaşmalı. Bir bahar havasını yansıtmalı.

Sonra pastel boyalarıma bakıyorum. Mmm, yeşili beğendim. Bu yeşilden bir çocuk çizeceğim. Kağıdımın biraz soluna doğru dursun. Çünkü 2 kişiyi daha çizmek istiyorum. Yuvarlak bir kafa çizdim. Eveet, bir uzun çizgi bedeni olsun, kolları ve bacakları da tamam. Suratına gözleri temsilen 2 nokta ve gülen bir ağız çiziyorum. Mutlu bir çocuk olmalı bu. Aa, hatta bunun adı Mete! Belki de Mete benim, emin değilim.

Bir renk daha alayım. Şimdi Pınar’ı çizmeliyim. Pınar benden daha küçük. Ve kız olduğundan ona pembeyi yakıştırıyorum. O da resim çizmiş. Elinde kağıdını tutuyor. Benim resmim bitsin, onunkine de bakacağım. Pınar gerçekten çok güzel. =) Saçları da düz. Onları da çizdim.

Şimdi çocuklardan birini değil, büyüklerden birini çizeceğim. Güneş gibi sarı o da. Onu fikirlerini benimsemiş olmalı. Saçları dalgalı. O da gülüyor.

Resmimi bitirdim. Resmimin güzel olmasına özellikle dikkat ettim, çünkü bunu 23 Nisan için çiziyorum. Tohum Otizm Vakfı’na üyeyiz. Oraya yollayacağım. Anneme, babama, öğretmenime gösterdim, onlar da çok beğendiler.

Ben de çok beğendim! Resmin büyüğüne, *buraya basarak* ulaşabilirsiniz.

Kadere inanır mısınız bilmem. Ben inanırım, hem kadere, hem de kaderi bizim çizdiğimize…

Resim gibi! Boyalarla…

Kendi çizdiğimiz şeyi, değiştirebiliriz de pekala! Mükemmel bir şey olmasa da, her geçen gün, bir öncekinden daha güzel bir şeyler çizebiliriz. Geleceği resmedebiliriz belki.

Bugün bir minikle kesişti yolum. Kim olduğunu, adını, kaç yaşında olduğunu bilmiyorum. Hayallerini bilmiyorum. Kendisini görmedim. Bir projede birleşiverdik. “23 Nisan’da bu blog benim!” projenin adı. Daha çok çocuğun sesini daha çok yollardan nasıl duyurabiliriz demişler, çok da iyi etmişler. Buna dahil olmaktan çok mutluyum. İşte yukarıdaki resim de ona ait. Benim köşemi şenlendirdi bugün.

Ona çok teşekkür ediyorum.

Bu projeyi yapanlara ve destek veren Tohum Otizm Vakfına ve Unicef’e de teşekkür ediyorum. İyi ki düşünmüşsünüz de burada buluşmuşuz.

Ve tabii ki her şeyden önce masal kahramanım, güneşim, yolum olan Atam’a sonsuz saygılarımı iletiyorum. İyi ki bu topraklarda doğmuşsun sevgili güneşimiz!

23 Nisan hepimize kutlu olsun. Ulusal Egemenliğimiz ve Çocuklarımızın Bayramı kutlu olsun!

Nice 23 Nisan’lara, hep birlikte.

Haydi o zaman eğlenelim. Ben kendi kendime şarkı söyledim ve kaydettim mesela bu 23 Nisan’da. Bunu dinledikten sonra yeterince güleceksiniz eminim. =)=)

Her şeyi göze aldım, Çocuk Bayramı’na sığındım çocuk oldum. Buyrun buradan efendim, sevgili Nil Karaibrahimgil’in şarkısı çalarken, ben de üstünde saçmalıyorum biraz.

İyi dinlemeler!

nil gül ben aptal mıyım !

BÖ!

3

Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim, Önemli Günler, Yazmak | Posted on 12-04-2010

Etiketler:, ,

BÖ!

Korktun mu?! Korkma ya. Onun için demedim.

Ben çok kullanırım zaten bö’yü. İkide bir ”bö!“diyorum, yakın çevrem alıştı artık.

Ama bu sefer deme sebebim başka. BÖ derken, Blog Ödüllerinden bahsediyorum!

Birinci yılımı henüz kutlamışken, bir gün nette BÖ! diye bi şey gördüm. Blogumun adresini yolladım. Geçen gün posta kutuma gelen bir nota göre, evet Kişisel kategorisinde yarışmaya kabul edilmişim.

Şimdi yazılarıma bir göz gezdiriverin.

Eminim okumaya devam edeceksiniz.

Hoşunuza mı gitti?

http://kisisel.altinklavye.com/ buraya tıklayın. Ben de mutlu olayım, siz de!

Altın Klavye Blog Ödüllerinde bir oycuk bir oycuktur.

Canım Blogum 1 Yaşında !

0

Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim, Hayat-İnsanlar, Önemli Günler, Özel Günler, Yazmak | Posted on 06-04-2010

Doğum günümü kutladığım sıralarda, aynı zamanda yeniden doğuyor olmam güzel bir şey!

Aynıymış gibi görünen, apayrı şeyleri seviyorum.

Gülügül’ün birinci yaşını kutlarken, “Yazı Hayat Hikayem” den bahsedeyim istedim.

Kalemi elime tutuşturduklarında, yazı yazmaya başladım ben. İlkokula giderken, sadece ev halkının okuyabileceği bir gazete çıkarırdım evde.

2 A4 kağıdını ikiye katlıyoruz. Ortadan zımbalıyoruz. Sonra içine bir şeyler yazarak doldurup, satışa geçiyoruz. Biraz maddi amaç güdülmüş olabilir o dönem. Neyse burayı çabuk geçeyim. Çaktırmadan.

Biraz daha büyüdüm. Kişiliğimi oturtmaya çalışırken, anne-kız kavgaları, baba-kız kavgaları oldu tabi. Her seferinde, mektup yazdım. Kendi ağzımdan, küçük ayım ağzından… Abim İstanbul’da okuyordu. Ona mektup yazdım. Konuşmak yerine, yazmak ifade etti beni yıllarca. Ben mektup verirdim, mektup beklerdim. Hiçbirinde beklediğim mektuplar gelmedi. Sözlü konuşmalarla halletti karşı taraf. Bana hayatta mektup yazan bir tek kişi vardı, rahmetli büyükbabacığım.

Mektuplarını saklıyorum. Öğütlerini tutuyorum!

Bu yıllarda, bir mini defteri dolduracak bir de marangoz çocuk hikayesi yazdım. Okuyanlar şaşırmışlardı. Hem yazılanlara, hem de garip geçen çocukluğa… Nerden aklıma geldiyse?! Çok güzel bir hikayedir gerçekten. Hala ara sıra okurum. En azından ben beğeniyorum. Hem de çok.

Ama tabi, herkes koşup oynarken; bu işler bana angarya gelirdi nedense. Eve gidip yazı yazmak daha zevkliydi. Garipti. Okul çıkışı herkes ip, top bakarken; ben kalem, silgi beğenirdim. Okula ip götürdüğüm nadirdir…

Bu arada aklıma gelmişken, ilk kompozisyonumu babam yazmıştı benim. Ama gariptir, şu satırı çıkar, böyle böyle bi şey de oraya falan diye yönlendirmiştim babamı. Kendi kendimi geliştirdiğimin farkına varmadan yazmaktan korkmuştım, kendi başıma düşünemeyecek kadar küçüktüm belki de. Diğer herkes kompozisyonlarını tahtada okuyunca, babamın yazdığı kompozisyon çok büyük kaldı. Öğretmen de anladı tabi. Ama ne demişti tam hatırlayamıyorum.

Zaman geçerken, benim düşüncelerim geliştiği gibi, yazı yeteneğim de gelişti. Biraz daha büyük yazılar yazmaya başladım, biraz daha kendime döndüm sonraki yıllarda. Kocaman yeşil sayfalı bir defterim vardı, yeşil pilot kalemle yazardım. (Genelde) Kırmızı pilot ya da kurşun kalem tercih ettiğim de çok olmuştur. Her yazımda kalem seçme tercihimden konuya girmişimdir.

Hatta bir dönem daktilo arayışına düşmüştüm ki, babamı sıcaklarda daktilo almaya yollamıştım. Bunun yazısı da tam burada.

Bunların dışında, çekmece köşelerinden, ne bileyim dolap kenarlarından hep tek tek sayfalar çıkar. Hepsi de sadece ihtiyaçtan yazılmış, işi bitince de savrulup atılmış. Onlara çok değer veriyorum şimdi. Hatta daha çok! Çünkü sadece o ana özgü, sadece kafamı boşaltmak amacıyla yazılmış satırlar. Başka hiçbir kaygı taşımıyor kendileri.

Çok özetle, yazı serüvenim böyle gelişti. Günün birinde, yazdıklarımı başkaları da okusun dedim. Kendimden çekinmekten vazgeçtim. “Ben de böyle düşünüyorum arkadaşım.” diyebilmekten güzel bir şey yok. Bunu fark ettim.



İyi mi ediyorum, kötü mü bilmem?! Yazıyorum, birçoğunu da burada sizinle paylaşıyorum. Açıkçası, şimdiye kadar geçirdiğim yıllara acıdım. Yazmak zevkliymiş, yazdıklarımı paylaşmak daha zevkliymiş. Eleştiriler duymak güzelmiş. Postalarımın arasından tanımadığım kişilerden gelenleri okumak da çok keyif vericiymiş. Bana teşekkür edilmesi, güzel bir duyguymuş.

Geçirdiğimiz bir yılda ben çok şey öğrendim. Teşekkür ederim!

Daha öğrenecek çok şeyim var…

Son olarak, kimsenin kanatlarınıza dokunmasına izin vermeyin. Nev’den Kelebek’i bunun için dinleyin.

Sevgilerimle…

41-101 (En önemlileri bu ikisi)

2

Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim, Önemli Günler, Özel Günler | Posted on 29-03-2010

Etiketler:, ,

1             : Hayatta tek başınayım. Ailemi, dostlarımı çok seviyorum evet. Ama hepimiz tekiz. Bir kişilik bir yolculuktayız.

2             :İki gözüm var. 2 gözüm gibi baktığım, değer verdiğim insanlar var.

3             :An itibariyle, 3. Sınıf bilgisayar mühendisi adayıyım. :)

4             :Çekirdek aile olarak, 4 kişiyiz evet. Annem, babam, abicik, ben.

5             :Bir elimde beş parmağım var. Beş parmağın beşi bir değil ki!

6             :Büdü’nün en sevdiği, Edi’nin en sevmediği sayı. Benim doğum günüm.

7             :İngilizcesi “seven” olduğundan ve benim de seven birine ihtiyacım olduğundan sevdiğim bir sayıdır. Çok kötü bir espri yaptım. Farkındayım. Bu seferlik idare ediverin. :)

8             :Benim uğurlu sayım kendisi. Bir uğurunu görmedim şimdiye kadar ama öyle inanıyorum. Ehehe.

9             :Tek basamaklı son tam sayı. Tersi 6. Başka bir özelliğini bulamadım.

10           :0’ın anlam kazandığı ilk pozitif sayı. Ne yönden anlam kazandığı tartışılır tabi . :)

11           : 2 tane 11 kadar yıl yaşamışım. Piuvv!

12           :Apartmanın 12. dairesinde oturuyoruz.

13           :Uğurlu sayım aslında 13. Bu denendi. Gerçekten uğur getiren birkaç duruma rastlandı. Test edildi onaylandı.

14           :14’ü Canbu’ya ithaf ediyorum. Bana kalsa boş bırakacaktım. 14 Mart var dedi, 14 bahar diye bir şarkı var dedi, hiç olmadı, 1 mumdur, 2 mumdur diye giden şarkının devamında 14 mum var dedi. :)

15           :15 tane barbie bebeğim var. Hala var. Odamda duruyorlar.

29           :Alfabemizdeki bu 29 harf benim her şeyim. Onlar olmazsa, ben bir hiçim.

41           :41 kere maşallah bloguma benim.

49           :Loto oynarken mutlaka yazarım.

50           :50 kuruşları çok seviyorum. Kullanmaya kıyamıyorum. Her gün yanımda bozuk bir 50 kuruş oluyor. Her gün de susuyorum iyi mi. :)

63           :İlk bakışta asal sayı gibi görünse de, 7 ile 9’un muhteşem karışımıdır bana göre. Kendimi 63’le özdeşleştiriyorum. Sağ gösterip, sol vuruyor.

85-86     :Alsancak’tan eve dönerken ikisine de binsem olabilir. Bizim evin oradan geçiyorlar.

88           :D oğum yılım. Bin dokuz yüz …

96           :Bunu kafadan attım bir önemi yok bunun hatırladığım kadarıyla.

101         :Aaa, bir saniye. Şu an blogumdaki 101. yazı bitiyor. Hep birlikte nice 101 yazılara diyeyim mi?

Bugünkü şarkım, aynı zamanda telefon melodim : Hepinize çook teşekkürler. ;)

Adım Keriman

0

Posted by Gülügül | Posted in Önemli Günler | Posted on 08-11-2009

Etiketler:, ,

Bugün 9 Kasım.

Ben şimdiki ben değilim. Adım Keriman. 1917 doğumluyum. Şu anda 21 yaşındayım.

Yarından endişeliyim. İçimde garip bir huzursuzluk var. Güleyim diyorum, düşünceler içinde gülebiliyorum sadece. Olmuyor.

Şu anda İstanbul üniversitesi, Hukuk bölümünde okuyorum. Derslerimle ve memleket meseleleriyle o kadar ilgiliyim ki hocalarımın dikkatini çektim. Stajımı hayal ettiğim yerde, Mustafa Kemal’in avukatının yanında yapıyorum. Kıskanılacak bir mevkideyim. Yakınlarım gurur duyuyorlar.

Mustafa Kemal’le konuşma fırsatını yakaladım. Hatta ve hatta birkaç kez. Elimi nereye koyacağımı bilemedim, kambur mu duruyorum diye endişelendim, dilim dolanacak diye korktum. Her seferinde de gayet düzgün bir biçimde düşüncelerimi dile getirdiğimi fark edince gururlandım. Onun fikirlerini onun ağzından dinlemek ne kadar heyecan vericiyse, gözlerine bakmak bir o kadar huzur vericiydi.

Zaman içinde fikir alış verişlerimiz arttı. Onunla o kadar büyüdüm ki! Bana kızı gibi samimi davrandı. Yurt dışına gidip eğitimimi sürdürmek ve ülkemi tanıtmak için çeşitli temaslarda bulundu. Onu ziyaret etmek ve düşünceleri konuşturmak en sevdiğim aktivite olup çıkıvermişti. Konuştukça rahatlıyordum.

Bugün onu ziyaret etmeye gidiyorum yine. En son gördüğümde baya sıkıntı çekiyordu, ağrıları vardı. Onu görmeliydim. Derslere gitmedim, onun yanına gittim.

Beni gördüğüne sevinmiş olsa da, daha 3 gün önce görüştüğümüzü bahane ederek, niye derslere girmediğimi ve yanına gittiğimi sordu. Cevap veremedim, sadece utandım. Ama onu görmeliydim. Bana biraz sitem etti. Bunun için üzüldüm, oysa onu merak etmiştim.

Ona değer verdiğimi anlatmanın bir yoluydu bence. Pişman değildim. Ona göre, değer vermek bu değildi. Yanlış yoldaydım. Bugün girmediğim derste anayasa maddeleri işleniyordu. Derse girmediğime göre, bilip bilmediğim ve öğrenip öğrenmek istemediğim hakkında yorumlar yapmak üzere bana değiştirilemez hükümleri sordu.

İlk defa dilim dolandı. Anlamlarını çok iyi öğrenmemiş olsam da içeriklerini biliyordum. Ama söyleyemedim. Utandım haliyle. Bana şuna benzer cümleler kurdu:

“ Sen Cumhuriyet kızısın, sen benim kızımsın. Yaşadığın ülkenin cumhuriyetle yönetildiğini ve bu maddenin değiştirilemez olduğunu söyleyemedin. Bildiğin şüphesiz. Ama dile getiremeyecek kadar da olaya hâkim olmadığın da. Demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti sıfatını da biliyorsun kuşkusuz. Bugün bana veremediğin bu cevapla, ileride kime nasıl anlatırsın ne demek olduğunu. Ve bunun değiştirilemeyecek olduğunu. Bölünmez bir bütün olduğumuzu, resmi dilimizin Türkçe olduğunu, bayrağımızı, marşımızı? Hiçbirinin değiştirilemez oluşunun ayrı bir madde olarak yer almasını… Değiştirilmesinin teklif bile edilemeyeceğini… Şimdi söyle bakalım, bana değer vermek beni görmeye gelmek miymiş, yoksa ülkene sahip çıkmak mı ?”

O an yerin dibine gireyim istedim. Verecek cevap bulamadım. Gözlerim doldu ağlayamadım. Zaten içimdeki tarifsiz sıkıntı bir kat daha arttı. Mavi gözleri sitemli, buruk ama yine de mutluydu. Gözlerinin içine baktım. Derse girmediğim ve kaçırdığım şeyler için ne kadar pişman olduğumu gördü sanırım. Zira onu görmeseydim de ben çok pişman olacaktım.

Girmediğim ders hakkında bazı hükümleri kendisinden öğrenebilme imkânım oldu. Yaşadıklarından örneklendirerek bahsetti. Bugünkü konuşmamız da bu olmuştu.

Yanında daha fazla kalmak istemedim, karnı çok şişti, acı çekiyordu. Onu çok konuşturmuştum. Gitmeden perdesini biraz daha açtım, pencere önünde duran geçen gün getirdiğim menekşeyi de yanındaki komodinin üstüne koydum. Gözlerinin içine baktım, o da bana baktı, el salladı. Özür diledim, ayrıldım.

Bu, onu son görüşümdü. Ertesi gün aramızdan ayrılacağını kim bilebilirdi? Ölecek kadar hasta bir insan hala memleket meselelerinden konuşabilir, derse girmeyen bir kıza sitem edebilir miydi? Sanki boşlukta gibiydim. Dün gerçekten tam bir ders aldığımı fark ettim.

Hayatımda en iyi öğrendiğim konu, anayasanın ilk 3 maddesi oldu. Ve bunların değiştirilemeyecek olduğunun da ayrı bir maddede belirtilmesiydi. O günden sonra susmadım, susamadım. Bildiğimi her yerde haykırdım. Korkmadım, bilgilendirmek istedim herkesi.

9 Kasım 1938’de yapılabilecek en iyi şeyi yapmışım! Hayatımda alınabilecek en iyi dersi almışım. Sonra bunu benimsemişim. İnsanlara değer verdiğimi, yaptığım işlerle anlatmışım. Hiç pişman olmamışım…

Bundan 71 yıl önce yaşadığını varsaydığım bir kızın ağzından düşüncelerimi dile getirdim. Beğenmeniz ve değer verdiklerinizle paylaşmanız dileğiyle…

Uses wordpress plugins developed by www.wpdevelop.com