Bugün 9 Kasım.
Ben şimdiki ben değilim. Adım Keriman. 1917 doğumluyum. Şu anda 21 yaşındayım.
Yarından endişeliyim. İçimde garip bir huzursuzluk var. Güleyim diyorum, düşünceler içinde gülebiliyorum sadece. Olmuyor.
Şu anda İstanbul üniversitesi, Hukuk bölümünde okuyorum. Derslerimle ve memleket meseleleriyle o kadar ilgiliyim ki hocalarımın dikkatini çektim. Stajımı hayal ettiğim yerde, Mustafa Kemal’in avukatının yanında yapıyorum. Kıskanılacak bir mevkideyim. Yakınlarım gurur duyuyorlar.
Mustafa Kemal’le konuşma fırsatını yakaladım. Hatta ve hatta birkaç kez. Elimi nereye koyacağımı bilemedim, kambur mu duruyorum diye endişelendim, dilim dolanacak diye korktum. Her seferinde de gayet düzgün bir biçimde düşüncelerimi dile getirdiğimi fark edince gururlandım. Onun fikirlerini onun ağzından dinlemek ne kadar heyecan vericiyse, gözlerine bakmak bir o kadar huzur vericiydi.
Zaman içinde fikir alış verişlerimiz arttı. Onunla o kadar büyüdüm ki! Bana kızı gibi samimi davrandı. Yurt dışına gidip eğitimimi sürdürmek ve ülkemi tanıtmak için çeşitli temaslarda bulundu. Onu ziyaret etmek ve düşünceleri konuşturmak en sevdiğim aktivite olup çıkıvermişti. Konuştukça rahatlıyordum.
Bugün onu ziyaret etmeye gidiyorum yine. En son gördüğümde baya sıkıntı çekiyordu, ağrıları vardı. Onu görmeliydim. Derslere gitmedim, onun yanına gittim.
Beni gördüğüne sevinmiş olsa da, daha 3 gün önce görüştüğümüzü bahane ederek, niye derslere girmediğimi ve yanına gittiğimi sordu. Cevap veremedim, sadece utandım. Ama onu görmeliydim. Bana biraz sitem etti. Bunun için üzüldüm, oysa onu merak etmiştim.
Ona değer verdiğimi anlatmanın bir yoluydu bence. Pişman değildim. Ona göre, değer vermek bu değildi. Yanlış yoldaydım. Bugün girmediğim derste anayasa maddeleri işleniyordu. Derse girmediğime göre, bilip bilmediğim ve öğrenip öğrenmek istemediğim hakkında yorumlar yapmak üzere bana değiştirilemez hükümleri sordu.
İlk defa dilim dolandı. Anlamlarını çok iyi öğrenmemiş olsam da içeriklerini biliyordum. Ama söyleyemedim. Utandım haliyle. Bana şuna benzer cümleler kurdu:
“ Sen Cumhuriyet kızısın, sen benim kızımsın. Yaşadığın ülkenin cumhuriyetle yönetildiğini ve bu maddenin değiştirilemez olduğunu söyleyemedin. Bildiğin şüphesiz. Ama dile getiremeyecek kadar da olaya hâkim olmadığın da. Demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti sıfatını da biliyorsun kuşkusuz. Bugün bana veremediğin bu cevapla, ileride kime nasıl anlatırsın ne demek olduğunu. Ve bunun değiştirilemeyecek olduğunu. Bölünmez bir bütün olduğumuzu, resmi dilimizin Türkçe olduğunu, bayrağımızı, marşımızı? Hiçbirinin değiştirilemez oluşunun ayrı bir madde olarak yer almasını… Değiştirilmesinin teklif bile edilemeyeceğini… Şimdi söyle bakalım, bana değer vermek beni görmeye gelmek miymiş, yoksa ülkene sahip çıkmak mı ?”
O an yerin dibine gireyim istedim. Verecek cevap bulamadım. Gözlerim doldu ağlayamadım. Zaten içimdeki tarifsiz sıkıntı bir kat daha arttı. Mavi gözleri sitemli, buruk ama yine de mutluydu. Gözlerinin içine baktım. Derse girmediğim ve kaçırdığım şeyler için ne kadar pişman olduğumu gördü sanırım. Zira onu görmeseydim de ben çok pişman olacaktım.
Girmediğim ders hakkında bazı hükümleri kendisinden öğrenebilme imkânım oldu. Yaşadıklarından örneklendirerek bahsetti. Bugünkü konuşmamız da bu olmuştu.
Yanında daha fazla kalmak istemedim, karnı çok şişti, acı çekiyordu. Onu çok konuşturmuştum. Gitmeden perdesini biraz daha açtım, pencere önünde duran geçen gün getirdiğim menekşeyi de yanındaki komodinin üstüne koydum. Gözlerinin içine baktım, o da bana baktı, el salladı. Özür diledim, ayrıldım.
Bu, onu son görüşümdü. Ertesi gün aramızdan ayrılacağını kim bilebilirdi? Ölecek kadar hasta bir insan hala memleket meselelerinden konuşabilir, derse girmeyen bir kıza sitem edebilir miydi? Sanki boşlukta gibiydim. Dün gerçekten tam bir ders aldığımı fark ettim.
Hayatımda en iyi öğrendiğim konu, anayasanın ilk 3 maddesi oldu. Ve bunların değiştirilemeyecek olduğunun da ayrı bir maddede belirtilmesiydi. O günden sonra susmadım, susamadım. Bildiğimi her yerde haykırdım. Korkmadım, bilgilendirmek istedim herkesi.
9 Kasım 1938’de yapılabilecek en iyi şeyi yapmışım! Hayatımda alınabilecek en iyi dersi almışım. Sonra bunu benimsemişim. İnsanlara değer verdiğimi, yaptığım işlerle anlatmışım. Hiç pişman olmamışım…
Bundan 71 yıl önce yaşadığını varsaydığım bir kızın ağzından düşüncelerimi dile getirdim. Beğenmeniz ve değer verdiklerinizle paylaşmanız dileğiyle…