Bugün Minik Bir Konuğum Vaar! Çünkü 23 Nisaan…

2

Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim, Misafircilik, Önemli Günler | Posted on 23-04-2010

Etiketler:, , , , , , ,

Bir varmış bir yokmuş. Günlerden bir gün sarışın bir çocuk, kocamaaan bir güneşe dönüşüvermiş. Kahramanlık öykülerinden çıkıp da benim masalıma girmiş. Ülkesi için yapmayacağı fedakarlık, girmeyeceği savaş yokmuş. Herkes onu çok sever, onu bir kerecik görebilmek için neler vermezmiş. Emrindeki askerler, fakir ülkenin cesur gençleri, bir parça ekmek bulamadan savaşırmış. Çünkü bu güneşe çok güvenirlermiş. Ona inanırlarmış.

Az gitmişler, uz gitmişler, her türlü felaketin üstünden zaferle çıkmayı bilmişler. Koskocaman bir milleti tekrar ayağa kaldırmışlar. Hem de çok güçlü bir şekilde. Ulusal egemenliğe sahip olarak!

Millet öyle bir sevinmiş, öyle mutlu olmuş ki. Zaten çok sevdiği güneşlerini, daha da göklere çıkarmışlar. Çünkü değer verildiklerini hissetmişler. İyi ki de güvenmişler. O günü kutlamaya karar vermişler. Herkes çocuklar kadar mutluymuş, çocukların da bu günü unutmamaları gerekmiş. Güneş, bu bayramı çocuk bayramı olarak ilan etmeye karar vermiş. O gün çocuklar büyük, büyükler çocuk olurlarmış.

Masalıma biraz ara vereceğim. Bu arada bir de resim çizmeye karar verdim. Bu bayram ben de çocuk olayım dedim.

Önce sayfamın tam da orta yerine kocaman bir güneş çizmeyi uygun buluyorum. Sarı olmalı. Işınları büyüklü küçüklü yer yüzüne ulaşmalı. Bir bahar havasını yansıtmalı.

Sonra pastel boyalarıma bakıyorum. Mmm, yeşili beğendim. Bu yeşilden bir çocuk çizeceğim. Kağıdımın biraz soluna doğru dursun. Çünkü 2 kişiyi daha çizmek istiyorum. Yuvarlak bir kafa çizdim. Eveet, bir uzun çizgi bedeni olsun, kolları ve bacakları da tamam. Suratına gözleri temsilen 2 nokta ve gülen bir ağız çiziyorum. Mutlu bir çocuk olmalı bu. Aa, hatta bunun adı Mete! Belki de Mete benim, emin değilim.

Bir renk daha alayım. Şimdi Pınar’ı çizmeliyim. Pınar benden daha küçük. Ve kız olduğundan ona pembeyi yakıştırıyorum. O da resim çizmiş. Elinde kağıdını tutuyor. Benim resmim bitsin, onunkine de bakacağım. Pınar gerçekten çok güzel. =) Saçları da düz. Onları da çizdim.

Şimdi çocuklardan birini değil, büyüklerden birini çizeceğim. Güneş gibi sarı o da. Onu fikirlerini benimsemiş olmalı. Saçları dalgalı. O da gülüyor.

Resmimi bitirdim. Resmimin güzel olmasına özellikle dikkat ettim, çünkü bunu 23 Nisan için çiziyorum. Tohum Otizm Vakfı’na üyeyiz. Oraya yollayacağım. Anneme, babama, öğretmenime gösterdim, onlar da çok beğendiler.

Ben de çok beğendim! Resmin büyüğüne, *buraya basarak* ulaşabilirsiniz.

Kadere inanır mısınız bilmem. Ben inanırım, hem kadere, hem de kaderi bizim çizdiğimize…

Resim gibi! Boyalarla…

Kendi çizdiğimiz şeyi, değiştirebiliriz de pekala! Mükemmel bir şey olmasa da, her geçen gün, bir öncekinden daha güzel bir şeyler çizebiliriz. Geleceği resmedebiliriz belki.

Bugün bir minikle kesişti yolum. Kim olduğunu, adını, kaç yaşında olduğunu bilmiyorum. Hayallerini bilmiyorum. Kendisini görmedim. Bir projede birleşiverdik. “23 Nisan’da bu blog benim!” projenin adı. Daha çok çocuğun sesini daha çok yollardan nasıl duyurabiliriz demişler, çok da iyi etmişler. Buna dahil olmaktan çok mutluyum. İşte yukarıdaki resim de ona ait. Benim köşemi şenlendirdi bugün.

Ona çok teşekkür ediyorum.

Bu projeyi yapanlara ve destek veren Tohum Otizm Vakfına ve Unicef’e de teşekkür ediyorum. İyi ki düşünmüşsünüz de burada buluşmuşuz.

Ve tabii ki her şeyden önce masal kahramanım, güneşim, yolum olan Atam’a sonsuz saygılarımı iletiyorum. İyi ki bu topraklarda doğmuşsun sevgili güneşimiz!

23 Nisan hepimize kutlu olsun. Ulusal Egemenliğimiz ve Çocuklarımızın Bayramı kutlu olsun!

Nice 23 Nisan’lara, hep birlikte.

Haydi o zaman eğlenelim. Ben kendi kendime şarkı söyledim ve kaydettim mesela bu 23 Nisan’da. Bunu dinledikten sonra yeterince güleceksiniz eminim. =)=)

Her şeyi göze aldım, Çocuk Bayramı’na sığındım çocuk oldum. Buyrun buradan efendim, sevgili Nil Karaibrahimgil’in şarkısı çalarken, ben de üstünde saçmalıyorum biraz.

İyi dinlemeler!

nil gül ben aptal mıyım !

Ne Soracağını Sormak

2

Posted by Gülügül | Posted in Misafircilik | Posted on 03-09-2009

Etiketler:, , , ,

Okuyacağınız yazı Umut’a ait; bana değil ! Bloglarda misafirciliği pek sevdik biz… :) Keyifle okumanız dileğiyle !

“Ne soracağını beklediğini sormak” ilginç bir soru çeşidi cidden.

Bana bir soru sor, cevabını bloguna yazı olarak yazayım demiştim, “Uyanmak” yazısını yazdığımda aslında.

Ama bir soru gelmemişti, kararsızlık böyle bir şey işte… Aynısını birkaç gün önce tekrar yaptık. Bir soru sor dedim Gül’e, onun hakkında bir yazı yazayım. Sorusu şu oldu:

“Geçen sefer benden hangi soruyu sormamı bekliyordun?”

Soruyu algılaması bile beş dakika alıyor değil mi? :)

İlk beklediğim, bir kararsızlık örneğiydi. Doğru da tahmin etmişim. :) Yavaştan tanımaya mı başlıyorum seni, ne…

Ama eğer bir soru soracak olsaydın, çok ama çok büyük bir ihtimalle çocukluğumla ilgili bir şey sorardın. “Küçükken ne olmak isterdin?” iyi bir soru olurdu ama bunu zaten biliyorsun. Bir ilkokul anımı anlatmam, çocukluktan aklımda kalan, hatırladığım ve beni etkileyen en net şeyin ne olduğu, ilk aşkımın kim olduğu, Antalya dışında nereleri gördüğüm ya da buna benzer bir şey olurdu ilk tahminim.

Üniversite yaşamıyla veya günümüzle ilgili bir soru soracağını sanmıyorum. Hep diğerlerinin yanında biraz sönük kalır, hem de, hmm, hiç bilmediğin bir şey var mı acaba? :D

E “atom fiziği”ni saymazsak, “Ne olacak bu Türkiye’nin hali?” muhabbeti de yapmayacağımıza göre blogda, geriye bir tek çocukluk kalıyor…

Şimdi ben de merak ettim: Sahiden, ilk aklından geçen soru ne olmuştu?

Tatil

0

Posted by Gülügül | Posted in Hayat-İnsanlar, Misafircilik | Posted on 26-08-2009

Kendim tatildeyim ya, yazılarımı da tatile yolladım :) Nasılsa mekan değişikliğinde fayda vardır derler !

Doğru açı UBenzer’de!  Zevkle okumanız dileğiyle… Yakın zamanda burdayımm :) )

Uyanmak

0

Posted by Gülügül | Posted in Misafircilik, Özel Günler | Posted on 05-08-2009

Etiketler:, ,

” Bloglarda misafircilik oynamaktan bahsetmiştim. İade-i ziyaret zamanı geldi. Umut’u konuk ettim bugün. Gülügül ‘de bir UBenzer yazısı :) Keyifle okumanız dileğiyle… Haa bir de, günaydın ;)

Uyu uyu… Hele şu yaz geçsin. O kadar sıcak ki beynim sulandı resmen. Her gün üç litre su içiyorum yine kilo veriyorum. Şikâyetim de yok gerçi… Uyu uyu… Yaz sıcak. Yaz geçsin böyle, boş beleş.

Uyan! Uyan , artık okullar açıldı. Yeni bir döneme başlıyorsun. Aradan koca üç ay geçmiş. Kötü şeyleri unutup, iyi şeyleri akılda tutmak için ideal bir süre bu. Güzel. Şimdi başlamaya hazırsın seneye.

Bu senen hiç boş geçmesin. Zor, biliyorum. Yeni şeyler denemek sıkıntı verici. Ama sık dişini! Dene! Dene! Dene! İyisiyle, kötüsüyle, başarısıyla, fiyaskosuyla hepsi bir şeyler katacak sana!

Millet ne derse desin! Torba değil ki bu, büzesin! Önemsediklerinin dediklerini önemse, yeter. Hiçbirimiz tribünlere oynamamalıyız. Ah… Keşke yapabilsek…

Değişiklik kaçınılmazdır. Daha iyisi, değişiklik süper bir şeydir! Kim aynı şeyleri tekrar tekrar yaşamak ister ki? Kim bir ilerleme, bir değişim görmek istemez? Eh, pekâlâ öylelerini de tanıyorum. Ama boş ver sen onları! Değişiklik başlı başına bir yaşam kaynağıdır. Kısmen mutluluk getirir, bazen hüngür hüngür ağlatır. Ucunda mutsuz son da olabilir diye, oturup bekleyecek değiliz ya günlerin geçmesini!

“Turşu”ya bin mesela. Öğrenmek için değil, başkası istediği için hiç değil! Eğlence olsun diye. Hoşça vakit geçirmek için. Hep ayakta duruyoruz, bir defa da düşmek için. Düştüğün yerden seni kaldıracak bir el olduğunu fark etmek için.

Hafta sonları ne kadar büyülü günler… 12’lere kadar uyumak -oh mis :) – ya da… Ya da? Evet! Kıştayız! Ne güzel, yağmur da var hafiften… Bir geziye ne demeli? Nerede kaldı hafta sonu yakın ilçe gezileri? O fotoğraf makinesini boşuna mı şarj ettim ben?

…ve enerjimiz tükenir. Bir mola veririz. Bir gün, sabahtan akşama kadar tembellik yaparız. Konuşmakta bile zorlanırız, o derece yorulmuşuzdur. Sonra, enerjimizi toplarız “yaşanabilir” hayatımıza devam etmek için. Asla, asla o tembellik kalıcı olmamalıdır…


Aslında ne kadar çok olanağımız var. Şöyle bir etrafıma bakıyorum da, biz İzmir’deyiz, El Hakiru’da değil. (Boşuna aramayın, yer adını kafadan sıktım.) Kızlar ve erkekler yan yana yürüyebiliyor, el ele tutuşabiliyor. Gideceğimiz bir sürü kültür etkinliği var. Koksa da, izleyebileceğimiz bir denizimiz var… Günü dağların ardına canlı müzik eşliğinde yollayan bir Asansör’ümüz bile var. Gecenin tüm enerjisini kendine çeken (ve sanılanın aksine sadece alkol anlamına gelmeyen) bir Alsancak’ımız var. Operalarımız var, tiyatrolarımız var… Sabahlanabilecek kadar güvenli bir yerleşkemiz var.

Biz neredeyiz?

Belki de son iki senemiz, bunca olanağı kullanabilmemiz için! Ayaklarımızın altında bir hazine! Her yeri gezilebilecek güzellikte bir yerleşke, koskoca şehir, güzel insanlar…

Değerlendirmenin vakti geçmiyor mu?

Aşk nerede kaldı? Ne zamandan beri birinden hoşlanmak ayıp ve korkulan bir şey oldu? Sarılmanın güzelliğini ve evrenselliğini, yalnız olmamanın vazgeçilmez mutluluğunu tatmak güzel olsa gerek. O korkuyu da bir zahmet bodruma kilitleyiverin.

Vaktimin 10’da 9’u bilgisayar başında geçiyor. Memnun gibi görünüyorsam, bu bir yanılsama. Mutlu falan değilim. Bir şeyler üretmeyi seviyorum, ama tek başına yetmez. Fabrika değiliz ki! İnsanız! Hayat “Derslerimizde başarılı olup, iyi iş sahibi olmak.” Olmaktan çıkmış olmalı artık. “Sosyallik”,”Ekip Ruhu” ve ”Birliktelik” hayatımızın birer parçası olmalı.

Ben ise Class yazmaya devam ediyorum. Üstelik hayatımdan memnun görünmeyi başararak… Tabi ki hoşuma gidiyor ama tek başına yetmez. Hayat bu değil. Öyle birine ihtiyacım var ki, bir şeyler denemek konusunda sürekli gaza getirelim birbirimizi… Şu monotonluk geride kalsın. Bir defa da sonucunu düşünmeden bir çılgınlık yapayazalım.

Gaza gelmeye ne dersin?
^2009

Misafircilik

4

Posted by Gülügül | Posted in Misafircilik | Posted on 22-07-2009

Etiketler:,

Bir süredir aklımızda bir fikir vardı Umut’la. Bloglarımızda misafircilik oynamaya başladık. Geçen gün bir yazımı onun bloguna koyduk. Yazının bağlantısını buraya da koyuyorum, okumak isteyenler buraya buyursunlar… :)

Uses wordpress plugins developed by www.wpdevelop.com