Bir doğum hikayesi … :)

1

Posted by Gülügül | Posted in Küçüklüğüm, Zaman | Posted on 05-05-2009

Genç bir kadın.. Karnı burnunda.. Doğum süresi çoktan geçmiş, bebeğin umrunda değil..
Doğum için her şey hazırlanmış.. Özel Yaşam Hastanesi’yle anlaşılmış, o dönemin ünlü hastanelerinden.Bir türlü sancı gelmek bilmiyor.. Bebek ya çok korkak, başına ne geleceğini bilmiyor; ya çok tembel,rahatı iyi… Ha bugün, ha yarın derken günler geçiyor! Bu sayılan günlerden birinde; genç kadının kayınpederi, Kasımpaşa Deniz Hastane’sinden bahsediyor.. “Bir de buraya gidin, başhekimi tanıyorum, sizinle ilgilenecek !” Ertesi gün bu hastaneye gidiliyor.. Kontrole başlanıyor..Sonra karnı burnunda
kadına bir haber veriyorlar.. “Sizi bırakamayız, doğum süresini geçmiş, bebekte tık yok.. Bebek yaşlanmış !!” Sonra doğumhanenin hazırlanması, aile bireylerinin hastaneye koşması birbiri ardına gelişen heyecan verici durumlar…

Bu kadın benim annem, tembel ve korkak olan bebek de benim =) Herkes doğum hikayesini merak eder..Ben hikayelere zaten meraklıyım.. Küçükken anneme sürekli bu hikayeyi anlattırırdım. Bana çok ilginç gelmişti. Doğumumda bile bir farklılık vardı ehehe =)

Ben; büyükbabası hakim, babası subay , abisi de gelecekte subay olacak bu ciddi aile için pek bir şen şakraktım.=) Küçükken en büyük hayalim dansöz olmaktı.. Eve misafir geldiğinde, annemi mutfakta sıkıştırır, hadi müzik çal benim haberim yokmuş gibi; sonra “Hadi Gül, kalk de! ” diye baskı uygular, ve şimdi anladığım üzere annemi çok zor durumlarda bırakırdım..

Zaten roman havasına bayılırım, o zamanlar da “Kasımpaşalı eli maşalı..” şarkısı çok gündemdeydi. Ritmli bir müzik olduğundan, genelde bu dünyaya yaşamaya gelmiş, hayatın zevklerini tadan çingenelerin tercihiydi.. Benim de oynarken tercih ettiğim en favori şarkım buydu..

Aileye bu kadar zıt olmamı ( =) ), sabahtan akşama kadar “Kasımpaşalıı, eli maşalıı” diye dolaştığımı da göz önünde bulun durursak; aile arasında “Kasımpaşalı” takma adıyla dolaşmam pek bir mümkün görünüyordu… Her neyse,bana bu şekilde seslenildiğinden, oynamayı da pek bir sevdiğimden kendimi o dönem çingene zannettiğimi itiraf etmem gerekiyor! =)=)

Bir gün, çocukluk arkadaşım ve ben otururken, ablasının eve gelip de, Kordondaki çingenelerin ısrarından bahsetmesi çok gücüme gitmişti.. Önce biraz kendimi tutsam da, sonra “Ayıp ama, çingeneler hakkında böyle konuşmayın ! ” deyip, ağlayarak eve dönmüştüm =)

Annem neden ağlıyorsun dediğinde, öğrendiği gerçekle kahkahalara boğulurken, çingene olmadığımı öğrendim ve düştüğüm komik duruma çok içerledim =) Önce bu durumu kabullenmek biraz zaman aldı ehehe =) Ama sonra ben de yavaş yavaş genlerimin bana sunduğu ciddiyete bürünmeye başladım..

Küçükken herkes saftır da , bu da kabul edilemez diyenlere , okuduğum
son kitabın bunda çok büyük katkısı olduğunu söylemem gerekiyor. “Çingene Hikayeleri ” diye bir kitap okuyorum ve ordaki öyküleri okudukça, kendi öyküm aklıma geliyor ve gülüyordum ! Benden başka birkaç kişi daha bunu okuyup gülerse bir şey kaybetmem değil mi =) Aksine insanları güldürmek çok büyük bir mutluluk ;)

Hıçkırık !

0

Posted by Gülügül | Posted in Hayat-İnsanlar, Küçüklüğüm | Posted on 26-04-2009

Bugün ortada bir sebep yokken hıçkırmaya başladım. Ortada bir sebep olmaması insana sebep arattırıyor galiba :) Hık hık diye sarsılırken, acaba birisi beni mi düşünüyor diye içimden geçirdim :) Batıl inançlarım yok diyordum ama işime gelen batıl inançları kullandığımı fark ettim …

Evet ! Birisi beni düşünüyor.. Eskiden olsa William derdim :) Böyle çok samimi bir arkadaşım gibi bahsediyorsam da, benim kastettiğim William İngiltere Galler prensidir :) Küçük kızlar kendilerine bir eş belirlerler ya benim belirlediğim eş de William’dı.

Hayaller kurardım, bir gün yanıma gelecekti kesin.. Kraliyet ailesinin özel günlerini dikkatle izlerdim. Bu günler zaten televizyonda ayrıntılarıyla işlenir… Bütün gün oturur, ne giymişler, nerde nasıl davranıyorlar bakardım. Her güzel elbiseyi tamamlayan bir de şapka görüyordum. Sonra kendime şapka beğenirdim, üstünde kuş mu olsun, çiçek mi olsun.. O toplulukta herkesin mi şapkası ayrı olur?? Bir tanesi bile bir başkasıyla eşleşmez mii? Bu kadar şapka çeşidi olduğuna inanamıyorum ! İlla farklı bir şey yapacağım yaa , galiba üstünden çikolata taneleri dökülen bir şapka takardım :P .. diye düşünürkeen, orada William’ın müstakbel eşi, Galler prensesi sıfatıyla bulunacağım aklıma gelir, üstünde hiçbir şey olmayan beyaz şapkada karar kılardım :) )

Sonra biraz daha büyüdüm, aklım daha başıma geldi :) Öğrendim ki, Kraliyet ailesi illa Protestan gelin isteriz diyormuş :) ) Bundan sonraki hayallerimi yine William’ın gelmesi, fakat benim ona kötü haberi vermemle ilgiliydi… William biz evlenemeyiz ! :) )

Bunların üstünden baya zaman geçti tabi ki ! William ve ben yollarımızı ayırdık hayallerimde :) ..Kate & William çiftine her ne kadar mutluluklar dilesem de, annem her televizyona çıkışlarında:” Güül gel, Kate’e bak ne güzel!” dediğinde onu çok kıskanıyorum ! :P Yani bugün hıçkırdığımda beni anan kişi William olamazdı .. :) ) Bu düşünceler eşliğinde hık hıkk sarsılmaya devam ediyorum. …Derken annem inanılmaz bir acıyla kıvranmaya başladı .. Neler oluyordu :S :( !!! Annee ! Annee!! Ben böyle haykırırken annem gülmeye başladı.. Hıçkırığın geçsin diye yaptımm ! Bu da batıl inancın devamıymış :D Hıçkırık başladığında biri beni anıyor diye iç geçirilirken, devamında, hala durmuyorsa, durdurmak için kişinin korkutulması gerekiyormuş.. Evet hıçkırıkla ilgili batıl inançların bu tarafı işime pek gelmedi ! Anne nasıl böyle bir şey yaparsın aşkolsun dediğimde, unuttun mu? küçükken de yapardım , kedi geçti, fare çıktı derdim, dedi !

Önce biraz bozulsam daa, şaka olduğuna sevindim :) Sonra gülmeye başladık annemle.. İlahi anneciğim,ama biraz insaf değil mi? ! :)

Çocukluk…

4

Posted by Gülügül | Posted in Küçüklüğüm, Önemli Günler, Zaman | Posted on 23-04-2009

Geçen gün Konak’ta vapurdan indim, otobüse binmek üzere yola koyuldum. Her zamankinden çok çok çok daha kalabalık.. Şaşırdım.. Etrafıma bakındım bir heyecanlılık hali.. Sonra biri mikrofona konuştu..”Dikkat ! Dikkat! Ukrayna temsilcileri lütfen çocuklarınızı alıp, sıraya geçin! ”

Günden, aydan haberi olmayan zavallı ben önce afalladım. Ukrayna temsilcisi niye Türkiye’de !? Sonra ne kadar utandığımı anlatamam. Aylardan nisan çünkü.. İkinci haftasını çoktan geçmiş… 23′üne yaklaşıyoruuuzz…

Bıdır bıdır koşturan minikler etrafta.. Kimi halk oyunları oynayacak, kimi modern dans sunacak..Kimi kırmızı-beyaz giyinmiş, kimi morlar,maviler… Alanda bir renk cümbüşü yaşanıyor.. Ront elbiselerinin renkleri, tenlerinin renkleri karışmıs :) Dilleri farklı, bakışlarıyla anlaşıyor bu minikler.. Dünyanın taa öbür ucundan, ülkemize gelmişler.Şimdi düşünüyorum, tarihten geri gidiyorum.. Nisanın 18′inde burada olmak isteyen gruplar, ne kadar
zaman önce hazırlanmaya başlamalı? Çocuklarını başka ülkeye yollayacak aileler, ülkelerinin en iyi şekilde temsil edilmesini isterler.. Bunun için en az bir ay önceden alışverişler başlamıştır bence…Sonra, yapacakları gösteriye eksiksiz bir biçimde hazırlanmak nereden baksan 6 ayı bulmuştur.Nasıl bir gösteri hazırlayacakları, koreografileri falan da çalışmalara başlamadan önceki bir aylık bir süreç olduğunu varsayayım. Toplam 8 ay oldu :)

Dünyanın herhangi bir yerindeki bir çocuk; heyecanla,mutlulukla,ona değer verildiğini bilerek 8 ay boyunca çalışıyor, didiniyor, yapabileceğinin en iyisini yapmaya çalışıyor… Bir de her ülkeden gidecek takımın belirlenmesi olayı var ki burayı ben atlamışım… Bu takımlar 10′ar kişilik olsa, yalnızca 10 ülke Türkiye’ye gelmiş olsa,(gördüğünüz gibi minimumlarda bir hesaplama.. :) ) Her yıl 100 çocuk, Türkiye ve Atatürk hakkında bilgi sahibi :)

O çocuklara özendim ben :) Hiçbir 23 Nisan’da halk oyunları gösterisi yapmak kısmet olmadı bana :) İlkokuldayken bir 23 Nisan’da şiir okuyacaktım, mikrofonu elime aldığımda , bütün okulun karşısına çıkma heyecanı ve keşke o (Atatürk :) ) beni duysa hayalleri karıştı. Ben bu düşüncelerle hayatımda ilk defa elime aldığım mikrofonun sesini tamamen kapatmış
bulunup, sesimin de sadece yanımdaki müdür yardımcısı, ben ve belki de onun duymasına ( :) ) sebep olmuştum. Bir başka 23 Nisan’da, annemle babamı azarlayarak, bugün benim bayramım niye kutlamıyorsunuz? Atatürk boşuna mı demiş Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramıııı?? Ben çocuk değil miyim??.. diye bağırdığımı hatırlıyorum :) Orta okulda koroya girmiştim. Önemli günlerde dizilip 2 veya 3 şarkı söylerdik, biri “Hoyra rira rira..” :D bunu herkes bilir, diğerini
şu an anımsayamadım malesef. Sonra tören biterdi… Karşı kırtasiyeden aldığım ucuna sopa tutturulmuş minik bayrak elimde gezer, en sonunda odamda asılı olan Atatürk resminin yanında kendine yer bulurdu :)

Şimdi biraz da daha eskiye gitmek istiyorum. O sarışın çocuk, çocukluğunu yaşayabildi mi? Yaşasa, salıncağa bindiğinde çocuk neşesi olmazdı üstünde…
Benim gibi halk oyunları oynamak istedi mi küçükken? İstemese, zeybek çalınınca tüyleri diken diken olmaz,kollarını açarak, “Haydi Bre efeleeeerr” diye bağırmazdı…
Benim gibi topluluğa karşı şiir, hikaye okumak istedi mi? İstemese ,otuz altı buçuk saat süreyle, milleti için nasıl savaştığını, neler geçirildiğini,tehlikeleri mecliste okumazdı! O kadar açık ki içindeki çocuğun susmadığı…Ve çocukların susmaması gerektiğini bildiği.. Ve çocuklara , “sizin de değeriniz var! ” dediği.. Bu ev sahibi ayrıcalığını Türk çocuklarına yaşattığı..Bize çok güvenildiği.. Hepimizin aslında çocuk olduğu…

Önemli günlere çok değer veren ben, bir de Atatürk’ün kızı sıfatıyla, bu tür bayramlarda bir şeyler yapabilmek düşüncesiyle yanıp tutuşurum ! Okulda şiir okuduğum halde kimse duymadıysa, halk oyunları gösterisine çıkamadıysam, sesim güzel değil de şarkı söyleyemiyorsam sana , ben de davranışlarımla layık olurum canım Ata’m! Seni özlüyorum,
ben senin kızınım , annem senin kızın, babam senin oğlun olduğu gibi ! Senin kızların çok bu ülkede… Bize güven ;)

Uses wordpress plugins developed by www.wpdevelop.com