An geliyor, büyüyorum.

0

Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim, Hayat-İnsanlar, Küçüklüğüm | Posted on 16-09-2010

Aslında büyümek istemiyorum. Ama bir yandan…

Bir yandan hissediyorum, büyüyorum. Maalesef demeli miyim ki?

Bilinçli olarak çocuk kalınabilir mi bunu deniyorum bir süredir. Başarabilir miyim bilmem. Deniyorum. Ama bir yandan beynim bir cümle atıveriyor. Bir çocuğun anlayamayacağı kadar büyük bir cümle! Kendi kendime çözmeye çalışması gülünç oluyor.

Deniyorum ama. Bazen tek hedefim meyve saatini beklemek oluyor. Büyüklerin bütün düşüncelerinden, huzursuzluklarından, kaprislerinden falan arınıyorum. Güzel oluyor. Planlarımı tek tek eliyorum kafamda. Peh, hayatta plan yapılır mı hiç ?! Anca hayal kurulur.

Ve hayallere dalıyorum.

Benim hayallerimin sınırı yok. Mümkün olması mümkün olmayan çok ama çok güzel şeyler düşünüyorum. Mükemmel şeyler… Mutlu oluyorum. Ve mavi pastel boyayla köpek çizen bir çocuk kadar da sıra dışı oluyorum.  Koltuğumda oturmuş gökyüzüne bakarken yıldızlarla konuşuyorum. Sırlarımı paylaşıyorum. Umarım diğer yıldızlara anlatmıyordur. ;)

Yıldızların insanlardan daha güvenilir olduğu bir dünyada yaşıyorum. Benim dünyamda mor kurabiyeler, şeffaf arabalar var.(Not: Resimdeki bizzat kendi küçüklüğümdür. ;) )

Ama işte an geliyor büyüyorum. Bu durumları hiç sevmiyorum.

Gelecek kaygısı, cart, curt… Beynimi kemiriyor her şey. Bir sürü olasılık hesabıyla, kafamda her şeyin olabilirliğini tartıyorum. Keki bile ölçüyle yapıyorum. Oluruna bırakamıyorum hiçbir şeyi ve tüm kontrolü kendi elimde istiyorum. Dünyamdaki tek güç ben olayım istiyorum. Her dediğim doğru olsun, yanlışım olmasın istiyorum.

Halbuki çocuk olduğum zaman yanlışlarımla eğleniyorum. Çocuk olduğum zaman masum oluyorum. Ve büyüklerin kurduğu cümleleri tam anlamıyla anlayamıyorum. Anlamını bilmediğim kelimeler çok oluyor ve her seferinde sözlüğe bakmak zor geliyor. Bir şekilde yaşayarak öğreniyorum her kelimenin anlamını. Öğrendikçe büyümekten korkuyorum.

Aslında büyümek istemiyorum. Ama bir yandan farkındayım büyüyorum.

İşte tam da şu sıralar bilinçli olarak çocuk kalmaya çalışıyorum. Büyük düşüncelerimle savaşıyorum, zaten çoğu zaman anlamıyorum bile. Ve bu çocukla büyümek istiyorum.

Çocuğunuza iyi bakın. Yoksa hayatın kasveti içinde sıkışırsınız, benden söylemesi.

“Büyüklerle ben yapamıyorum çocuklar da almıyor beni oyunlarına.” || Sunay Akın

Kim Benimle Oyun Oynamak İstiyor?

2

Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim, Hayat-İnsanlar, Küçüklüğüm | Posted on 20-04-2010

Etiketler:

Doğum günlerinde az mı oynadık müzikli sandalye kapmaca?

Hani müzik çalarken, yuvarlak dizilmiş sandalyelerin etrafında yürürdük. Müzik kesildiğinde en yakın sandalyeye oturmak lazımdı. Yoksa elenirdik.

O tedirginlik var ya, her an müzik kesilebilecekmiş gibi, senin bir yer kapman gerek gibi, kapamazsan oyundan atılman gibi. Bu tedirginlik var üzerimde. Müzik kesilmesin, dans etmeye devam edeyim. Ama keyifli dans edemiyorum ki! Sandalyelere odaklanmam lazım. Konsantrasyon biraz kaykılmış durumda.

Bir yere doğru yürüyorum ama, doğru  mu bilmiyorum. Bunun için sıcak- soğuk oyunu oynamak istiyorum!

Sıcak-soğuk oyunu oynardık… Kimler hatırladı?

Hani bir eşya saklanırdı ev içinde bir yere. Senin gözünü bağlarlardı. Eşyayı arardın. Yaklaştıkça “Sıcaaak!” diye bağırırlardı, uzaklaştıkça “Soğuukk!”…

Gözlerim kapalı, kendimi arıyorum içimdeki odalarda. Doğru tarafa mı yönleniyorum bilmiyorum. Birisinin bağırmasına ihtiyacım var. Tamam bağırması şart değil, kulağıma fısıldasa da olur. Sadece kopya versinler.

Sıcak mı? Soğuk mu? Bir karar verebilsem…

Bunun için benim kelimelerimin birisi tarafından tamamlanması gerek. Son hecemden beni başka diyarlara götürecek birisine ihtiyacım var.

Böyle de bir oyun vardı. Reklam dediğinde, lambanın gelmesi gerekirdi.

Sanırım canım çocuk olmak istiyor. Biraz müzikli sandalye kapmaca, biraz sıcak-soğuk oyunu, biraz da kelime tamamlamaca beni kendime getirecek üçlü.

Şimdi tek bir eksiğim daha var. Kim benimle oyun oynamak istiyor?

Resimdeki benim küçüklüğümm. Gerçekten!

Büyümüş De Küçülmüş Yazılar

2

Posted by Gülügül | Posted in Hayat-İnsanlar, Küçüklüğüm, Yazmak, Zaman | Posted on 01-02-2010

Etiketler:, , ,

Daha önce yazılarımı okuyanlar , duygularımı nasıl ifade ettiğimi az çok bilirler. Çoğu zaman tiye alırım, bazen gerçekten çok kızarım. Mutlu olduğum bir şeyse daha değişik anlatırım. Çoğunlukla bir şey derken, başka bir şey demek isterim.Bilmem anlatabiliyor muyum?

İlkokuldaki okuma parçalarında, “Yazar burada aslında ne demek istiyor?” soruları en gıcık olduğum sorular olmuşsa da, sanırım artık çok hoşuma gidiyor. Ben buna sığınıyorum. Buna sığınmak beni mutlu ediyor. Bir şey derken, aslında bambaşka şeyleri çağrıştıran hücreler iletişime geçmişse beyninizde bir yerlerde, gerçekten mutlu oluyorum.

Ben böyleyim. Yıllardır.

Odamı değiştirmeye karar verdim 2 gün önce ve uyguladım. Derinliklerde bir yerlerde, eski yazılarım çıktı. Büyümüş de küçülmüş yazılar. Ve karalanmış dörtlükler.Her yazımın altına tarih atma alışkanlığım olmasına rağmen, o dönemlerde karaladığım dörtlüklerde tarih göremedim. Buna üzüldüm. Ama orta son- lise hazırlık yazılarının aralarında bulunduğuna göre, büyük olasılıkla o tarihler arasında herhangi bir gün.

Ben buraya aktaracağım şimdi beğendiğim bir iki tanesini. Nasıl bulacağınızı gerçekten merak ediyorum.

Ben gene aynı ben. Yazarım, çizerim, düşünürüm ederim… Hadi bana görüşürüz, size iyi okumalar… ;)

Ama bir saniye, önce defterimi göstereyim, sonra içinden bir yazımı da fotoğrafladım makroyla. :)

Bugün duygularım başka

Bugün birşeyler kokuyor buralar,

Başka;…

Unuttuğum, hatırlaması zor

Ve biraz da kırgın birşeyler…

Eğer dolma kalemin arkaya geçmişse,

Sorumlu mürekkeptir.

Öyle ya, kağıt hiç ince olamaz

Ya da sen bastırmamışsındır!

Bir şeyler…

Lazım olan…

Eksik olan…

Kalmamış…

Alüminyum Folyolara Ölüm

5

Posted by Gülügül | Posted in Hayat-İnsanlar, Küçüklüğüm | Posted on 17-12-2009

Etiketler:, , , , ,

Mutlaka sizin evde de vardır ondan. Hani kristaldir, şekerliği, kolonyalığı ve kül tablası takımdır. Küçükken o kolonyalığa hayrandım. Kolonyanın kapağı, kristal olmakla bilikte parlaktı da. İnanılmaz, büyüleyici ve beni benden alan bir nesneydi. Her gün elime alır, oynardım. Çoğu zaman parlaklığı sebebiyle mikrofon olurdu. (Resmini bulamadığım için üzgünüm ama hayalinizde canlandırdığınıza inanmak istiyorum :) )

Her neyse, günlerden bir gün, ben yine bu kolonyalıkla oynarken, ve kapağındaki muhteşem parlaklığın gizini ortaya çıkarmaya çalışırken, kapak elimde kaldı. Şok oldum. Kolonyalık hala kapalı olmasına rağmen, elimde kristal içi boş bir başlık tutuyordum. Kolonyalığın foyası o zaman meydana çıktı!

“Foyası meydana çıkmak” diye bir deyim var ya. Kim uydurduysa onu tebrik ediyorum. Bu kadar güzel tarif edilebilir!

Foya dediğin şey nedir biliyor musun? Beni hayalkırıklığına uğratan, plastik kapağın üstüne sarılmış alüminyum folyodur!

690158674Aluminyum_Folyo_(30_cm_x_800_gr)

Annenin elmas yüzüğüne baktın mı hiç? Veya kuyumcudaki pırlanta yüzüklere… Niye o kadar parlak ki onlar diye düşündün mü? Onlar da öyleler. Dünyadaki her şey gibi, onlar da göründükleri gibi değiller.Aslında parlak değiler. Parlasın diye, ince metal bir yaprak koyuyorlar altına. Foyası çıktı mı, sahte zannediyorsun.Eskisi gibi parlamıyor. Halbuki parlak halinin sahte olduğunu gözden kaçırıyorsun. Ah ah …:P

Oysa insanlar yalancı, sahtekar ve düzenbazlar. Normalde sahteler hepsi zaten. Yalanlar söyleyerek parladıklarını zannediyorlar. Elmastaki, pırlantadaki *püf* burada işe yaramıyor maalesef.

İşte bu yüzden ,herkesin kafasında ince metalden bir yaprak koyulmuş. Kuyumcuya sorsan bunu adı foyadır, bana sorsan ‘yalan’dan başka bir şey olamaz.

Bu bizi gerçek benliğimizden, gerçek düşüncelerimizden, gerçek hislerimizden koruyor. Böylelikle güzel ilişkiler kuruyor, güzel muhabbetler ediyor, kendimizi de gayet güzel kandırıyoruz. :) Kırılıyoruz,karşı taraf foyalarına sığınıyor.

Üzülüyoruz, foyalarını kullanıyorlar…

Sitem ediyoruz, foyalar geliyor gene.

Bahanelerin hepsi foya zaten.

Foyalardan bıktım ben!

Foyalı insanların umursamazlığından da!

Bu insanların kendini kandırıp, komik duruma düşmesinden de… Ama her defasında da kendini daha parlak hissetmesinden de. Ne bileyim, öyle işte. Bir garip haller.

Bunu yazdım da ne değişti? Hiç. Herkes gene saklanacak bir yerlere, sonra ben onların foyasını meydana çıkaracağım. ;) Hemen inanıveriyorum insanlara,burası doğru, ama artık ders almayı da öğrendim.

Foyalara elveda diyorum. ;)

Nasıl ya? Hangi ben?

4

Posted by Gülügül | Posted in Küçüklüğüm, Zaman | Posted on 27-06-2009

Etiketler:, , ,

Yalnızca birkaç yıldır konuşabilenlerin her şeyi söylemesi serbesttir. Hatta bir çocuğun beklenmedik şeyler söylemesi ,etrafında küçük çaplı kahkaha tufanına sebep olur genelde.

Hangi çocuktan beklenen bi tepki görebilirz ki? Beklenen bir tepki, mantıksal çıkarımlar, çevresel faktörler ve bunun gibi birçok etkinin düşünülmesi sonucu oluşmaz mı? Peki ya çocukluk, sonunu düşünmeden içinden gelen her türlü işi yapabilme sanatı değil midir?

İşte, fazla derine inmeden düşünmeye başladığım yıllardı. Anaokuluna gidiyordum. Ront yapacaktık. Gelinleri oynayacağımız sonradan karar verildi. Genelde bir kız bir erkek eşleştiriliyorduk, ve erkekler teneffüsler de dahil kızlara göz kulak olma görevini üstleniyorlardı. Daha ront kelimesinin anlamını yeni öğrenmiştim. Eşlerimizle oyunlar oynayıp, danslar edecektik.

Ben bu rontun hayallerini kurmaya başladım. Fakat kafamda oturtamadığım bir şeyler vardı. ” ” Ne giyeceğim ??!! ” . Okuldan eve dönerken anneme bu konuyu açtım. “Peki, ne giyeceğim?”. Annem gayet sakin ” Tuvalet!” dedi. Emin olamadım, bir daha sordum, aynı cevabı aldım. “Tuvalet nasıl giyilir ki ??”. Ben burada gayet bildiğimiz, banyodaki tuvaletleri düşündüğümden bir türlü oturtamadım. :) ))

En sonunda klozetin kapağını büyük yakalar olarak hayal ettim. Eteğin kabarıklığını da açık olan klozet tamamlıyordu. İğrençti ama böyleydi. Benimki pembe, eşiminki maviydi. Hayalimde böyleydi en azından. :) Şekli şöyle bir şey oluyordu:


Sonra oynayacağımız ront belirlendi. Gelin-damat olacaktık. Anneme bir kez daha sordum. “Anne, gerçekten tuvalet mi giyeceğiz?”. Annem benim anladığım anlamı düşünmemişti bile, “Hayır”, dedi. Artık gelinlik giyiyormuşuz. O an havalara uçtum. Gelinliği giyince de şöyle bir şey oldum: Tanımayanlar için ayakta soldan 2. benim :)


Bunu fark ettiğimde gerçekten çok gülmüştüm. Eş sesli kelimelerle ilgili sorunlarım bitmek bilmiyordu. Gene beni görenler bilir ama, bilmeyenler için sol yanağımda 2 tane minik ben vardır. Bununla ilgili çok ayrıntıya girmeden, annemle bir diyaloğumuzu aktarayım bari:

Gül : Anne bunlar ne?
Annem : Ben kızım.
Gül : Nasıl yani sen mi?
Annem : Hayır kızım, ben!
Gül : Anlamıyorum, ben mi?
Annem : (Çıldırmaya ramak..) Hayır, sen değil, ben.
Gül : Sen mi? Ben mi?
Annem : Kimse kızım, onun adı ben.
Gül : Adı Yasemin mi? ( Annemin adı Yasemin.)
Annem : Hayır kızım, (hala sabırlı :) ) ben.
Gül : Hmm, ben, yani Gül !
Annem : Bu konuyu daha sonra konuşalım :) ))
Bunlar kötü günlerdi. Her şeyin tek bir anlamı var sanıyordum. Hiçbir şeyin altında başka bir anlam aranmayacağı gibi, kötü anlamlar kesinlikle yoktu benim sözlüğümde. Yanılmışım. Zamanla her şeyin aslında bir başka anlamı olduğunu fark ettim.

Eş sesli kelimelerle ilgili sorunum hala tükenmiş değil. Hala, adımın çiçek olan gül mü, yoksa gülümsemek olan gül mü olduğunu düşünür dururum.

(Dipnot: Yine zamanında kır saçlı birini, saçı cam kırıklarıyla dolu birisi olarak hayal ederdim. Salak mıydın neydim yahu :D Hiç güleceğim yoktu.)

Haşhaş Çiçekleri

4

Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim, Küçüklüğüm | Posted on 17-05-2009

Etiketler:, , , ,

Rüyalar, hayattan daha gerçek bence.
Hayattayken farkında olmadığım şeylerin değerini rüyalarımda anlıyorum. Ya da “Anca rüyanda görürsün” lafını başarıyla kanıtlıyorum :) )

Uzun zamandır rüya görmeyen birisi olarak,birkaç gündür beynimin yaptığı sürprizlere teşekkür edebilirim. Evet ! İlginç ama ben rüya görmeye başladım :)

Küçükken nasıl uyuduğumu merak ederdim. Yani son derece bilinçli olan bizler nasıl olup da bilincimizi istem dışı kaybedebiliyoruz? Birçok defa uyumamak üzere sözleşmiştim kendimle.
Ben uyumamak için direnirken, aynı zamanda da tek yatmaya korktuğumdan abime sarılarak yatmayı düşündüğüm gecelerde, abiciğim benim çenemden uyuyamadığı için beni uyutmaya çalışır, ertesi gün yapabileceklerimizi anlatarak da aklımı çelerdi. Sonra birden sabah olduğunu görürdüm. ” Poff gene anlayamadım :(


Bu anlayamadığım süreler içinde binbir kılığa giriyorum ! Benim bilinçaltım bu kadar eğlenceli mi ki ?? Benim bilinçaltım bu kadar korkunç mu ki ?? Defalarca kendimi yüksek bir yerden aşağa attım, defalarca tepelere ,dağlara tırmandım, defalarca boşluğa bastım :)

Uykunun çok güzel olduğu tartışmasız fakat uyku sırasında görülen rüyalar tartışmalı bir konu :) Küçük çapta bir araştırma yaptım fakat öğrendim ki, kimse tam olarak bilmiyor. Tam da bu noktada söylemem gereken bir şey var, ya rüyadan uyanmadıysak?

Hayat akıp gidiyor. Zamanı tutmak imkansız. Günde 8 saat uyunduğu varsayılırsa, hayatın üçte biri uyumakla geçiyor. Bu 8 saat içinde kaç rüya görüyoruz belli değil! Sandığımızdan çok çok büyük bir önemi olduğu apaçık.

Vikipedi diyor ki;
” Eski Yunan mitolojisinde Hypnos’un (uyku) ve Nyx’un (gece) oğlu Morfeus “düş”leri ifade eder; kendisine uçma ve aynı anda her yerde olabilme olanağını sağlayan kanatlarını hızla, fakat sessizce çırparken temsil edilir. Uykudaki insanları bir haşhaş çiçeğiyle okşayarak onların rüya görmesini sağlar. “

Gökyüzüne koca kadife siyah perde çekildiğinde, bu perdeye dikilmiş yıldızlar parladığında, ay seni gözetlerken,dekor hazırlanmış oluyor. Bu dekora uygun senaryodaki rolün uyku :) Fısır fısır.. Rüzgarı dinle ! Hiç bu kadar net duyulmamıştı.
Haşhaş çiçeğiyle okşanman dileğiyle ! İyi geceler :)

Uses wordpress plugins developed by www.wpdevelop.com