Bacaklarımız düşüncelerimiz olsa;

1

Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim, Hayat-İnsanlar | Posted on 28-03-2011

Bacaklarımız düşüncelerimiz olsa, oturuş pozisyonumuz da düşünme şeklimiz olsa…

Şu an düşündüm de, yani oturuyordum aslında. Valla çok beğendim bu fikri! Anlattıkça daha netleşecek. ;)

Sürekli aynı pozisyonda ve bu iki bacağınızdan yalnızca bir tanesine ağırlık vererek oturabilirsin istediğin kadar. Hatta oturduğun süre boyunca her şey normal ve yerli yerindedir. Peki kalkınca?

 

Düşünceler böyledir işte. Hep dallanıp budaklanırlar. Dengeyi kuramazsın. Aslında dengeyi kuramadığını fark etmezsin bile. Düşünür, düşünür, düşünürsün… Bir gün düşündüğün şeyleri yerine getirme vakti gelir. O da ne, topallıyorsun! Düzgün yürüyemiyor, uyuşukluktan yakınıyorsun. Bacağında binlerce karınca dans ediyor. Sonuç olarak bir tarafa gereğinden fazla eğilmek seni o konuda uzman yapmıyor, aksine o kadar düşündüğün için pişman bile oluyorsun.


Kalkınca topallarsın tabii. Dursan mı yoksa yürüsen mi karar veremezsin. Yürürsün ama acıyla. Fazla sürmez gerçi acısı. Ama hissedersin yani.

Düşündün düşündün, icraata gelince işler istediğin gibi gitmedi değil mi? Ama o kadar düşündün, şimdi de boşa gitmesin diye düşünüyorsun. Madem öyle, sıkılsan da patlasan da icraata başlıyorsun. Bir süre sonra rahatlamaya başlıyor kafan. Düşüncelerdeki uyuşukluk kalkıyor. Uçuyor gidiyor.

Bazen, özellikle umulmadık anlarda aklına takılıp kalıveriyor bir şey. Ama gerçekten alakasız bir zamanda! Belki de gece  uyandırıyor seni güzel uykundan. Acıtıyor. Kasılıyor. Kramp giriyor beynine. Olağanüstü yoğun birkaç dakika sonra, rahatlıyorsun.

Tıpkı gece bacağına giren kramplar gibi…

Umarım bacaklarınıza fazla kramp girmiyordur ve umarım fazla uyuşukluk hissetmiyorsunuzdur. Hayır yani bu ara benim bacaklarım çok uyuşuyor da. ;)

Cibelle’den  Green Grass; tüm bacakları uyuşanlara bir rahatlama ve hayal kurma şarkısı olsun.

Sevgileeeer.http://www.dailymotion.com/videox3j7jm

 

Garip Düşünceler / Nötr Gül Teorisi

0

Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim, Hayat-İnsanlar | Posted on 18-03-2011

Garip düşünceler edinmeye başladım sanırım. Bunları listelesem nasıl olur diye merak ettim. Bakalım neler çıkacak? :)

  • Okula gidiş dönüşlerimde metroyu kullanıyorum. Belki bilirsiniz metronun Üçyol çıkışı baya derinde… İki dimdik yürüyen merdivenle yukarı çıkılıyor. Bu merdivenleri nasıl tarif etsem bilemedim şimdi. Bununla ilgili bir görsel de bulamadım. Her neyse, yere dik olduğunu söylemiştim 60-70 derecelik bir eğimi olduğunu düşünüyorum. Peki uzunca bir süredir, bu merdivenlere çıkınca, niye  yer yüzüne kaç derece açıyla durduğumu düşünmekten kendimi alamıyorum ? :D Artık kendimi aştım son günlerde. “Yer yüzüne kaç derece açıyla duruyorum”u geçtim, evrende kendimi konumlandırmaya falan başladım. Güneşe doğru bir eğim belirledim kafamda falan. Hoş değil bunlar tabi. :D

 

  • İkinci takıntım biraz boğazla alakalı. :D Hayatımda toplam kaç kg çikolata yediğimi, bu yediğim çikolataların odamı doldurup dolduramayacağını, toplam kaç litre süt içtiğimi merak eder oldum. Bu düşünceleri somut şeylerle kıyaslamak da oldukça zevkli! Bir havuz kadar su içtim mi? Yoksa bir kamyon elma yedim mi? :D

 

  • Gelelim bir diğer konuya. Bütün gün sessiz dursam da, içimde cır cır konuşan bir kızın varlığından bahsetmiştim sıklıkla. Peki bunların hepsini kaydedebilseydim acaba kaç kitap olurdu. Toplam kaç satır olurdu? :D

 

  • Dördüncü düşüncemi biraz açmak istiyorum. Hayatın seçimlerden ibaret olduğunu düşünürüm. Seçimlerin de vazgeçişlerden ibaret olduğunu. Ve her vazgeçtiğim şeyden ötürü da hayatımın bir sokağa saptığını hayal ederim. İşte tam da bu noktada, acaba şu anda neredeyim? Çevremde kimler var? Onlarla tanışıyor muyum? Onlarla tanışacak mıyım? Ben iyi miyim? :D

  • Bu sefer yine garip, saçma ve komik bir durumla karşınızdayım. Nedense dünyadaki toplam şeylerin “nötr” olduğunu düşünürüm. Ve bundan hareketle, dünyadaki birisinin kötülük yapması sonucu, başka kimselerin iyilik yapacağını ve yükün dengeleneceğini zannederim. Ya da bir iyilik, bir kötülüğe yol açacaktır. Bunu somut olarak görmeniz mümkün olmayabilir, ama bu olacaktır. Aynı şekilde birilerinin güldüğü ölçüde birilerinin ağlayacağını, birilerinin çabaladığı sürece birilerinin de tembellik edeceği aşikar! İşte sırf bu nedenlerden ötürü dünyamız yavaş yavaş, hatta deyim yerindeyse ite kaka gelişiyor bence. Çünkü birileri yapıyor, birileri de bozuyor. Şu anda “Nötr Gül Teorisi”ni ortaya atmış durumdayım. :P

 

  • Bu maddede 5. Maddeden alıntılar bulacaksınız. O maddede özetle “kader” denilen şeyin varlığından bahsetmiş oldum. Ve bunu da bizim yönlendirdiğimizden… Her neyse, hayvanların veya cansız maddelerin de bir kaderi olduğunu düşünürüm. Onların kaderi de, hayatları boyunca karşılaştıkları insanlar tarafından çiziliyorlar bence. Biraz daha somutlaştırmak adına şöyle bir örnek verebilirim. Belki şu an Hotiç’in depolarından birinde bir ayakkabı bekliyor beni :D , belki şu anda birkaç işçi benim iki ay sonra satın alacağım kotun kesimiyle, dikimiyle uğraşıyorlar… Sonuçta dünya üzerinde birileri benim için çalışıyor ve o eşyaların kaderini belirliyorlar!

 

  • Yedinci madde sınavla alakalı! Hayatın sınavıyla… Bence hayat belli konularda bizi sınıyor ve o konuda yeterlilik derecesi vermeden peşimizi bırakmıyor. Örneğin dürüst olmayan bir kişi, dürüstlük sınavını verene kadar hayatında pek çok kez sınava giriyor. Üstelik o sınavı vermeden başka sınavlara girme gibi bir lüksü olmuyor.

 

 

 

Şimdilik aklıma gelenler bunlardan ibaret. Ama bunlar gibi 100 düşüncem daha olduğuna eminim. :D Her madde için ayrı yazılar yazmayı planlıyorum.

Ve bu yazıdan itibaren yeni bir uygulama başlatıyorum. Kendime not verme uygulaması!

Ruh halime, 10 üzerinden 5 verdim bugün. Diğer günlere endekslemesi kolay olsun diye. :)

Bir ay sonra nasıl bir grafik çıkacağını merak ediyor ve çok şahane bir parçayla elveda diyorum!

YouTube Preview Image

 

Salıncak

0

Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim, Hayat-İnsanlar | Posted on 28-02-2011

Sanki salıncakta oturuyordum ben, birisi beni çekti geriye doğru. Sonra da bırakıverdi. Bir hışımla ileri, ileri, en ileri, hatta yükseğe, yükseğe, en yükseğe çıkmaya başladım.

Sonra ileri giderken bacaklarımı uzattım, geri giderken geri attım. Daha da hızlandım.

Aynı hışımla, hatta daha fazlasıyla geriye ve sonra bir noktadan geriye…

İleri ve geri!

Hayat bu. Aşamaları atlattıkça, yeni aşamalara daha geriden başlıyorsun. Daha ileri bir yere varıyorsun, ondan sonra tekrar yeni bir aşama geliyor.

Aşamaları geçtikçe, hayat da geçiyor.

Sen ilerdeyken, birileri senden daha ilerde, başka birileri de senden daha geride olabiliyor. Sallanmaya yeni başlamışlar olduğu gibi hızını yeni artırmaya başlamışlar da olabiliyor. Yorucu olduğu kesin, zevkli olduğu da…

Rüzgarı teninde hissetmek müthiş. Hayatın hızının saçlarına dokunması paha biçilemez. Gözlerini kapat ve sallanmaya başla!

Sallanırken güzel şeyler düşün.

Hayal kur. Hayatın bu hayallerden ibaret olsun!

Kendini keşfet.

Sınırlarını belirle. Kendinin sınırlarını, gökyüzünün sınırlarını…

Ara sıra delilik yap, yıldızları say! Saydığın yıldızları farklı renge boyamayı unutma, şaşırırsın sonra.

Yorulursan hızını kes biraz, tekrar hızlanmazsan duracağını unutma!

Sallan işte ya. Ne diyeyim daha.

Üzülme, üzme.

Havayı kokla.

Gülümse.

(Bu aralar son favorim düet Nilüfer&Teoman : Sensiz Olmaz benden gelsin!)

İyi sallanmalar!

Susmasam

5

Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim | Posted on 23-01-2011

Konuşsam  konuşsam sabaha kadar. Susmasam hiç.

Ne düşünüyorsam, ne hissediyorsam, canım nasıl istiyorsa öyle davransam. Biriktirdiklerimi bi anlatıversem şöyle. Rahatlasam sonra.

Sadece gülerek cevap vermekten bıktım. Sadece gülmekten de. Hayat seninle konuşmak istiyorum. Geç bakalım karşıma. Enine boyuna tartışalım her şeyi.

“Niye o öyle oldu, niye bu böyle oldu?” bunları mı anlatacaksın?  Anlatma! Niye olduğundan bana ne?  Sonuçlar lazım bana. Hak ettik mi her şeyi? Hak ettiğimiz gibi mi yaşıyoruz?

Dürüst ol ama. Cidden, kızmayacağım. Konuşuyoruz şunun şırasında…

Aslında sen de haklısın bir yerde. Öyle insanlar tanıdım ki, sen iyi bile dayanıyorsun. Onlarla mücadele etmek zordur yani. Bravo sana.

Ama izlediğin yöntemden bahsetsen biraz… Birkaç ufak tüyo versen olmaz mı yani?

Düşündüm de…

Biliyor musun, sana alışmaya başladım. Ben seni seviyorum. Senin beni sevdiğinden emin değilim. :(

Belli edecek bir iki hareket yapsan hiç fena olmazdı. Ama desene şimdiye kadar kimin seni sevdiğinden emin oldun diye… Her gün yüz defa “Beni seviyor musun? Doğru söyle amaa…” diye sormazdım yakınlarıma değil mi aksi olsaydı. :)

Arada düşünüyorum, yaptığım her şeyi doğru mu yaptım? Sonra biraz daha düşünüyorum doğru yapmak önemli mi hep? Yanlış olduğunu bile bile beni mutlu edecek bir şey yapsam ne olur? Sadece mutlu olsam yani… Ne olur ki?

Biraz kişilikle alakalı galiba! Ben de böyle bir insanım. Her hareketimi yüz bin sefer düşünerek yaparım. E sonra? Ben yüz bin sefer düşünmüşken, karşımdaki sadece 3 sefer düşünmüşse; ayrıntılar birbirini tutmuyorsa … Ne olur ki?

Tüm bunların dışında, herkes gibi, evet hem de herkes gibi ben de mutlu olmak istiyorum. Sadece mutlu olmak! Kişilik sabit kalmak koşuluyla bu mümkün değil midir? :)

Kimin beni üzmeye hakkı olabilir? Ve hayat böyle bir hakkı nereden elde ediyor?

Ve bunları yazınca gerçekten susasım geldi.

Susmanın vakti geldi…

İyi geceler…

Bir Dünya Binbir Dünya

2

Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim, Hayat-İnsanlar | Posted on 17-01-2011

Karanlıkmış. Çok karanlıkmış içerisi.

Göz gözü görmezmiş. Halbuki göz görmezse başka gözü, “Yaşıyorum.” denilmezmiş.

Bir özgürlük masalı da böyle başlamış…

Tüm serbest çağrımların dışında!

Uçmakla alakası yok mesela benim özgürlüğümün. Kuşla falan da ilgili değil. Yükseğe çıkınca özgür olmuyor insan.

Koskocaman denizler, okyanuslar bir ölçü müdür? Bir ucu Amerika’ya dayanmıyor mu? Hani sınırsızdı! Tüm deniz canlıları, o koskocaman okyanusların en dibine ve en ucuna gidip dönmeyi başarabilseler kendilerini özgür mü sayarlardı?

Rüzgar bir özgürlük ölçütü müdür? Saçların uçuşunca rüzgardan hani… Veya en kuvvetlilerinden bir tanesi gelip de vurunca yüzüne yüzüne, yüzün gözün ferahlayınca özgürlüğü hisseder misin ruhunda?

Hadi bunları geçtim. Koskocaman bir ormanda aslansın diyelim. Oralar senden soruluyor yani. Bir koş bakalım etrafta. Ormandaki korkuyu hisset. Ve yalnızlığı… Özgür müsün sen şimdi?

Üşenme, koy kendini bütün rollere.

Fark et sonra; denizler, okyanuslar, kuvvetli rüzgarlar, etraftaki yalnızlık ve korku. Hepsi içinde! Sen de bir dünya olmuşsun.

Dünya içindeki binbir dünyadan, yalnızca bir tanesi.

Üstelik kendi karanlığında boğulmuşsun, kendini kendine tutsak etmişsin. Bir bedende sınırlı, sığ bir dünya olarak kalmışsın.

Sonra kendine yeni özgürlük tanımları uydurmuşsun. Uydurmakla kalmayıp, buna inanmışsın.

Yeni özgürlük tanımları! İçinde SENin değil, yalnızca bedeninin bulunduğu…

Karanlıkmış. Çok karanlıkmış içerisi.

Göz gözü görmezmiş. Halbuki göz görmezse başka gözü, “Yaşıyorum.” denilmezmiş.

Yaşamanın vakti gelmedi mi? Özgürlüğü ruhunda hissetmeyeli ne kadar oldu?

E canlan, canlan. Başlangıç olarak bir doz Nil, Kamikaze. ;)

Yarım Yamalak

1

Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim, Hayat-İnsanlar | Posted on 22-11-2010

Görüşmeyeli neler yaptın? Hadi gel birer kahve içelim. Belki fal bakarız.

Fal bilir misin?

Bilmesen de uydur bir şeyler işte. Umutlandır beni.

Aslında umurumda değil geleceği öğrenmek! Valla bak. O zaten gelecek, göreceğiz. Yaşayacağız. Yaşıyoruz. Zaten geleceği yaşıyoruz. Şu anı anlamak baya zor zaten. Saniyenin bilmem kaçında bilmem kaçı… Geleceği anlayabiliriz sadece. Üstelik sadece geçmişte!

Neyse, dediğim gibi.

Ama umutlanmaya ihtiyacım var. Hayal kurmaya ihtiyacım var. Önümdeki yollara bakmam lazım. Yakında piyango alayım mı mesela?

Hadi ama söyle bir şeyler… Küserim yoksa.

Var mı müjdeli haberler? Var mı güzel topluluklar? Yakında güzel yerlere gidecek miyim? Deniz kenarı mıymış oralar?

Peki uzun zamandır yapmak istediğim şeylerden ne haber? Tango çıktı mı falımda? Her derse farklı bir topuklu ayakkabıyla gidecektim. Öyle düşünmüştüm. Kimle gidecekmişim bari o çıksın. :D

Sen var ya çok kötüsün. Hiçbir şey söylemedin!

Neyse uzun zamandır yoktum. Bunun için hep pişmanlık duyuyorum haberin var mı? Ama inan geçerli sebeplerim vardı. Çok geçerli.

Yıldızları saymakla falan meşgul değildim. Onların çok uzak olduğuna çoktan inandım. Birkaçını saymak yetmez bana, bilirsin. Bir işi sonuna kadar yapmak lazım.

Sonuna kadar yaşamak lazım her şeyi… Bence böyle. Yarım yamalak olmasın hiçbir şey.

Yarım yamalak kalmasın hayatlar. Yarım yamalak kalmasın hayaller, umutlar.

O yüzden n’olur bak falıma şimdi. Var mıymış yolum, gelecek miymiş param, yükselecek miymişim işimde?

Bu arada, Nil Kamikaze‘yi hepimiz için söylesin. ;)

Uses wordpress plugins developed by www.wpdevelop.com