Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim, Hayat-İnsanlar | Posted on 07-07-2011
Yazıp yazıp siliyorum. Her cümle bir başka konudan fırlıyor. Her konu başlı başına bir roman olabilecek nitelikte. Galiba beynimin yapıştırıcısı bitti.
Hani insan bazı şeyleri kaybedince değerini anlarmış ya, ben de şimdi anladım…
Kafamdaki bölük pörçük onlarca şeyi birleştirmem lazım ki bir terazide tartabileyim hepsini. Hangisinden eksikse oraya doldurayım biraz. Eğlence mi, dinlenme mi, çalışma mı nedir? Bunların dozları nelerdir? Hangisinden kaç doz eksiğim var?
İnsan kendisinin doktoru olmalıdır. Öyle değil mi.
Sonuç olarak teşhisim, beynimin yapıştırıcısının bittiğidir! Ve bunu nereden temin edeceğimi bilmiyorum.
Günlerdir bekledim, yazı yazamadım. Sonunda biraz biriktiğini anladım ve hemen bu üç beş satırı yazabildim. Oh la la! Hayat şimdi daha güzel!
Bunların yanı sıra, sinir olduğum birkaç şey var ki, gerçekten sinir oluyorum.
Ve istediğim birkaç şey var ki, gerçekten istiyorum. Ve istemediğim birkaç şey var ki, gerçekten istemiyorum.
En azından ne isteyip ne istemediğini bilen birisiyim.
Kendi kendimi analiz edince, gerçekten rahatladım. Anladım ki yazı yazmadan ben bir hiçim…
Bu güzel yazıyı, Mustafa Topaloğlu’nun veciz sözlerinden biriyle tamamlamak istiyorum. “Yahu bu beyin dediğin bir et parçası. Düşünceler bunun neresinde?”.
Ha bir de kapanışa geçmeden, fazla beyin yapıştırıcısı olan versin bana nolur!
Son olarak Sertab duygularıma tercüman olsun. Sevgilerimle, hepinizi öptüm.






