Teşhis : Beyin Yapıştırıcısı Eksikliği

1

Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim, Hayat-İnsanlar | Posted on 07-07-2011

 

Yazıp yazıp siliyorum. Her cümle bir başka konudan fırlıyor. Her konu başlı başına bir roman olabilecek nitelikte. Galiba beynimin yapıştırıcısı bitti.

Hani insan bazı şeyleri kaybedince değerini anlarmış ya, ben de şimdi anladım…

Kafamdaki bölük pörçük onlarca şeyi birleştirmem lazım ki bir terazide tartabileyim hepsini. Hangisinden eksikse oraya doldurayım biraz. Eğlence mi, dinlenme mi, çalışma mı nedir? Bunların dozları nelerdir? Hangisinden kaç doz eksiğim var?

İnsan kendisinin doktoru olmalıdır. Öyle değil mi. :)

Sonuç olarak teşhisim, beynimin yapıştırıcısının bittiğidir! Ve bunu nereden temin edeceğimi bilmiyorum. :) Günlerdir bekledim, yazı yazamadım. Sonunda biraz biriktiğini anladım ve hemen bu üç beş satırı yazabildim. Oh la la! Hayat şimdi daha güzel!

Bunların yanı sıra, sinir olduğum birkaç şey var ki, gerçekten sinir oluyorum. :D Ve istediğim birkaç şey var ki, gerçekten istiyorum. Ve istemediğim birkaç şey var ki, gerçekten istemiyorum. :D

En azından ne isteyip ne istemediğini bilen birisiyim. :P Kendi kendimi analiz edince, gerçekten rahatladım. Anladım ki yazı yazmadan ben bir hiçim… :P

Bu güzel yazıyı, Mustafa Topaloğlu’nun veciz sözlerinden biriyle tamamlamak istiyorum. “Yahu bu beyin dediğin bir et parçası. Düşünceler bunun neresinde?”. :D

Ha bir de kapanışa geçmeden, fazla beyin yapıştırıcısı olan versin bana nolur!

Son olarak Sertab duygularıma tercüman olsun. Sevgilerimle, hepinizi öptüm.

YouTube Preview Image

 

 

 

 

 

Bacaklarımız düşüncelerimiz olsa;

1

Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim, Hayat-İnsanlar | Posted on 28-03-2011

Bacaklarımız düşüncelerimiz olsa, oturuş pozisyonumuz da düşünme şeklimiz olsa…

Şu an düşündüm de, yani oturuyordum aslında. Valla çok beğendim bu fikri! Anlattıkça daha netleşecek. ;)

Sürekli aynı pozisyonda ve bu iki bacağınızdan yalnızca bir tanesine ağırlık vererek oturabilirsin istediğin kadar. Hatta oturduğun süre boyunca her şey normal ve yerli yerindedir. Peki kalkınca?

 

Düşünceler böyledir işte. Hep dallanıp budaklanırlar. Dengeyi kuramazsın. Aslında dengeyi kuramadığını fark etmezsin bile. Düşünür, düşünür, düşünürsün… Bir gün düşündüğün şeyleri yerine getirme vakti gelir. O da ne, topallıyorsun! Düzgün yürüyemiyor, uyuşukluktan yakınıyorsun. Bacağında binlerce karınca dans ediyor. Sonuç olarak bir tarafa gereğinden fazla eğilmek seni o konuda uzman yapmıyor, aksine o kadar düşündüğün için pişman bile oluyorsun.


Kalkınca topallarsın tabii. Dursan mı yoksa yürüsen mi karar veremezsin. Yürürsün ama acıyla. Fazla sürmez gerçi acısı. Ama hissedersin yani.

Düşündün düşündün, icraata gelince işler istediğin gibi gitmedi değil mi? Ama o kadar düşündün, şimdi de boşa gitmesin diye düşünüyorsun. Madem öyle, sıkılsan da patlasan da icraata başlıyorsun. Bir süre sonra rahatlamaya başlıyor kafan. Düşüncelerdeki uyuşukluk kalkıyor. Uçuyor gidiyor.

Bazen, özellikle umulmadık anlarda aklına takılıp kalıveriyor bir şey. Ama gerçekten alakasız bir zamanda! Belki de gece  uyandırıyor seni güzel uykundan. Acıtıyor. Kasılıyor. Kramp giriyor beynine. Olağanüstü yoğun birkaç dakika sonra, rahatlıyorsun.

Tıpkı gece bacağına giren kramplar gibi…

Umarım bacaklarınıza fazla kramp girmiyordur ve umarım fazla uyuşukluk hissetmiyorsunuzdur. Hayır yani bu ara benim bacaklarım çok uyuşuyor da. ;)

Cibelle’den  Green Grass; tüm bacakları uyuşanlara bir rahatlama ve hayal kurma şarkısı olsun.

Sevgileeeer.http://www.dailymotion.com/videox3j7jm

 

Garip Düşünceler / Nötr Gül Teorisi

0

Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim, Hayat-İnsanlar | Posted on 18-03-2011

Garip düşünceler edinmeye başladım sanırım. Bunları listelesem nasıl olur diye merak ettim. Bakalım neler çıkacak? :)

  • Okula gidiş dönüşlerimde metroyu kullanıyorum. Belki bilirsiniz metronun Üçyol çıkışı baya derinde… İki dimdik yürüyen merdivenle yukarı çıkılıyor. Bu merdivenleri nasıl tarif etsem bilemedim şimdi. Bununla ilgili bir görsel de bulamadım. Her neyse, yere dik olduğunu söylemiştim 60-70 derecelik bir eğimi olduğunu düşünüyorum. Peki uzunca bir süredir, bu merdivenlere çıkınca, niye  yer yüzüne kaç derece açıyla durduğumu düşünmekten kendimi alamıyorum ? :D Artık kendimi aştım son günlerde. “Yer yüzüne kaç derece açıyla duruyorum”u geçtim, evrende kendimi konumlandırmaya falan başladım. Güneşe doğru bir eğim belirledim kafamda falan. Hoş değil bunlar tabi. :D

 

  • İkinci takıntım biraz boğazla alakalı. :D Hayatımda toplam kaç kg çikolata yediğimi, bu yediğim çikolataların odamı doldurup dolduramayacağını, toplam kaç litre süt içtiğimi merak eder oldum. Bu düşünceleri somut şeylerle kıyaslamak da oldukça zevkli! Bir havuz kadar su içtim mi? Yoksa bir kamyon elma yedim mi? :D

 

  • Gelelim bir diğer konuya. Bütün gün sessiz dursam da, içimde cır cır konuşan bir kızın varlığından bahsetmiştim sıklıkla. Peki bunların hepsini kaydedebilseydim acaba kaç kitap olurdu. Toplam kaç satır olurdu? :D

 

  • Dördüncü düşüncemi biraz açmak istiyorum. Hayatın seçimlerden ibaret olduğunu düşünürüm. Seçimlerin de vazgeçişlerden ibaret olduğunu. Ve her vazgeçtiğim şeyden ötürü da hayatımın bir sokağa saptığını hayal ederim. İşte tam da bu noktada, acaba şu anda neredeyim? Çevremde kimler var? Onlarla tanışıyor muyum? Onlarla tanışacak mıyım? Ben iyi miyim? :D

  • Bu sefer yine garip, saçma ve komik bir durumla karşınızdayım. Nedense dünyadaki toplam şeylerin “nötr” olduğunu düşünürüm. Ve bundan hareketle, dünyadaki birisinin kötülük yapması sonucu, başka kimselerin iyilik yapacağını ve yükün dengeleneceğini zannederim. Ya da bir iyilik, bir kötülüğe yol açacaktır. Bunu somut olarak görmeniz mümkün olmayabilir, ama bu olacaktır. Aynı şekilde birilerinin güldüğü ölçüde birilerinin ağlayacağını, birilerinin çabaladığı sürece birilerinin de tembellik edeceği aşikar! İşte sırf bu nedenlerden ötürü dünyamız yavaş yavaş, hatta deyim yerindeyse ite kaka gelişiyor bence. Çünkü birileri yapıyor, birileri de bozuyor. Şu anda “Nötr Gül Teorisi”ni ortaya atmış durumdayım. :P

 

  • Bu maddede 5. Maddeden alıntılar bulacaksınız. O maddede özetle “kader” denilen şeyin varlığından bahsetmiş oldum. Ve bunu da bizim yönlendirdiğimizden… Her neyse, hayvanların veya cansız maddelerin de bir kaderi olduğunu düşünürüm. Onların kaderi de, hayatları boyunca karşılaştıkları insanlar tarafından çiziliyorlar bence. Biraz daha somutlaştırmak adına şöyle bir örnek verebilirim. Belki şu an Hotiç’in depolarından birinde bir ayakkabı bekliyor beni :D , belki şu anda birkaç işçi benim iki ay sonra satın alacağım kotun kesimiyle, dikimiyle uğraşıyorlar… Sonuçta dünya üzerinde birileri benim için çalışıyor ve o eşyaların kaderini belirliyorlar!

 

  • Yedinci madde sınavla alakalı! Hayatın sınavıyla… Bence hayat belli konularda bizi sınıyor ve o konuda yeterlilik derecesi vermeden peşimizi bırakmıyor. Örneğin dürüst olmayan bir kişi, dürüstlük sınavını verene kadar hayatında pek çok kez sınava giriyor. Üstelik o sınavı vermeden başka sınavlara girme gibi bir lüksü olmuyor.

 

 

 

Şimdilik aklıma gelenler bunlardan ibaret. Ama bunlar gibi 100 düşüncem daha olduğuna eminim. :D Her madde için ayrı yazılar yazmayı planlıyorum.

Ve bu yazıdan itibaren yeni bir uygulama başlatıyorum. Kendime not verme uygulaması!

Ruh halime, 10 üzerinden 5 verdim bugün. Diğer günlere endekslemesi kolay olsun diye. :)

Bir ay sonra nasıl bir grafik çıkacağını merak ediyor ve çok şahane bir parçayla elveda diyorum!

YouTube Preview Image

 

Salıncak

0

Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim, Hayat-İnsanlar | Posted on 28-02-2011

Sanki salıncakta oturuyordum ben, birisi beni çekti geriye doğru. Sonra da bırakıverdi. Bir hışımla ileri, ileri, en ileri, hatta yükseğe, yükseğe, en yükseğe çıkmaya başladım.

Sonra ileri giderken bacaklarımı uzattım, geri giderken geri attım. Daha da hızlandım.

Aynı hışımla, hatta daha fazlasıyla geriye ve sonra bir noktadan geriye…

İleri ve geri!

Hayat bu. Aşamaları atlattıkça, yeni aşamalara daha geriden başlıyorsun. Daha ileri bir yere varıyorsun, ondan sonra tekrar yeni bir aşama geliyor.

Aşamaları geçtikçe, hayat da geçiyor.

Sen ilerdeyken, birileri senden daha ilerde, başka birileri de senden daha geride olabiliyor. Sallanmaya yeni başlamışlar olduğu gibi hızını yeni artırmaya başlamışlar da olabiliyor. Yorucu olduğu kesin, zevkli olduğu da…

Rüzgarı teninde hissetmek müthiş. Hayatın hızının saçlarına dokunması paha biçilemez. Gözlerini kapat ve sallanmaya başla!

Sallanırken güzel şeyler düşün.

Hayal kur. Hayatın bu hayallerden ibaret olsun!

Kendini keşfet.

Sınırlarını belirle. Kendinin sınırlarını, gökyüzünün sınırlarını…

Ara sıra delilik yap, yıldızları say! Saydığın yıldızları farklı renge boyamayı unutma, şaşırırsın sonra.

Yorulursan hızını kes biraz, tekrar hızlanmazsan duracağını unutma!

Sallan işte ya. Ne diyeyim daha.

Üzülme, üzme.

Havayı kokla.

Gülümse.

(Bu aralar son favorim düet Nilüfer&Teoman : Sensiz Olmaz benden gelsin!)

İyi sallanmalar!

Kafamdan Başlıklar

0

Posted by Gülügül | Posted in Hayat-İnsanlar | Posted on 13-02-2011

Gündem karmaşık. Aklım karmakarışık.

Aklımdakileri toparlayabilsem yazacağım fakat bir süredir bahaneler aramakla meşguldüm. Bahane bulamadığım an işte buradayım, ta taam!

Biraz e-gazete okur gibi olacaksınız. Başlıyorum o zaman. Kafamı bulandıran maddeler:

1)Gündem : Dünya Mısır’ı konuşuyor. Güzel ülkem de. Aklımı bulandıran şeylerden biri ise, Balyoz soruşturmasında  tutuklanan 163 kişi… Tutuklanan komutanların eşlerini gördüm de gururlandım doğrusu. “Onlara nasıl destek verilebilir, güzel ülkem için neler yapılabilir?” benim gündemimin başlıklarından.

2)Magazin: Bugün can sıkıntısından televizyon izlerken magazin programları denk geldi. Fakat kimseyi tanımıyormuşum anlayamadım tabi. Şu son günlerde tek bildiğim Defne Joy Foster’ın ani ölümü. Bu beni başka diyarlara götürdü. Hiç umulmadık zamanda gelen ölüm, her an hayatın bitebileceğini söylerken çok acımasız değil mi? Peki bu kısa hayatı nasıl dopdolu yapabiliriz? Yaşamamızın bir sebebi olmalı…

3)Sevgililer Günü: Elimde olmayan sebeplerden ötürü boş (bomboş)bir sevgililer günü :D . Bana hediye alan yok fakat ben aldım. Sevgililer günü hediyem; apartmanımızı yıkayan teyzenin bu kış günü çıplak ayaklarla gelen torununa bot ve çorap…

4)Astroloji: Venüs nerede, Satürn kiminle bilmem. Tek dileğim Oğlak burcuna biraz sabır, çalışkanlık, aşk. Bu kadar yeter şimdilik. :D

5)Sinema: Bu konuda bir ayarım yok vallahi. 1 yıl sinemaya gitmiyorum mesela, sonra haftada 1-2 gidiyorum. Şu an bu dönemdeyim. Dengesizim a dostlar. Açıkçası yabancı dizileri izlemek daha çok ilgimi çekiyor. Ama sinemanın tadı da başka tabi… Haa bi de şu dünya üzerinde “Inception”u izlemeyen tek vatandaş benim.

6)Hava Durumu: Yağmurlu olsa çok memnun olurum. Şu tatil günü 1 kere bile yağmadı. :( Üzülüyorum. Gerçi bu havalar da fena değil. Orhan Veli dememiş mi: “Beni bu havalar mahvetti.”

7)Kendi Hayatım: Tatil bitti. Tezime biraz daha ilgi göstermem lazım. Bazen canım çok sıkılıyor… Sanki hiçbir şey hiçbir zaman yoluna girmeyecek. Bazen de unutuyorum hepsini. Garip.

Aklıma gelen ilk 7 madde bunlardı. Her bir 7 madde için 7 yazı çıkar da, işte düzenli bir kafam yok!

Buradan bu yazı aracılığıyla da şunları demekten kendimi alamayacağım.

1)      Kandiliniz mübarek olsun efendim. Bol bol dua edin. Dualarınız kabul olsun. ;)

2)      Sevdiğinizi söyleyin. Sadece 1 güne bağlı kalmayın.

3)      Başarılı, mutlu, sağlıklı bir okul dönemi geçirin.

Öpüldünüz.

Bir Dünya Binbir Dünya

2

Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim, Hayat-İnsanlar | Posted on 17-01-2011

Karanlıkmış. Çok karanlıkmış içerisi.

Göz gözü görmezmiş. Halbuki göz görmezse başka gözü, “Yaşıyorum.” denilmezmiş.

Bir özgürlük masalı da böyle başlamış…

Tüm serbest çağrımların dışında!

Uçmakla alakası yok mesela benim özgürlüğümün. Kuşla falan da ilgili değil. Yükseğe çıkınca özgür olmuyor insan.

Koskocaman denizler, okyanuslar bir ölçü müdür? Bir ucu Amerika’ya dayanmıyor mu? Hani sınırsızdı! Tüm deniz canlıları, o koskocaman okyanusların en dibine ve en ucuna gidip dönmeyi başarabilseler kendilerini özgür mü sayarlardı?

Rüzgar bir özgürlük ölçütü müdür? Saçların uçuşunca rüzgardan hani… Veya en kuvvetlilerinden bir tanesi gelip de vurunca yüzüne yüzüne, yüzün gözün ferahlayınca özgürlüğü hisseder misin ruhunda?

Hadi bunları geçtim. Koskocaman bir ormanda aslansın diyelim. Oralar senden soruluyor yani. Bir koş bakalım etrafta. Ormandaki korkuyu hisset. Ve yalnızlığı… Özgür müsün sen şimdi?

Üşenme, koy kendini bütün rollere.

Fark et sonra; denizler, okyanuslar, kuvvetli rüzgarlar, etraftaki yalnızlık ve korku. Hepsi içinde! Sen de bir dünya olmuşsun.

Dünya içindeki binbir dünyadan, yalnızca bir tanesi.

Üstelik kendi karanlığında boğulmuşsun, kendini kendine tutsak etmişsin. Bir bedende sınırlı, sığ bir dünya olarak kalmışsın.

Sonra kendine yeni özgürlük tanımları uydurmuşsun. Uydurmakla kalmayıp, buna inanmışsın.

Yeni özgürlük tanımları! İçinde SENin değil, yalnızca bedeninin bulunduğu…

Karanlıkmış. Çok karanlıkmış içerisi.

Göz gözü görmezmiş. Halbuki göz görmezse başka gözü, “Yaşıyorum.” denilmezmiş.

Yaşamanın vakti gelmedi mi? Özgürlüğü ruhunda hissetmeyeli ne kadar oldu?

E canlan, canlan. Başlangıç olarak bir doz Nil, Kamikaze. ;)

Uses wordpress plugins developed by www.wpdevelop.com