Her yıl şipşak geçiveriyor. Her yılbaşı sanki bir önceki günmüş gibi. Sanıldığı kadar kocaman değil yıllar. Ama kocaman şeyler barındırıyorlar. Kocaman hayaller, kocaman kavgalar, kocaman aşklar, kocaman nefretler... Duyguların kocamanlığı zamanı etkiliyor. Kocamanlık ve zaman ters orantılı olarak değişiyor. Algılar da bu ters orantıyı seviyor. Mesela bence dünya minicik, kalbim kocaman. Aksini kim ispatlayabilir? Herkes bir sihirli değnek bekliyor, farkındayım.Ya herkes birer sihirli değnekse?
Demek istediğim, yarın hiçbir şey değişmeyecek, öbür gün de, sen değişmediğin sürece... Her yıl, o yıl hayatınıza yeni giren birine hediye alın. Her yıl, hiç tanımadığınız birini en az bir kez sevindirin. Her an gülümseyin.
Çünkü zaman şipşak geçiveriyor ve gülümsemenizin bıraktığı etki kocaman oluyor! Sevdiklerinizle birlikte, mutlu, gülücüklü, kocaman hislerle dolu musmutlu yıllar dilerim. NOT: Benim yılbaşı hediyem bu sene Moova'dan. Bana verilebilecek en güzel hediyelerden, süt:) Erdal'a çok teşekkür ederim. Gerçekten çok lezzetliler.
![]()
Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim, Hayat-İnsanlar | Posted on 23-12-2011
Bence insanların anlaşabilmesi bir mucize olurdu! Kafamızda bin bir düşünceyle belli bazı çıkarımlar yaparak hareket ediyoruz. Karşımızdaki kişinin ne düşüncelerimizden, ne de çıkarımlarımızdan haberi var. İşte tam da bu noktada, kendimi dışarıdan izlemek isterdim. Ne kadar safça hareket ettiğime veya ne kadar kurnaz göründüğüme ise bir başkasının beynine girdiğimde karar verebilirim.Bence bu cümleden anlıyoruz ki, biz ne yaparsak yapalım, istersek kendimizi yırtalım, karşımızdaki kişinin algılarına bağlı hareketlerimiz. Onun kafasındaki bin bir düşünceye ve bu düşünceler sonucu elde ettiği çıkarımlara bağlıyız. Ve bunları söylerken, insanları ne kadar saf ve temiz gördüğüme değinmek istedim. Düşünebilecekleri milyonlarcaa şeyi bu yaşıma kadar gözardı ettiğimi fark edince ürperdim. Ben ne söylemeye karar vereceğim, ne söyleyeceğim, karşımdaki ne anlayacak, ne anlatmak istediğimi düşünecek --> Al sana ayak üstü milyonlarca kombinasyon! Peki anlaşanlar nasıl anlaşıyor? Bence burada, mucizevi kırmızı kalpler devreye giriyor. Çünkü onlar, beynin tüm bu karmaşasıyla ilgilenmiyorlar. Doğruyu onlar biliyorlar. Nasıl bildiklerini bilemiyorum ama biliyorlar.Diğer kalplerle bir şekilde iletişim kurabiliyorlar. Benim küçük kalbim bu işi iyi biliyor. Karşı tarafı anlayabiliyor. Ama beni anlamak, karşımdaki kişinin kalbinin insafına kalmış! O zaman fazla kafa yormuyorum, karşımıza kulakları duyan kalpler çıkması dileklerimle, dinlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum.

Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim, Hayat-İnsanlar | Posted on 22-12-2011
Aynaya baktığımda, bugün ilk defa ruhumu gördüm. Onu daha önce hiç görmemiştim... Garip bir farkındalık hissi oldu. Bedenimden ayrıydı, bambaşkaydı. Ben'di, ama bedenim değildi. İçeride bir yerlerde ve tahminimce minicikti. Bence, gözümün içinde yaşıyordu. Ve göz, hissettiklerimi anlatabilmek için hayatım boyunca elime geçebilecek en mükemmel şeydi. Göz, sadece kendisinden sorumluydu. Diğer bütün şeylerden bağımsız, sadece içinde yaşayan minik ruhun hislerini yansıtmakla görevliydi. Görevini başarıyla yerine getirdi.
Bugün ilk defa kendimi dinledim. Ruhumu hissettim, gözüm sayesinde oldu. Hep gözlerimizle konuşsak ya! Daha güzel nasıl ifade edeceğiz ki kendimizi konuşarak? N'olur, kaçırma gözlerini benden...
Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim | Posted on 21-12-2011
Hep kendimi suçlu buldum. Yargılayan da hep ben oldum. Avukatım da kendimdim. Sürekli kendimi savundum. Hem de kendime karşı. Elime hiçbir şey geçmeyen ve sürekli dönüp duran bir girdabın içinde kendimi buldum. Artılarım da vardı, eksilerim de... Hepimizin artısı da vardı, eksisi de. Ama nedense kendimin hep eksi yönlerini,başkalarınınsa hep artı yönlerini gördüm, kendi eksilerimin üstüne gidip onları artı yapmaya çalıştım, diğer herkes zaten artıydı. Hep daha iyiyi bulmaktan başka amacım yoktu, olamazdı. Bu süreler içinde, artı yönlerimle kendimi motive etmedim. Sürekli bir eksiklik varken başarılarımla övünemezdim. Sürekli bir eksiklik olacaktı... Kendimi ödüllendirmem hep saçma geldi. Bir sefer sadece kendim için tek bir şey yapmadım. İşin kötüsü, sadece kendim için yapmam gereken şeyin ne olduğunu da bilemedim hiçbir zaman.Hatta şu yazıyı yazana kadar, böyle bir şeyi yapıp yapmamak aklımın ucundan geçti mi hiç bilmiyorum. Ben de böyle bir insan oluverdim. Var oluşum bu. Bunu kabullendim. Durumu kabullenmek, sadece durumu kabullenmektir. Hiçbir zaman dertlerime çare olamadı bu kabulleniş. Sürekli eksileri görmemi engellemedi, kendimi suçlamamı hiç engellemedi. Ama sanırım bir level atladım (italik yazılmış kısımlar level atladığımın göstergesi): Şu an bulunduğum durumla uzaktan yakından en ufak bir suçum olmadığını bile bile, tamamen alakasız bir durumdan kendimin suçlu olduğunu düşünüyor ve bir başkasının üzüntü duymasının sebebinin ben olduğumu zannediyorum. Ve bunun için üzüntü duyuyorum... Bu konuyla ilgili öneri sormayacağım, çünkü kim ne derse desin yine kendi bildiğimi yapacağıma adım gibi eminim.Çok canım sıkılıverdi, ben de bu yazıyı yazdım. Belki azıcık içimi boşalttım falan. *Dip Not*: Şu, yeni yıl gelirken beklentilerin artması olayına cidden çok sinir oluyorum. Beklentiler tavan yapıyor. Sakin olun Sayın Beklentiler, heyecanlanmanız için gerçekten hiçbir sebep yok. Bundan önceki 24 yıl nasıl geçtiyse, bu da o şekilde geçecek. Ani atılımlar, değişik hoş olaylar falan beklemeyin. Arada güzel rüyalar görebileceğinizi ve sabah uyanınca da bu rüyaları unutmayıp
bütün gün o güzel etkiyle yaşayacağınızı dileyin.Sanırım bu kadar yeter!
Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim | Posted on 02-12-2011
Bi gün uyansam, kalktığımda kar yağmış olsa, Kar o kadar çok yağmış olsa ki, penceremi açamayacak olsam... Kedi gibi gerinsem yatakta,üşümüş olsam, çok üşümüş olsam... Battaniyem ve ayım yere düşmüş olsa, ayımı yerde gördüğüme üzülsem... Yüzümü yıkamak için banyoya gittiğimde saçlarımın çok güzel olduğunu, düzleştirmeye gerek olmadığını görsem, mutlu olsam... Bu havada dışarı çıkmak için hazırlık yapsam, bi tane atım olsa, bu karlı havada
yalnız kalmasın diye onun yanına gitsem,
Giderken yanımda bir kutu kesme şeker götürsem... Atımla vakit geçirsem, yelelerini sıvazlasam, gıdığını sevsem...Atım sırf siyah veya sırf beyaz olsa... Derken kar bastırsa birden. Gökyüzünde kocaman bulutlar olsa... Zıplasam birden, bir buluta konsam... Bulutun üstünde kardan adam yapsam... Yanımda havuç getirmediğim için, burnu eksik kalsa, yere inmek zorunda kalsam... Bir manava girsem, ama alışveriş merkezi değil, mahalle manavı olsa... Bin bir çeşit meyve, bin bir çeşit sebze, bin bir çeşit renk ve bin bir çeşit koku olsa... Manav amcanın göbeği ve bıyığı olsa, elleri soğuktan sertleşmiş olsa... Havucumu alıp, manavı terk etsem, bulutun üstüne gitsem yeniden... Kardan adama onu kısa süreler içinde ziyaret edeceğimi ve isterse benim evime
misafir olacağını söyleyip oradan ayrılsam...
Bir hafta sonra kardan adam bana misafir olsa, ona çikolatalı kek yapsam... O rahat etsin diye evi buzz gibi yapsam, kendim battaniyeye sarılıp otursam... Kardan adama sarılamayacak olduğumdan üzülsem, tek derdim kardan adama sarılamamak olsa... Frank Sinatra komşum olsa, her gün bana şarkı söylese, bir gün My Way'i söylese,
bir gün L.O.V.E'i... Eve gelip çığlık atsam, istediğim kadar, avaz avaz...Çığlık atmak hoşuma gitse,
ama boğazım kurusa, sesim çıkmasa,
Frank Sinatra bana nane limon kaynatsa, nane ve limonu ne ayrı ne birlikte sevmediğim için içemesem,
ilgilendiği için teşekkür etsem...
Hayatta sevmediğim tek şey nane ve limon olsa... Ne ayrı ayrı, ne de birlikte sevemesem... Güzel olurdu bence! Eğlenceli olurdu!


