Teşekkür ve Teklif

3

Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim | Posted on 29-09-2010

Yine ara uzadı değil mi?

Son günlerde çok güzel mailler almaya başladım. Daha sık yazmamı isteyen okurlarım varmış, arayı uzatma diyen okurlarım varmış, kendinde beni bulan okurlarım varmış, her gün yazı yazmamı isteyen okurlarım varmış… Beni okumaktan keyif alıyorlarmış.

Bunları duyduğuma çok memnun oldum. İnsanın tanımadığı birisiyle gönülden bir bağ kurması çok ilginç ve inanılmayacak kadar da güvenilirmiş. Niye bilmiyorum ama güvenilir, hem de çok. Ayrıca mutluluk verici!

Yıllardır yazardım da, yazdıklarım hep defterlerde kalmıştı. Yıllarca sadece yazmaktan zevk aldım. Üstüne bunların okunması ve geri beslemeler alınması muhteşemmiş. İşte bu yüzden yazmayı bırakamam ben. Olanaksız. Duyduğum haz tarif edilemez. :)

Daha nasıl anlatılır bilmiyorum, yazmayı seviyorum. Sürekli de yazıyorum zaten. Ama bazı yazılarımı burada yayımlamıyorum. Canım sıkkınken falan çok daha üretici oluyorum, bu defa da yazdıklarımın suçu olmayan sevgili okurlarımın canını sıkmasından korkuyorum. :) Eğer esprili bir dille anlatamayacaksam sıkıntımı, yayımlamamak düşüncesi ağır basıyor.

Çoğu zaman zamanın ne kadar çabuk geçtiğinden ve bazen de zamanın hiç geçmediğinden yakınıyorum. Kendi içimde tutarsızlık yaşarken ne dediği belli olmayan cümleler kurmak istemiyorum.

Tabii ki saçmalamak en doğal hakkım. ;) Burada yaptığım da zaten saçmalamaktan başka bir şey değil. Saçmaladıkça büyüdüğümü hissediyorum çünkü ve daha büyük düşünüyorum. Ama daha önce de çok söyledim, bazen büyümek istemiyorum.

Bu aralar çok güzel rüyalar görüyorum bir de. Aslında rüya günlüğü tutmak gibi bir fikrim de yok değil. ;) Ama bunu birlikte yapabiliriz belki, gördüğümüz rüyaları yazıp herkese okuturuz. Böylece gerçekleşmiş gibi mutlu olabiliriz. Bazen rüyalar hayattan daha gerçekçi ve huzurlu çünkü.

Her neyse bence fena fikir değil. Eğer gördüğün güzel rüyaları buradan paylaşmak istersen haberim olsun. İletişim kısmından veya sayfanın sol yanındaki sosyal medya kutucuklarından birinden bana rahatlıkla ulaşabilirsin. Çok yoğun değilsem, cevapsız da kalmazsın. Sonra rüyanı alırız, buraya koyarız. ;)

Bir düşün bence. Rüyalarını gerçekleştirmek için bir fırsat işte…

Bitirmeden, güzel güzel mailler atan , bana bir şekilde ulaşan ya da dile getirmese bile zevkle okuyan okuyucularıma bir şarkı etmezsem ayıp olur değil mi? Vega’dan Poh Poh Perisi, iyi dinlemeler. ;)

Teşekkürler…

Mışıl Mışıl Uyuyalım

4

Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim | Posted on 22-09-2010

Uyumak istiyorum, mışıl mışıl… Ve rüyalar görmek serin bir havada!

Ama yorulmadan bunun tadı çıkmıyor ki! Bütün gün miskin miskin o koltuktan bu koltuğa geçtiysen ne zevki kaldı. :( Sabahtan akşama kadar Türk filmi seyredecek kadar veya en beğendiğin yabancı dizilerden birinin bir sezonunu bitirecek kadar mayışıksan uyumak hiç cazip değil, inan bana.

Özlüyorum güzel uykularımı, yatağı zor buluşlarımı, n’olur yarım saat daha sabah olmasın deyişlerimi. İşte bu yüzden çalışmaya aşığım ben. Hayır ama gerçekten çalışmadan yapamam. Bir şeyler üretmeden durmam çok sakıncalı benim.

Sinirlerim alt üst. Nereden ne huzursuzluk çıkarabilirim diyeceğim neredeyse.

Yaz bitene kadar böyleydi tabi.

Ama oley, kış geliyor.

Kışın bir sürü güzel şey var. Bayram vaar, yılbaşı vaar, doğumgünüm vaar. Hava soğuk, çizmelerim vaar, atkılarım vaaar. Çok seviniyorum. Çalışacağıım. Bol bol. Güzelce uyuyabilene kadar. ;)

Bu kış zor günler beni bekliyor. Lisansımın son yılı!  Bitirme tezim , projelerim falan var.

Söz, güzelce uyuyacağım. Mışıl mışıl!

Ama bence sen de oturduğun yerde oturma. Bir şeyler yapalım birlikte. (Projelerimden biri için bir ipucu olsun bu şimdilik.) Ben bir sonraki adımı söyleyene kadar sen başla bir yerden.

En kısa zamanda görüşmek üzere… Babay…

(YouTube Preview Image)

An geliyor, büyüyorum.

0

Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim, Hayat-İnsanlar, Küçüklüğüm | Posted on 16-09-2010

Aslında büyümek istemiyorum. Ama bir yandan…

Bir yandan hissediyorum, büyüyorum. Maalesef demeli miyim ki?

Bilinçli olarak çocuk kalınabilir mi bunu deniyorum bir süredir. Başarabilir miyim bilmem. Deniyorum. Ama bir yandan beynim bir cümle atıveriyor. Bir çocuğun anlayamayacağı kadar büyük bir cümle! Kendi kendime çözmeye çalışması gülünç oluyor.

Deniyorum ama. Bazen tek hedefim meyve saatini beklemek oluyor. Büyüklerin bütün düşüncelerinden, huzursuzluklarından, kaprislerinden falan arınıyorum. Güzel oluyor. Planlarımı tek tek eliyorum kafamda. Peh, hayatta plan yapılır mı hiç ?! Anca hayal kurulur.

Ve hayallere dalıyorum.

Benim hayallerimin sınırı yok. Mümkün olması mümkün olmayan çok ama çok güzel şeyler düşünüyorum. Mükemmel şeyler… Mutlu oluyorum. Ve mavi pastel boyayla köpek çizen bir çocuk kadar da sıra dışı oluyorum.  Koltuğumda oturmuş gökyüzüne bakarken yıldızlarla konuşuyorum. Sırlarımı paylaşıyorum. Umarım diğer yıldızlara anlatmıyordur. ;)

Yıldızların insanlardan daha güvenilir olduğu bir dünyada yaşıyorum. Benim dünyamda mor kurabiyeler, şeffaf arabalar var.(Not: Resimdeki bizzat kendi küçüklüğümdür. ;) )

Ama işte an geliyor büyüyorum. Bu durumları hiç sevmiyorum.

Gelecek kaygısı, cart, curt… Beynimi kemiriyor her şey. Bir sürü olasılık hesabıyla, kafamda her şeyin olabilirliğini tartıyorum. Keki bile ölçüyle yapıyorum. Oluruna bırakamıyorum hiçbir şeyi ve tüm kontrolü kendi elimde istiyorum. Dünyamdaki tek güç ben olayım istiyorum. Her dediğim doğru olsun, yanlışım olmasın istiyorum.

Halbuki çocuk olduğum zaman yanlışlarımla eğleniyorum. Çocuk olduğum zaman masum oluyorum. Ve büyüklerin kurduğu cümleleri tam anlamıyla anlayamıyorum. Anlamını bilmediğim kelimeler çok oluyor ve her seferinde sözlüğe bakmak zor geliyor. Bir şekilde yaşayarak öğreniyorum her kelimenin anlamını. Öğrendikçe büyümekten korkuyorum.

Aslında büyümek istemiyorum. Ama bir yandan farkındayım büyüyorum.

İşte tam da şu sıralar bilinçli olarak çocuk kalmaya çalışıyorum. Büyük düşüncelerimle savaşıyorum, zaten çoğu zaman anlamıyorum bile. Ve bu çocukla büyümek istiyorum.

Çocuğunuza iyi bakın. Yoksa hayatın kasveti içinde sıkışırsınız, benden söylemesi.

“Büyüklerle ben yapamıyorum çocuklar da almıyor beni oyunlarına.” || Sunay Akın

Mektup var! (İki tane hem de)

2

Posted by Gülügül | Posted in Hayat-İnsanlar | Posted on 10-09-2010

Sevgili  arkadaşım;

Ülkemizde olanları içine sindiremeyen Türk arkadaşım…

Bir yanım “Durma git !” diyor, büyükçe bir yanım da “Hey, nereye! Pes etmek böyle kolay mı?” diye soruyor.

Dur, gitme bir yerlere. Gidemezsin ki zaten… Ben İzmir’de, senin yanında olduğumu anlatmaya çalışırken ve birçok şeyi senin gibi ben de içime sindiremiyorken senin İstanbul’da veya dünyanın herhangi başka bir yerinde olmanın ne önemi var ki? O yüzden gitmeye çalışma hiç.

Küsme de kimseye bence. Atıp tutanlar, geniş açıyla bakabilselerdi dünyaya böyle konuşmazlardı ki. Bizim görevimiz bu açıyı genişletmek… İşte tam pergelin bir ucundan tutmuş iğneyi kaldırmak üzereyken kalkıp gitmek biraz ayıp olmaz mı?

Hayır ama gerçekten inanması güç. Birileri gerçekten toplumun yozlaşmasına izin veriyor. Birileri gerçekten özgür olmak istemiyor. Birileri alın teri nedir bilmiyor. Birileri son derece marjinal… Birileri ezilmekten hoşlanıyor. Birileri “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyor. Birileri kullanıldıkça mutlu oluyor. Birileri bu ülkeyi sevmiyor.

Sen seviyorsun, biliyorum. :) Ben de seviyorum. Bizim gibi başkaları da seviyor. Bak, bizim taraf da var. Yalnız değilsin. Birlikteyiz biz. Arkandayız.

Tabuları yıkmaya çalıştığın için teşekkür ederim sana … Ülkemizi, vatanımızı, milletimizi, bayrağımızı,Türklüğümüzü sevdiğin için teşekkür ederim. Dünyaya bizi gösterdiğin için teşekkür ederim. Kanmadığın için, öğrendiğin için teşekkür ederim. Unutmadığın için de…

Ama tabii ki seni engelleyecekler. Tabii ki seni çekemeyecekler. Sen üretiyorsun çünkü. Sen aydınsın ve “bana ne” demeyecek kadar duyarlısın. Hak etmiyorsun biliyorum, ama dünyanın döndüğünü de sen biliyorsun. Dünya döner. Yanar döner.

“Durma git!” /“Dur gitme!” diyen iki tarafın var benim gibi. Biliyorum.

Ve yorulduğun için gitmek istediğini de.

Ama kal n’olur. Sensiz olmaz ki.

Sen de gidersen, bir kişi daha eksiğiz.

- —————————————————————————————————————————————————

Ve Sevgili Atam;

Üzülme n’olur.  Aç bilaç dünyaya kafa tutan milletin bunun üstesinden de gelecektir. Bir dahaki mektubumda müjdeyi vermek umuduyla … Müzeyyen Senar senin için söylesin en sevdiğin şarkıyı : Kırmızı Gülün Alı Var!

Unutanlar için 43. Alay 1. Piyade Taburu 1. Bölük, 1917 yılı yemek listesi;

15 Haziran Sabah: Üzüm hoşafı. Öğlen: Yok. Akşam: Yağlı buğday çorbası ve ekmek.

26 Haziran Sabah: Yok. Öğlen: Yok. Akşam: Üzüm hoşafı, ekmek.

18 Temmuz Sabah: Üzüm hoşafı. Öğlen: Yok. Akşam: Yarım tayın ekmek.

8 Ağustos Sabah: Yarım ekmek. Öğlen: Yok. Akşam: Şekersiz üzüm hoşafı, ekmek YOK

Yalancıya Tavsiyeler

5

Posted by Gülügül | Posted in Hayat-İnsanlar | Posted on 07-09-2010

Yalancı insanlara ayrı bir saygı duyuyorum.

Beyinleri süper işliyor bir kere. Senden benden bir adım öndeler. Senin benim yapacağım şeyleri önceden kestiriyor, bununla kalmayıp duruma uygun bir şey buluveriyorlar.

Pes valla. Yetenek gerek…

Saygı duymak da gerek.

Kime, hangi zamanda, neyi söylediğini hatırlamak zorunda olduğundan bir mekanizma geliştirmişler. Ve bir müddet bu algoritmayla gidiyorlar.

Hayır, ama arkadaşım hiç ders almaz mısın? Birinci yalanın ortaya çıktı diyelim, ikinciyi söyledin diyelim, üçüncüde uyuttun beni diyelim, dördüncüde utanmaz mısın? Hadi utanmadın, her yalanın ortaya çıktığında yeni bir yalanla kapatmaya çalışmana ne demeli. Komik oluyorsun dostum. Ailecek gülüyoruz sana!

Gülüyorum dediğime bakma yine de saygı duyuyorum. Çünkü ben kandırılmaya müsaidim. Zannediyorum, dünyada da tek değilim. Senin beynin benden bir adım önde. Tıkır tıkır işliyor maşallah.

Ben saf saf kitap okurken, ne bileyim ne tatlısı yapsam diye düşünürken senin tüm bunlardan geri kalman çok acı gerçekten. Beynin meşgul, n’aparsın! Sen de haklısın.

Bu yazıyı bazı yalancı kimseleri daha uyanık olmaya davet etmek için yazdım. Şöyle ki;

Biraz sudoku falan çözersen eğer beyin jimnastiği olur sana. Böylece bana önceki söylediğini ve bir başkasına daha önce söylediğini yanlış hatırlamazsın. Böylece ben o bir başkasıyla karşılaştığımda senin foyan meydana çıkmaz akıllım. O yüzden biraz bulmaca, sudoku, ne bileyim biraz beyinsel aktivitelere yöneliyoruz. Bir dediğimizi bir daha unutmuyoruz tamam mı?

Bir de karşıdaki insan senden daha geri, bunu kabul ettik. Ama iyice “saf” muamelesi yapmaya çalışınca, olmuyor. Bu yüzden senin bir yalanını yuttu mu karşıdaki, hemen sevinip ikinci yalanı ortaya atıvermek yok. Vallahi komik, billahi komik… İkinci yalanı atıvermek için biraz sabır gerek. Bunun için de sabır geliştirici aktivitelerde bulunmalısın bence. İstanbul’da trafiğe çık falan, toplu taşıma araçlarına bin, baya faydasını görürsün.

Naçizane tavsiyelerimi uygularsan, karakterinde çok olumlu gelişmeler göreceğime inanıyorum. Sudoku çözmeyen ve toplu taşıma araçlarına binmeyen yalancıları koruma derneği kurmak isteyerek, böylelerine biraz şefkat verelim diyorum. Biraz bağrımıza basalım.

Saygılar ey yalancı.

Derinlemesine

3

Posted by Gülügül | Posted in Hayat-İnsanlar | Posted on 03-09-2010

Şöyle bir bırak kendini yaa! Ne olacaksa olsun, ne bitecekse bitsin. Her anını yaşa ki, yaşanmış bir hayatın olsun.

Bir kokla bakalım havayı. Bugün gökyüzüne baktın mı ki ne renkmiş?

“Mavi” dersen inanmam. Hangi mavi olduğunu söyleyecek kadar dikkatli bakacaksın. “Kuş uçuyordu.” dersen hiç kusura bakma aynı frekansta değiliz seninle. Kuşun sevgilisi nerede bekliyordu bunu söylemelisin bana. Kuş hangi şarkıyı söylüyordu, bunu mırıldanmalısın. Kuş ne renkti, onu anlatmalısın.

Peki soruyorum, bugün yolda ne gördün?

“Arabalar, yayalar…” kadar basit bir cevap vermemelisin. Bakmalısın işte derinlemesine. Yorulup da herhangi bir dükkanın taburesine oturmuş yaşlı teyzeyi görmediysen hiç konuşmayalım. Annesini çekiştiren küçük kızın dondurma istediğini anlamadıysan kendini bir kez daha sorgula. Peki arabanın arka camından bakan hav hav?

Yaşamak dedin mi bunu anlıyorum ben. Ayrıntıları göreceksin!

Derinlemesine yaşayacaksın. En derinden.

Çiçek mi gördün, kokla. Mis gibi. Moleküllerine kadar ayrıştırsın beynin, izin ver. Koşuşturup durma oradan oraya. Bulut mu gördün, fal bak. Benzet bir şeye.

Sonra benim sürekli kafamda dönüp dolaştırdığım soruya cevap ara bakalım : İnsan kendini yendiğinde yenmiş mi sayılır, yenilmiş mi?

Cevapları bekliyor, gözlerinizden öpüyorum. :P

Uses wordpress plugins developed by www.wpdevelop.com