Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim, Hayat-İnsanlar | Posted on 20-08-2010
Bu sefer hiçbir şey söylemeden seslerle tarif etmek istedi canım bazı şeyleri. Şu an denemeye başlıyorum. Eğlenceli bir oyun olabilir, uyarıyorum.
Sanki bizi döne dolaştıra bir yere götürmüşler bırakmışlar. Üstelik gözümüz bağlıymış şu an nerede olduğumuzu bilemiyormuşuz gibi olsun. Bakalım kim nerede çıkacak?
Birbirine girmiş karışık sesler… Bulunduğum yerden, ilk önce yakındaki bir yerdeki müzik sesini duydum. Yakındaki ses bile uzaktan geliyordu sanki. Sağdan ve uzaktan… Eski plaklar gibiydi. Uğultu şeklinde kulağıma ulaşan gülüşmeleri, konuşmaları anlayabilmem mümkün değildi. Ara ara şangur şangur tabak bardak sesleri biraz içimi gıcırdatıyordu o kadar.
Biraz daha dinlemeye başladım. Gece mi gündüz mü onu bile bilemiyordum. Sadece havayı dinleyerek gece mi gündüz mü karar verebilir misiniz? Şimdilik herkes kendine saklasın hayalindekini ve biraz daha dinlemeye konsantre olsun.
Aa! Şu yakındaki hışırtı ne olabilir ki? Belki yanımda bir ağaç var ve hava biraz rüzgarlı, belki üst komşu süpürgeyi aldı eline. Henüz kestiremedim. Ama şu ‘fıss’ sesini nerde olsa tanırım.
Derken viraja hızla giden arabalar duydum. ‘Fiyuuv’! Otoyol baya uzakta olmalıydı.
Sesleri dinlerken insan uzaklık yakınlık ilişkisine çok dikkat ediyormuş bunu anladım cidden. Belki gözümüz kapalı olduğu için kendimizi gelecek tehlikelerden koruyoruzdur.
Ama şu yeni duyumsadığım ince ve hatta şeffaf deniz solda mı dersin? İleride de olabilir. Otoyolun da ilersinde belki.
Ve aniden bir hapşırık… Ve bir tane daha… Burası tozlu mu ne?
Toz bir kenara da, seyyar satıcı duydum şu an. Sonu “cieeee” diye biten bir şey satıyor.”Simitcieee” veya “Midyecieee” olabileceği gibi “Bademciee” de olabilir. Her şey olabilir. Herkes bir şey uydursun kafasında.
Şimdilik bu kadar yeter. Bu oyun tutarsa duyarız gene bir şeyler.
Ben nerede olduğumu söyleyeyim. Ben bu satırları bir gece vakti, yanı başımdaki pencereden uzun dut ağacının altındaki bir meyhanede ‘fıss’ diye açılan kolayı hayal ederek yazmaya başladım. Hemen yanında bir yol vardı. Meyhane köşe başındaydı. Yolun öbür tarafı denizdi. Arabadan inen bir gruptaki yaşlı amcanın duta alerjisi vardı. Hapşırıp duruyordu. Ve yeni başlayan yağmura karşı bir çocuk “şemsiyecieeee” diye dolanıyordu etrafta.
Hı ama aynı zamanda, gündüz vakti bir konser alanının yanındaki tozlu harabe bir apartmanın beşinci katında , alttaki bahçeyi ‘fıss’layarak sulayan bir fıskiyenin ilerisinde bir otoyol ve çook uzaklarda bir deniz eşiliğinde akşama konser verecek olan Nev’in provasını dinleyebileceğimi de düşünerek yazdım. Hapşıran bendim.
Nev “Kimseye Etmem Ben Şikayet”i söylüyordu. Seyyar satıcı “Çiçekçieeee” idi.
Haydi herkes uydursun bir şeyler. Bakalım kim kiminle neredeymiş ? Gerçekten merakla bekliyorum. N’olur uydurun bir şeyler.
Hayat uydurunca güzel!



Betimlemeler, anlatım çok çok güzel bütün yazıların gibi bunu da bir çırpıda okudum yüreğine sağlık:))
Teşekkür ederim Yasin!
Böyle yorumlar almak gerçekten çok mutlu ediyor beni.
Senin de yorumlarına sağlık
Aslında hiçde dikkat etmiyoruz annesinden dondurma isteyen çocuga, veya uçan kuşların söylediği şarkılara bunları bize göstermeye çalıştıgın için teşekurler yüreğine sağlık ….