Hayat Uydurunca Güzel!

3

Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim, Hayat-İnsanlar | Posted on 20-08-2010

Bu sefer hiçbir şey söylemeden seslerle tarif etmek istedi canım bazı şeyleri. Şu an denemeye başlıyorum. Eğlenceli bir oyun olabilir, uyarıyorum. :)

Sanki bizi döne dolaştıra bir yere götürmüşler bırakmışlar. Üstelik gözümüz bağlıymış şu an nerede olduğumuzu bilemiyormuşuz gibi olsun. Bakalım kim nerede çıkacak?

Birbirine girmiş karışık sesler… Bulunduğum yerden, ilk önce yakındaki bir yerdeki müzik sesini duydum. Yakındaki ses bile uzaktan geliyordu sanki. Sağdan ve uzaktan… Eski plaklar gibiydi. Uğultu şeklinde kulağıma ulaşan gülüşmeleri, konuşmaları anlayabilmem mümkün değildi. Ara ara şangur şangur tabak bardak sesleri biraz içimi gıcırdatıyordu o kadar.

Biraz daha dinlemeye başladım. Gece mi gündüz mü onu bile bilemiyordum. Sadece havayı dinleyerek gece mi gündüz mü karar verebilir misiniz? Şimdilik herkes kendine saklasın hayalindekini ve biraz daha dinlemeye konsantre olsun.

Aa! Şu yakındaki hışırtı ne olabilir ki? Belki yanımda bir ağaç var ve hava biraz rüzgarlı, belki üst komşu süpürgeyi aldı eline. Henüz kestiremedim. Ama şu ‘fıss’ sesini nerde olsa tanırım.

Derken viraja hızla giden arabalar duydum. ‘Fiyuuv’!  Otoyol baya uzakta olmalıydı.

Sesleri dinlerken insan uzaklık yakınlık ilişkisine çok dikkat ediyormuş bunu anladım cidden. Belki gözümüz kapalı olduğu için kendimizi gelecek tehlikelerden koruyoruzdur.

Ama şu yeni duyumsadığım ince ve hatta şeffaf deniz solda mı dersin? İleride de olabilir. Otoyolun da ilersinde belki.

Ve aniden bir hapşırık… Ve bir tane daha… Burası tozlu mu ne?

Toz bir kenara da, seyyar satıcı duydum şu an. Sonu “cieeee” diye biten bir şey satıyor.”Simitcieee” veya “Midyecieee” olabileceği gibi “Bademciee” de olabilir. Her şey olabilir. Herkes bir şey uydursun kafasında.

Şimdilik bu kadar yeter. Bu oyun tutarsa duyarız gene bir şeyler. :)

Ben nerede olduğumu söyleyeyim. Ben bu satırları bir gece vakti, yanı başımdaki pencereden uzun dut ağacının altındaki bir meyhanede ‘fıss’ diye açılan kolayı hayal ederek yazmaya başladım. Hemen yanında bir yol vardı. Meyhane köşe başındaydı. Yolun öbür tarafı denizdi. Arabadan inen bir gruptaki yaşlı amcanın duta alerjisi vardı. Hapşırıp duruyordu. Ve yeni başlayan yağmura karşı bir çocuk “şemsiyecieeee” diye dolanıyordu etrafta.

Hı ama aynı zamanda, gündüz vakti bir konser alanının yanındaki tozlu harabe bir apartmanın beşinci katında , alttaki bahçeyi ‘fıss’layarak sulayan bir fıskiyenin ilerisinde bir otoyol ve çook uzaklarda bir deniz eşiliğinde akşama konser verecek olan Nev’in provasını dinleyebileceğimi de düşünerek yazdım. Hapşıran bendim. :) Nev “Kimseye Etmem Ben Şikayet”i söylüyordu. Seyyar satıcı “Çiçekçieeee” idi.

Haydi herkes uydursun bir şeyler. Bakalım kim kiminle neredeymiş ? Gerçekten merakla bekliyorum. N’olur uydurun bir şeyler.

Hayat uydurunca güzel!

Müjde!

2

Posted by Gülügül | Posted in Yazmak | Posted on 17-08-2010

Yazı yazmak çok başka bir şey.  Çook!

Yazı yazarken kendimi buluyorum mu desem yoksa kendimi kaybediyorum mu desem karar veremiyorum inan.

Bir anda aklıma bir şey geliyor. Bir anda yazıyorum. Bir anda bitiyor. Her şey bir anda oluyor.

İnanır mısın yazmaya başladığımda ne yazacağımdan haberim olmuyor! Beynimin derinliklerinden geliyor, düşünme birimine uğramadan hoop yazıvermişim, bitmiş bile. Şimdi de öyle oldu. Öyle oluyor.

Yazmak bana kolay. Hem de çok.

Ama bu sefer kendimi engelledim. Takip ediyorsan biliyorsundur gün aşırı yazı yazar, üstelik üşenmeden yayınlardım. Dediğim gibi kendimi engelledim. Yazı yazmak kolay oluyor ama yazı yazmamak çok zor.

Zoru seçtim.

Çünkü bazen biraz geri çekilmek gerek. Düşündüklerim doğru mu karar vermek için biraz uzaktan bakmam gerek. Biraz tarafsız olmak gerek. Kendimin mi yoksa içimdeki susmak bilmeyen kızın mı haklı olduğuna karar vermek gerek.

Biraz dinlenmek gerekti.

Bu kadar dayanabildim. Şimdi yine farkında olmadan bir yazı yazdım. Üstelik yayınlıyorum.

Umarım uzaklaşmak beynimdeki yükü alıp kalbime vermiştir biraz. Bekleyip göreceğiz.

Neyse benden müjde! Yine tepenizdeyim. Sık sık.

Makarnalı Düşüncelerim

0

Posted by Gülügül | Posted in Hayat-İnsanlar | Posted on 07-08-2010

Etiketler:, ,

Daha bir sürü vakit var gibi. Aslında da hiç vakit yok gibi.

Vakit demişken, var mı gerçekten böyle bir şey? Hayır, vaktimin çoğunu vakit var mı, yok mu diye düşünerek geçiriyor olmam gerçekten ironik, hatta komik sadece.

Kendimi bunu düşünmekten alamıyorum.Sanki bunu araştırmak için dünyaya gelmişim. Sanki her şeyi biliyorum da, kendime söyleyemiyorum. Sanki tüm evrenin sırrını çözdüm de, bunu dile getirmem için çeşitli işaretleri fark etmem gerekiyor.

Ya da sadece keçileri kaçırıyorum.

Ya da cevabını bilemeyeceğim soruları kendi kendime sormaktan zevk alıyorum.

Dünya gizemliyken kesinlikle daha güzel. Sen gizemi çözmeye çalışırken o dönüyor sadece. Zaman varmış, yokmuş umrunda değil. Tek merak ettiği Ay’ın onu sevip sevmediği…Çevresinde dönüp durmasından bu anlamı çıkardığı şüphesiz. Ay ve Dünya’nın aşkı da şüphesiz. Bence tabi. :)

Peki ya Güneş’e olan aşkları? Tanıdık tanımadık herkesin güneşe aşık olmasına ne demeli peki? Peki ya güneşin çevresinde dönme diye bir şey olmasaydı, “zaman”ı neyle tanımlarlardı? “Zaman”ı kim takardı…

Gerçekten nedir zaman? Dünya dönmeseydi, Ay yerinde dursaydı, aşk olmasaydı kimin, ne zoru olurdu zamanla?

Kim uydurduysa alacağı olsun, çok fena vaktimi alıyor bu mesele!?

Böyle saçma sapan düşüncelerim oluyor arada. Ben buna bir isim taktım, “makarnalı düşüncelerim”.

Böyle düşünceleri çok kolay pişirebiliyorum. İstediğim kıvamda bırakabiliyorum. Henüz lapa yemedim, kendi yaptıklarım arasından en azından. Sonra istediğim gibi sos da yaparım ben buna. Canım nasıl isterse! Keyif benim, makarna benim.

Tek ihtiyacım olan, 4 öğünlük düşünce için 1 litre kadar kaynamış beyin. :)

Yaklaşık 15 dakika sonra servise hazır.

E afiyet olsun o zaman.

Uses wordpress plugins developed by www.wpdevelop.com