Hayallerimi bir simit süslüyor.
Çok sıcak. Elle tutunca yakacak cinsten değil de, elini ısıtacak cinsten. Hani sanki poşete koysan buhar yapacak kendini yumuşatacak gibi.
Her şey kararında güzel… Kararında bir sevgi, kararında sıcaklık… Fazlası başkalarının olsun. Ben hayata dair atıp tutarken, hayat da bizi atıp tutarken (
) beyin sıcaklığı artsa bile ( bknz. anlam kayması) kendi kendine halletmeli işte. Düşüne düşüne kendine dönmeli. Kendinden tekrar yola çıkmalı, yumuşamalı…
Simit dediğin her öğün yenmeli. Çayla da gitmeli, ayranla da. Yedikçe baymak yerine kan şekerini dengelemeli.
Yaşamak böyle olmalı bence. Her şeye burnunu sokabilmelisin. Her şeyi merak etmelisin. Araştırdığın öğrendiğin şeyler senin beyin ağırlığını artırdığı gibi, bu ağırlıkla bozulacak gibi olan dengeni de düzenlemeli. Her ortama ayak uydurabilmeli… Simit olmak kolay değil. Simitle karşılaşmak hiç değil.
Benim simidim kepekli ve susamsız olmalıdır. Ama bu tercih meselesi tabi! Susamlısı var bunun, susamsızı var. Ay çekirdeklisi var, İstanbul simidi var, gevreği var…
Çeşit çeşit insanlarla çevriliyken etrafımız, birilerine daha yakın hissederiz kendimizi. Kafamız daha bir uyar. Daha akıcı muhabbetler döner. Birbirimizin dediğinden anlarız. Ama dedim ya tercih meselesi, benimki orijinal olmalı, her yerde bulunmamalı. Seçkin pastanelerde falan ancak!
Benim simidim başka anlamlara da girmeli. Can simidi mesela…
Hayat bu, şansına yaşıyoruz. Aniden neyle karşılaşırız bilemeyiz. Can simidi olan insan daha rahat yaşar belki de. Sarılıp sarmalandığını bilir, korunduğunu bilir. Dalgalara daha bir hızla atar kendini belki falan. Belki her şey daha güzel olur bir can simidiyle.
Birilerine can simidi olmanız, kendi can simidinizi bulmanız dileğiyle…
Ha varsa da sıkı sıkı sarılmanız dileğiyle…
Hem de görüşmek üzere! (Bu arada Tom Jones tüm simitlere söylesin! Green Green Grass Of Home)



