Canım Simit İstedi

0

Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim | Posted on 30-07-2010

Hayallerimi bir simit süslüyor.

Çok sıcak. Elle tutunca yakacak cinsten değil de, elini ısıtacak cinsten. Hani sanki poşete koysan buhar yapacak kendini yumuşatacak gibi.

Her şey kararında güzel… Kararında bir sevgi, kararında sıcaklık… Fazlası başkalarının olsun. Ben hayata dair atıp tutarken, hayat da bizi atıp tutarken ( :D ) beyin sıcaklığı artsa bile ( bknz. anlam kayması) kendi kendine halletmeli işte. Düşüne düşüne kendine dönmeli. Kendinden tekrar yola çıkmalı, yumuşamalı…

Simit dediğin her öğün yenmeli. Çayla da gitmeli, ayranla da. Yedikçe baymak yerine kan şekerini dengelemeli.

Yaşamak böyle olmalı bence. Her şeye burnunu sokabilmelisin. Her şeyi merak etmelisin. Araştırdığın öğrendiğin şeyler senin beyin ağırlığını artırdığı gibi, bu ağırlıkla bozulacak gibi olan dengeni de düzenlemeli. Her ortama ayak uydurabilmeli… Simit olmak kolay değil. Simitle karşılaşmak hiç değil. :)

Benim simidim kepekli ve susamsız olmalıdır. Ama bu tercih meselesi tabi! Susamlısı var bunun, susamsızı var. Ay çekirdeklisi var, İstanbul simidi var, gevreği var…

Çeşit çeşit insanlarla çevriliyken etrafımız, birilerine daha yakın hissederiz kendimizi. Kafamız daha bir uyar. Daha akıcı muhabbetler döner. Birbirimizin dediğinden anlarız. Ama dedim ya tercih meselesi, benimki orijinal olmalı, her yerde bulunmamalı. Seçkin pastanelerde falan ancak!

Benim simidim başka anlamlara da girmeli. Can simidi mesela…

Hayat bu, şansına yaşıyoruz. Aniden neyle karşılaşırız bilemeyiz. Can simidi olan insan daha rahat yaşar belki de. Sarılıp sarmalandığını bilir, korunduğunu bilir. Dalgalara daha bir hızla atar kendini belki falan. Belki her şey daha güzel olur bir can simidiyle.

Birilerine can simidi olmanız, kendi can simidinizi bulmanız dileğiyle…

Ha varsa da sıkı sıkı sarılmanız dileğiyle…

Hem de görüşmek üzere! (Bu arada Tom Jones tüm simitlere söylesin! Green Green Grass Of Home)

Doğru Açı

0

Posted by Gülügül | Posted in Hayat-İnsanlar | Posted on 24-07-2010

Arşivi karıştırdım. Bunu buldum. Sanırım kendi blogumda yayınlamamıştım.

Araları uzattığım için affedin n’olur. Çalışmak insanın yaratıcılığını azaltmıyormuş ama yazacak vakit bulamayınca arşivdeki mis gibi yazılarına baktırıp üzüyormuş insanı. KEyifli okumalar o zaman, doğru açıyı bulmanız dileğiyle.

Öptüm!

Herhangi bir üçgen çizimini nedense herhangi bir hayata çok benzetiyorum.



Hangi açıdan bakarsam bakayım bir şeylere uyuyor. Herhangi bir zamanda bir yere konumlandık. Kimse A noktasının yerini önceden bilemedi. B noktasının niye A’nın çevresinde bir yere konulduğunu çözemedi. Niye C, A ve B ile aynı düzlemde yer aldı? Sebepli veya sebepsiz bir düzlemde bir üçgen böyle çizildi.

Her nokta kendine bir amaç edindi. Belki B noktasına ulaşacaktı, belki C kişisini bulacaktı. Ulaşması biraz zor olabilirdi. Nerede olduğu bilinmeyen bir yere ulaşmak zordur. Hangi açıyla yola başlanmalıdır bilinmez. Hayatının başladığı yerden bir nokta; başka noktalarla konuşa konuşa, fikirlerini çatıştıra çatıştıra ilerlemeye başlar.

Bulunulan yerden en iyi tarafa da yönlenilebilir, en kötü tarafa da. Zaman içinde bu açıyla aranır, taranır. A noktası da bu güdüyle arandı tarandı. Yaşam süresi boyunca çok noktalara rastladı. Çok kalabalıklar gördü. Çok olaylar yaşadı. Belki gördüğü yaşadığı olaylardan esinlenerek rotasını birer derece değiştirdi ve amacının doğrusuna erişti.

Hayat bir üçgendi. Diğer noktalara ulaşmak amaçtı. Bazı noktalara ulaşmadan hayat bitmezdi. Bakıldığı zaman dosdoğru bir yol, kolay bulunmuyordu. Tek başına A hiçbir şeydi –veya B veya C-. Bir şeylerin başlangıcı, ama başka noktalar olmadan hiçbir şey. Diğer noktalarla ilişkilendirilmeliydi. Bir düzlemde buluşan noktalar, ilişkilendirildiler.

A’nın üçgeniyse; A hayatında en fazla 2 noktaya isim veriyordu. Diğerleri sadece noktaydı. Ve B’nin üçgeni için aynı durum. Bir saniye! 3 noktanın aynı hayatı paylaştığını fark eden oldu mu? Bazı noktalar birbirleri için karşılıklı amaçtı. Doğruyu çizdiler. 3 nokta da karşılıklı amacına ulaştı mı, işte bir üçgen!

Herhangi bir zaman herhangi bir düzleme karşılık geliyordu. Düzlemde üçgenler de kesişebiliyordu. A’nın üçgeninde sadece bir nokta olan birisi, G’nin üçgenindeki, isimli bir amaç olabilirdi. Sonuçta her nokta önemliydi ama önemli olduğu kesim değişiyordu.

Normal bir hayat kare olamazdı çünkü sabit bir açı gerektirirdi. Oysa kimle nerede karşılaşacağın sabit değildi. Amaca ulaşmak bazen değişik açılar gerektirirdi. Bunun gibi dikdörtgen de olamazdı, başka n-genler de olamazdı.

Normal bir nokta, bir düzlemde yer alırdı ve var olduğu müddetçe geometrik şekillerden sadece üçgenle bir hayatı oluşturabilirdi, doğru açıyı yakalarsa tabi…

Aklımın Ucunda

0

Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim, Hayat-İnsanlar, Kızdıklarım, Zaman | Posted on 18-07-2010

O an elimde kağıt kalem olsaydı bir roman bile yazabilirdim.

Hayır muhteşem bir şey yaşamamıştım, ilginç olan bir şey de yoktu. Sadece sakindi ortalık ve kendime iki dağ arasında bir yeşil vadide yatabilme imkanı tanımıştım. Bir kolumu bir dağa, diğer bacağımı da öbür dağa koyunca pek bir rahat geldi.

Sessizdi. Ben de sessizdim. Kendi kendimle bile konuşmuyordum. Sonunda bıcırık kızı susturabilmiş ve sadece nefes almaya odaklanabilmiştim. Yıllardır bekliyordum bunu.

Her şeyi hissettim bir anda. Her şeyi ama! Hem de sadece bir anda.

Nasıl oldu anlamadım. Anlam vermek istemedim. Sadece yaşadım. Üstelik gözlerim de açıktı, hayal değildi, rüya hiç değildi. Bir gece önceki kabusu saymazsak, rüya görmüyordum bile.

Değişik bir andı. Ama sadece andı. Fiziksel olarak uzun sürmedi, ama bana baya bir uzun gelmişti. Baya.

Servisteydim. Herkes mışıl mışıl uyuyordu. İyi ki o koca yeşil dağları görmüşüm.

Artık her sabah o dağları arıyor gözlerim. Aynı etkiyi yaratmıyorlar bende nedense. O gün ilginçti.

Bir şeyi “sadece” yaşamak çok keyifli. Düşünmeden, konuşmadan… Sadece bilerek, farkında olarak yaşamak. İşte sırf bu nedenle belki de bir deyim keşfettim. “Aklının ucunda yaşamak!”…

Dilimin ucunda der gibi. Kelimeyi bilip de söyleyemiyormuşsun gibi yani. Her şeyin farkındasın ama gerektiği gibi yaşayamıyorsun. Ben aklımın ucunda yaşıyormuşum.

Bunun üstüne çok şey söylenebilir. Hatta bunu fark ettiğin anda bir roman bile yazılabilir. Dedim ya ilk cümlemde… İlginç bir şey yaşamaya gerek yok, muhteşem bir şey olmasına hiç gerek yok. Herhangi bir şeyin farkına varmak insanı afallatıyor.

Ben afallayınca içimdeki konuşkan da afalladı. Birbirimize baktık. Daha anlamlı gözlerle sıradaki şarkıya geçtik. Şu çalıyordu. Sonra mesai başladı. O gün kendimle pek bir şey konuşmadım.

Pudralı Deodorant

0

Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim, Hayat-İnsanlar | Posted on 10-07-2010

Bir süredir kendimi pudralı deodorant gibi hissediyordum.

Kim niye alır hiç anlamam pudralı deodorantları. Ben de yanlışlıkla alıyorum zaten aldığımda. Her neyse, pudralı deodorant olmak kötü bir duygu!

Ben aslında güzel şeyler söylemek isterken, mis gibi siyah bluzları heba ettim gitti. Hayır, ben kendimi normal deodorant zannediyordum oysa. Yanlışlıkla pudralı olduğumu bilmeden bulaşıyordum kıyafetlere. Buna son verdim galiba.

Olumlu şeyler söylemek isterken her şeyi berbat etmeyeceğim. Pişman oldum.

Benim için devir artık el kremi olma devridir!

El kremi düşüncelidir çünkü. Amacı vardır, onu gerçekleştirir. Yumuşatır, tazeler, sakinleştirir. Mis gibi kokusu da cabası.

Ha el kremi demişken, Emel Sayın bu sefer el kremi olmaya karar verenlere söylesin: Ellerim Hep Böyle Boş Mu Kalacaktı? =)

Sevgiler…

YouTube Preview Image

Yazı Tura

0

Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim, Hayat-İnsanlar | Posted on 06-07-2010

Yazı tura atmak gibi iki seçenekli hayatlar…

Siyah-beyaz kadar keskin, doğru-yanlış kadar belirsiz, doğru-yanlış kadar belirli…

Aslına bakarsan, rastgele yaşamak… Trafik ışıklarına bakmadan bodoslama yürümek gibi. Şansına.

Bazen her şey çok güzel, bazen çok feci… Hepimiz yaşıyoruz bunları.

Benim ibrem düzelmeye başladı sanırım. Bu beni mutlu ediyor. Kafam boşalmaya başladı sanki.

Kendimi dinlenmeye aldığımdan yazı da yazamadım. Hiç yapmazdım böyle.

Çok şey birikti de, her gün yazarım artık. Öyle düşünüyorum ama du bakalım! Gene büyük konuşup da, bir ay yazı yazmazmışım falan :P

Bugün uzatmayacağım. Sadece son bir ayın çıkarımı:

1) Boş boş durmak beni bitiriyor.

2) İçten dilek dilemek işe yarıyor.

3) Akşam vakti, deniz dalgalarını dinleyip hayal kurmak beni bu dünyadan alıp, yıldızlara taşıyor.

4) Yüzüklere bayılıyorum. Yeni yüzüğümü henüz takamadım ama çok cici.

5) Sağlıklı beslenmeye başladım.

6) Çikolatalara ölüm! : ))

Bu ara turalar beni buluyor. Ben hep turayı seçerim de. ;) O zaman yeni hayatlarımıza Sertab’ın “kendime yeni bir ben lazım” şarkısı mükemmel olacak! Keyifli dinlemeler…

Uses wordpress plugins developed by www.wpdevelop.com