Zaman Zaman…

0

Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim, Hayat-İnsanlar | Posted on 28-04-2010

Etiketler:, , ,

O kadar yorgunum ki… Her bakımdan.

Yine dayanamadım, yazmazsam çatlayabilirim. Fazla uzatmayacağım.

Az önce zaman öldürüyordum. Facebook’ta videoları izliyordum. Derken derken, yatmadan dur şunu da dinleyeyim dedim. Hay ben nerden dedim onu!

Hayır çok bildiğim bir şarkı değildir. Ama klasiktir işte. Herkes mırıldanabilir.

Zaman zaman…

Her neyse, pek alaka kuramadım sözleriyle benim aramda. Bu şarkıya neden o kadar çekildiğimi de anlayamadım. Sanırım birden büyülendim. (!)

Bu arada, bugün bir şey fark ettim. Karamsar olduğumda daha mutluyum ben. Hem de çok daha mutlu… Beklentilerim düşük ya, en ufacıcık şey beni mutlu ediyor. Kendi içimi yiyip bitirmem dışında, gayet iyiyim.

Sizleri bilmem ama kendime karamsar günler dileyerek, gözlerinizden öpüyorum.

Zaman zaman olur böyle şeyler. =)              {Fikret Kızılok- Zaman Zaman}

İyi seyirler.

YouTube Preview Image

Yaşamak, saçım gibi…

4

Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim | Posted on 25-04-2010

Etiketler:, , ,

Yaşamak, saçım gibi bir şey!

Bazen çok dağınık… İnanılmaz. Hiçbir şekilde düzene girmez. Yaşamak gibi, düzenli yaşayamamak gibi. Düzene sokmak isterken bir şeyleri, inadına bozulur ya. Nedense hayatla inatlaşmak gibi yaşam, saçım gibi.

Niye düzelmezsin, niye toka durmaz bre saç! Her gün taktığım taç, o gün yakışmaz. Arkadan toplasam sanki yoluk yoluk. Topuz yapmak , geçici çözüm. Ama yaşamak, topuz yapılabilen bir şey değil ki! Kestirip kolay pes etmek istemiyorum belki. Uğraşacak mıyım böyle? Kısa saç yakışacak mı sanki? Yakışması önemli mi? Yaşamak dururken bir yanda, kısa saçımın derdine düşmeli miyim?

Bknz. Toplu saç



Yaşamak, saçım gibi gerçekten!

Bazen çok düzgün. Her şey tıkırında. Düzleştirmeme bile gerek yok. Ekstra bir çabaya lüzum yok yani. Sadece doya doya yaşamak, o anın tadını çıkarmak gibi. Ender bir zamandır kendisi. Hiçbir zaman her şey tıkırında değildir, her şeyin tıkırında olduğunu sandığımız zamanlar olabilir ama.

Kendime bakarım, saçlarıma bakarım. Hayatıma sadece bakmak bile mutlu eder bu zamanlarda. Yaşamak güzel şeydir, saçım gibi. Yaşamak sorunsuzdur, yaşamak istediğin şeyle sokulabilir.

Ve saçım, yaşamak gibidir…

Çoğu zaman monotondur. Modeli belli, sınırları bellidir. Ama bazen bir renk beğenirim. Uçuk bir renk! O an için en uygun renk olsa da, hayatımın tekrar monotonlaşacağı bir gerçek. O saçla yapamam ben. Ama gelecek düşünülmeli midir? “An” mı daha önemlidir? Gidip saçımı boyatayım mı yani, bunu soruyorum. =) İşte bu cesarettir bence ve yaşamın ta kendisidir. Demiştim, saçım aynı yaşamak gibi! Cesaret istiyor.

Kırk yılın başı kıvırcık saçlara özenip de saçlarımı sardırırsam anneme, kafamdaki 20 bigudiyle rahatsız bir uyku geçirmek… Tıpkı mutlu olacağın bir değişiklik yaşayacak olsan bile, değişikliğin verdiği rahatsızlık değil de nedir? Ve çok istememe rağmen son 3 aydır saçımı sardırmadığıma ne demeli?

Ben değişikliklere kapalı bir kız mıyım? Yoksa değişikliklerden vazgeçemeyen biri miyim?

Saçım işte. Benimle birlikte. Atsam atamam, satsam satamam. Ben mutlu olunca ortadan kaybolan bir tutam beyaz saçım da var. İlginç bir saç.

Yaşamak gibi ilginç. Saçın düzgünse ne kadar rahatsan ya da saçın bozuksa ne kadar rahatsızsan…

Benim yaşam birimim saçımdır.

Saçım bazen toplu, bazen salık, bazen dağınık, bazen kıvır kıvır, bazen de topuzdur.

Tek fark, yaşamak topuz yapılabilen bir şey değildir. Bknz. topuz. =)

Ama hayat, benimle inatlaşma, seni topuz yapmasını da bilirim… (Ray benli artist smiley)

Bugün Minik Bir Konuğum Vaar! Çünkü 23 Nisaan…

2

Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim, Misafircilik, Önemli Günler | Posted on 23-04-2010

Etiketler:, , , , , , ,

Bir varmış bir yokmuş. Günlerden bir gün sarışın bir çocuk, kocamaaan bir güneşe dönüşüvermiş. Kahramanlık öykülerinden çıkıp da benim masalıma girmiş. Ülkesi için yapmayacağı fedakarlık, girmeyeceği savaş yokmuş. Herkes onu çok sever, onu bir kerecik görebilmek için neler vermezmiş. Emrindeki askerler, fakir ülkenin cesur gençleri, bir parça ekmek bulamadan savaşırmış. Çünkü bu güneşe çok güvenirlermiş. Ona inanırlarmış.

Az gitmişler, uz gitmişler, her türlü felaketin üstünden zaferle çıkmayı bilmişler. Koskocaman bir milleti tekrar ayağa kaldırmışlar. Hem de çok güçlü bir şekilde. Ulusal egemenliğe sahip olarak!

Millet öyle bir sevinmiş, öyle mutlu olmuş ki. Zaten çok sevdiği güneşlerini, daha da göklere çıkarmışlar. Çünkü değer verildiklerini hissetmişler. İyi ki de güvenmişler. O günü kutlamaya karar vermişler. Herkes çocuklar kadar mutluymuş, çocukların da bu günü unutmamaları gerekmiş. Güneş, bu bayramı çocuk bayramı olarak ilan etmeye karar vermiş. O gün çocuklar büyük, büyükler çocuk olurlarmış.

Masalıma biraz ara vereceğim. Bu arada bir de resim çizmeye karar verdim. Bu bayram ben de çocuk olayım dedim.

Önce sayfamın tam da orta yerine kocaman bir güneş çizmeyi uygun buluyorum. Sarı olmalı. Işınları büyüklü küçüklü yer yüzüne ulaşmalı. Bir bahar havasını yansıtmalı.

Sonra pastel boyalarıma bakıyorum. Mmm, yeşili beğendim. Bu yeşilden bir çocuk çizeceğim. Kağıdımın biraz soluna doğru dursun. Çünkü 2 kişiyi daha çizmek istiyorum. Yuvarlak bir kafa çizdim. Eveet, bir uzun çizgi bedeni olsun, kolları ve bacakları da tamam. Suratına gözleri temsilen 2 nokta ve gülen bir ağız çiziyorum. Mutlu bir çocuk olmalı bu. Aa, hatta bunun adı Mete! Belki de Mete benim, emin değilim.

Bir renk daha alayım. Şimdi Pınar’ı çizmeliyim. Pınar benden daha küçük. Ve kız olduğundan ona pembeyi yakıştırıyorum. O da resim çizmiş. Elinde kağıdını tutuyor. Benim resmim bitsin, onunkine de bakacağım. Pınar gerçekten çok güzel. =) Saçları da düz. Onları da çizdim.

Şimdi çocuklardan birini değil, büyüklerden birini çizeceğim. Güneş gibi sarı o da. Onu fikirlerini benimsemiş olmalı. Saçları dalgalı. O da gülüyor.

Resmimi bitirdim. Resmimin güzel olmasına özellikle dikkat ettim, çünkü bunu 23 Nisan için çiziyorum. Tohum Otizm Vakfı’na üyeyiz. Oraya yollayacağım. Anneme, babama, öğretmenime gösterdim, onlar da çok beğendiler.

Ben de çok beğendim! Resmin büyüğüne, *buraya basarak* ulaşabilirsiniz.

Kadere inanır mısınız bilmem. Ben inanırım, hem kadere, hem de kaderi bizim çizdiğimize…

Resim gibi! Boyalarla…

Kendi çizdiğimiz şeyi, değiştirebiliriz de pekala! Mükemmel bir şey olmasa da, her geçen gün, bir öncekinden daha güzel bir şeyler çizebiliriz. Geleceği resmedebiliriz belki.

Bugün bir minikle kesişti yolum. Kim olduğunu, adını, kaç yaşında olduğunu bilmiyorum. Hayallerini bilmiyorum. Kendisini görmedim. Bir projede birleşiverdik. “23 Nisan’da bu blog benim!” projenin adı. Daha çok çocuğun sesini daha çok yollardan nasıl duyurabiliriz demişler, çok da iyi etmişler. Buna dahil olmaktan çok mutluyum. İşte yukarıdaki resim de ona ait. Benim köşemi şenlendirdi bugün.

Ona çok teşekkür ediyorum.

Bu projeyi yapanlara ve destek veren Tohum Otizm Vakfına ve Unicef’e de teşekkür ediyorum. İyi ki düşünmüşsünüz de burada buluşmuşuz.

Ve tabii ki her şeyden önce masal kahramanım, güneşim, yolum olan Atam’a sonsuz saygılarımı iletiyorum. İyi ki bu topraklarda doğmuşsun sevgili güneşimiz!

23 Nisan hepimize kutlu olsun. Ulusal Egemenliğimiz ve Çocuklarımızın Bayramı kutlu olsun!

Nice 23 Nisan’lara, hep birlikte.

Haydi o zaman eğlenelim. Ben kendi kendime şarkı söyledim ve kaydettim mesela bu 23 Nisan’da. Bunu dinledikten sonra yeterince güleceksiniz eminim. =)=)

Her şeyi göze aldım, Çocuk Bayramı’na sığındım çocuk oldum. Buyrun buradan efendim, sevgili Nil Karaibrahimgil’in şarkısı çalarken, ben de üstünde saçmalıyorum biraz.

İyi dinlemeler!

nil gül ben aptal mıyım !

Kim Benimle Oyun Oynamak İstiyor?

2

Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim, Hayat-İnsanlar, Küçüklüğüm | Posted on 20-04-2010

Etiketler:

Doğum günlerinde az mı oynadık müzikli sandalye kapmaca?

Hani müzik çalarken, yuvarlak dizilmiş sandalyelerin etrafında yürürdük. Müzik kesildiğinde en yakın sandalyeye oturmak lazımdı. Yoksa elenirdik.

O tedirginlik var ya, her an müzik kesilebilecekmiş gibi, senin bir yer kapman gerek gibi, kapamazsan oyundan atılman gibi. Bu tedirginlik var üzerimde. Müzik kesilmesin, dans etmeye devam edeyim. Ama keyifli dans edemiyorum ki! Sandalyelere odaklanmam lazım. Konsantrasyon biraz kaykılmış durumda.

Bir yere doğru yürüyorum ama, doğru  mu bilmiyorum. Bunun için sıcak- soğuk oyunu oynamak istiyorum!

Sıcak-soğuk oyunu oynardık… Kimler hatırladı?

Hani bir eşya saklanırdı ev içinde bir yere. Senin gözünü bağlarlardı. Eşyayı arardın. Yaklaştıkça “Sıcaaak!” diye bağırırlardı, uzaklaştıkça “Soğuukk!”…

Gözlerim kapalı, kendimi arıyorum içimdeki odalarda. Doğru tarafa mı yönleniyorum bilmiyorum. Birisinin bağırmasına ihtiyacım var. Tamam bağırması şart değil, kulağıma fısıldasa da olur. Sadece kopya versinler.

Sıcak mı? Soğuk mu? Bir karar verebilsem…

Bunun için benim kelimelerimin birisi tarafından tamamlanması gerek. Son hecemden beni başka diyarlara götürecek birisine ihtiyacım var.

Böyle de bir oyun vardı. Reklam dediğinde, lambanın gelmesi gerekirdi.

Sanırım canım çocuk olmak istiyor. Biraz müzikli sandalye kapmaca, biraz sıcak-soğuk oyunu, biraz da kelime tamamlamaca beni kendime getirecek üçlü.

Şimdi tek bir eksiğim daha var. Kim benimle oyun oynamak istiyor?

Resimdeki benim küçüklüğümm. Gerçekten!

Gerçeklik? O da bir masala gizlenmiştir umarım.

0

Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim, Kızdıklarım | Posted on 17-04-2010

İpin ucunu kaçırdım gene. Tutabilene aşk olsun…

Bu ben miyim? Tanıyamıyorum kendimi bazen, gerçekten.

Her zaman,”İçinden geldiği gibi davran!” diye şurda burada ahkam kesmek kolaydı tabi. Büyük konuşmamak da gerekirdi. Kendi tuzağıma düştüm.

Zaman geçiyor diye üzülürken, zaman geçmiyor diye sıkılmaya başladım. Çare bulamadım. Uzun cümlelerim vardı. Kısaldı sanki. Umutlarım vardı. Vardı bir şeyler işte.

Neden yok oldular? Niye onlara zarar verdim. Ben mi zarar verdim? Ne yaptım ben. Soru sormaktan sıkıldım. Sanırım derdimi anlatamamaktan da sıkıldım. Beni anlamamalarından da sıkıldım.

Ben gerçekten anlaşılmaz biri miyim? Bazen saçmalamak hoşuma gidiyor. Bunu inkar etmiyorum. Ama hayat da saçmalamıyor mu çoğu zaman?

Hayatın puan sistemi saçma değil mi? Puan toplamak bazı şeyleri yaşamaya yetmiyor. Haksızlık değil mi? Puan toplamak gerektiğini kim söyledi ki? Önce kim inandı? Kim uyguladı ilk bunu? Kim memnun oldu, kim olmadı? Kim neyi hak ettiği gibi yaşadı sanki? Ama hep tersine inanmışım garip bir şekilde. Masallar daha inandırıcı olmuş “gerçek”ten. Gerçeklik? O da bir masala gizlenmiştir umarım.

Umarım bir gün birisi o masalı okur bana, buna ihtiyacım var.

Birisi beni kendime getirsin lütfen. Hiç olmadı doğa yapsın bunu. Rüzgar suratıma çarpsın, dalgalar ıslatsın, ayakkabım bir göle girsin. Tek istediğim, beni kendime getirsin.

Puan sisteminden şurada da bahsetmiştim. Okumak istersen, seni oraya alalım.

Oraya almadan, Clayhill- Please please please let me get i want senin için gelsin.

BÖ!

3

Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim, Önemli Günler, Yazmak | Posted on 12-04-2010

Etiketler:, ,

BÖ!

Korktun mu?! Korkma ya. Onun için demedim.

Ben çok kullanırım zaten bö’yü. İkide bir ”bö!“diyorum, yakın çevrem alıştı artık.

Ama bu sefer deme sebebim başka. BÖ derken, Blog Ödüllerinden bahsediyorum!

Birinci yılımı henüz kutlamışken, bir gün nette BÖ! diye bi şey gördüm. Blogumun adresini yolladım. Geçen gün posta kutuma gelen bir nota göre, evet Kişisel kategorisinde yarışmaya kabul edilmişim.

Şimdi yazılarıma bir göz gezdiriverin.

Eminim okumaya devam edeceksiniz.

Hoşunuza mı gitti?

http://kisisel.altinklavye.com/ buraya tıklayın. Ben de mutlu olayım, siz de!

Altın Klavye Blog Ödüllerinde bir oycuk bir oycuktur.

Uses wordpress plugins developed by www.wpdevelop.com