Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim, Hayat-İnsanlar, Kızdıklarım | Posted on 28-11-2009
Etiketler:ayrı tellerden çalmak, beste, beyin hücreleri, doku, doku uyuşmazlığı, hücre, insanlar, kalp hücreleri
Her hücremiz bir notaymış. Dokularımız, müzik defterindeki bir satır olsa diye düşünmüş (adını hatırlayamadım
, aramaya da üşendim, bunu dediğim için de çok utandım !), “biz bir beste olmaz mıyız ?” diye sormuş kendine.
Küçükken, birbirinden farklı bestelerin yaratılmasına inanamazdım. Şimdi fark ediyorum ki, hepimiz en güzelinden birer besteyiz, üstelik birbirimizden farklıyız.
Bunu düşününce şaşırmış, yıllardır çözülmemiş bir problemi çözmüş gibi heyecanlanmış. Sonra bu kadar heyecanlanacak ne var diye düşünmüş. Zaten kendi kendine konuşmasını, bir başkasıymış gibi, şakacıktan, sırayla yazıyormuş yazısında.
Beyin hücrelerimin beğendiği şarkılar da var, kalp hücrelerimin beğendiği de. Neresi beğeniyorsa orası aktifleşiyor. Bazen bacak hücrelerim de beğeniyor mesela, o zaman dans ediyorum işte. Bu beğenme nasıl oluyor biliyor musun? Notalar tutuyor. Üstelik dokular uyuşuyor.
Dokuların uyuşması deyince, dokuların uyuşmaması halini düşünmüş. Varmış böyle bir şey! Hiç hoşuna gitmeyen şarkılar da oluyormuş çünkü. Duyar duymaz kapatası gelen müzikler de varmış piyasada. Ama bu müziklerle dokuları tutan insanlar da. Anlamış ki dünyadaki herkesi aynı şeyle memnun etmek mümkün değilmiş.
Bir kulak kabartsam ne güzel şeyler duyuyorum öyle. Yeryüzünde ne değişik besteler var! İnanasım gelmiyor yani. Bir istatistik yapılsa, herkesin notaları eşleştirilse; kiminin beyninin hücreleri, kiminin kalbininkilerle örtüşüyor ama biri beyinde biri kalpte hissediliyor diye uyuşmazlık oluyor gibi bir sonuç çıkarabilir miyiz ki?
Değişik besteleri duydukça, bazı çıkarımlar yapmaya çalışmış. “Başka bir bestenin daha girişinden uyuşmazlık belli olabilir mi?” bunu denemek istemiş. Yavaş yavaş başarmaya başlamış. Gerçekten de yeni dinlemeye başladığı bestelerin neredeyse bir sonraki notasını bilir olmuş. Çok dinlemiş, çok öğrenmiş. Üstelik geçmiş notalarını bildiği bir beste için de aşağı yukarı sonraki notaları tahmin etmeye başlamış. Bazen, doku uyuşmazlığını gördüğü halde, yine de sonraki notada değişecek umudu barındırırmış. İşte takıldığı, hata yaptığı nokta buymuş!
Ne kadar çok şey dinlesem de, her zaman yenilerini de dinlemek istiyorum. Üstelik biliyorum ki, dinledikçe insanın bir tarzı oluşuyor. Birbiriyle yakın durması gereken notalar belirleniyor. Zaman içinde, kendi bestemi yaratacağımı hissediyorum. Bu besteyi dinlemek istiyorum. Merak ediyorum.

Bir şeyleri dinlemiş olmanın hiçbir zaman yetmeyeceği gerçeğiyle karşılaşmış. Her zaman bir başkalarını da duymak istemiş. Öğrenmiş ki tamamen uyuşan doku yok. “O zaman en yüksek oranda tutanı bulurum.” demiş. Besteler çok önemliymiş, bunu hissetmiş.
Evet, besteler önemlidir bunu hissettim. Her hücrem bir nota, kendim bir besteyim. Başkalarının her bir hücresi bir nota ve kendileri beste olduğu gibi. Önemliyiz sonuçta. Değer bilmeliyiz. Ben değerliyim derken, bunu herkesin kendisi için söyleyebileceğini düşünmekten ve dolayısı ile herkesin değerli olduğu sonucunu çıkarmaktan aciz miyiz? Bu sonucu çıkardıysak ve davranışlarımız bunu yansıtmıyorsa, tamamen ayrı tellerden çaldığımızı fark etmek bu kadar güç müdür?
Düşünmüş, taşınmış. Her beste dinlemeye değermiş. Her bestenin dinlenilen bir çevresi varmış. Her beste bir bölgede popülermiş. Kimi bölgeler örtüşse de, kimi tamamen farklıymış. Koskoca bir müzik defterinde, bir yerinde yan yana bulunan do ve sol için hayaller kurmaya değmezmiş.
Az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş. ( Bu başta yazılmayacak mıydı yahu
) Ta başından gidişatını anladığı besteleri, sonuna kadar dinleyip de kendini sıkmayacakmış. Böyle bir karar almış. Umut etmek her zaman güzel değilmiş.
(Dip Not: Bir geceliğim var, üstünde notalar var. Çalınsa nasıl bir şey ortaya çıkacak çok merak ediyorum. Sanki bilinçaltımda o müzik çalacakmış gibi geceleri …
Ordan buralara geldim, hay Allah !
)







