Posted by Gülügül | Posted in Hayat-İnsanlar, Zaman | Posted on 30-06-2009
Etiketler:hız, saat, Zaman
Haziran bitmeden, Temmuz başlamadan bir saat önce yazmaya başladım bu satırları. Bu seferki değişik bir yazı olsun ! Söyleyeceğimi direk söyleyeyim, bir şeyleri bir şeylere benzetmeyeyim istiyorum bu defa. Hiçbir şey, hiçbir şeye benzemez ki zaten.
Günler geçiyor. Her gün, diğerinin üzerinden atlıyor. Bir yere gidiyor işte. Herhangi bir yer, önemi var mı neresi olduğunun? Herhangi bir yerde, 24 saatliğine bir başka hayat olacak belki. Bilmem ki, bu onun kararı. Artık benim günüm olmaktan çıkmış.
Saatler, günlerden daha hızlı geçiyor kuşkusuz. Bence saatler birbirlerini ittirerek ilerliyorlar. “Çekilsene arkadaşım, sen bittin, artık benim zamanım! Uzaklaş buradan !”, bu bir saatin, son dakikalarında duyduğu son cümle olabilir bence. Saatlerin biraz kıskanç ve aceleci olduğunu düşünmüyor değilim. Sanki 24 tanesi birden bir güne sığmayacaklarmış gibi acele ediyorlar. Sanki en güzel anını, illa o saatin içinde yaşaman gerekirmiş gibi , diğer saatin içinde yaşarsan kıskanacakmış gibi. Senin için ilerlerken, seni unutmuş gibi… Senin için var olurken, seni umursamazmış gibi… Kendi içinde bir başka mücadeleye girmiş gibi.
Dakikalara ne demeli? Dakikalar benden saklanıyorlar, buna eminim. Hiçbir zaman ilerlediklerine şahit olamıyorum. Saatime bakıyorum şimdi, yelkovanın üstünde gözüm, dakika ilerliyor ama yelkovan sabit sanki. Bir dakika, bir dakika fark edilmiyor ama; 10 dakika geçtiği gayet belli oluyor.
Saniyelere bakılırsa, kelebek etkisi diye buna derim
Vikipedi Teyze’ye göre, “Kelebek etkisi, bir sistemin başlangıç verilerindeki küçük değişikliklerin büyük ve öngörülemez sonuçlar doğurabilmesine verilen addır.”. Zamanda minicik bir yer, kiminin hayatını mahveder, kimini göklere çıkarır. Küçük bir değişikliktir ama, sonucu çok büyük olur ve öngöremezsin ! Hayat saniyelerden ibarettir o zaman.

Daha küçük zamanlar, kelebek etkisi oluşturmaya daha yakındırlar belki. Saliseler kusuruma bakmasınlar, onlara bakarken başım dönüyor. Sizi seyredemiyorum sevgili saliseler ! Şimdi kızsam mı sevsem mi bilemedim sizi. Aslında zamanın nasıl ilerleyeceğini saf bir şekilde izlemek ne kötü! İzleyememek güzelmiş. “Sen illa bakıcam diyorsan, bende de öyle bir inat var ki baktırmam işte! ” diyor bana. İyi de diyor.
Şimdi bir ironi yapayım bari .
. Saliseler ve daha küçük zaman dilimleri haricindekiler beni sevmiyorlar, çünkü çok hızlı ilerliyorlar. Bunu demekle, bir günün bir saliseden daha hızlı geçtiğini savunmuş oluyorum. Sonuna kadar da arkasındayım dediğimin. Böyle tezat görülmemiş!
Geçen gün eski yazı defterime baktım da, çook eskiden, yaklaşık bir 10 yıl önce, şöyle bir şey yazmışım: ” 10 dan geriye sayarken günleri, kendimi kaç 10 gün geçti diye sayarken buldum.” Ben bunu geçirdiğim 10 yıllık tecrübeye bağlı olarak, kendimi kaç 10 yıl geçti diye sayarken buldum diye değiştirebilirim galiba. Cevabı 1 olsa da, 2 olmaya da yakındır.
Biraz daha zaman geçti, bunu yazarken, bu okunurken. Rahatsızım ben. Geçmesinler. Dur diyeyim dursunlar. Günler atlamasın, dakikalar birbirini ittirmesin, kelebek etkisi yokmuş gibi olsun. Herkesin istediği zamanda, öylece kalabilsin. Biraz da zamanını zaman durmuşken geçirsin. Mola bittikten sonra, kum saatini yine çevirsin. Ya da bir anlaşma yapalım, günler saliselerden daha hızlı geçmesin!







