Derinlemesine

1

Posted by Gülügül | Posted in Hayat-İnsanlar | Posted on 03-09-2010

Şöyle bir bırak kendini yaa! Ne olacaksa olsun, ne bitecekse bitsin. Her anını yaşa ki, yaşanmış bir hayatın olsun.

Bir kokla bakalım havayı. Bugün gökyüzüne baktın mı ki ne renkmiş?

“Mavi” dersen inanmam. Hangi mavi olduğunu söyleyecek kadar dikkatli bakacaksın. “Kuş uçuyordu.” dersen hiç kusura bakma aynı frekansta değiliz seninle. Kuşun sevgilisi nerede bekliyordu bunu söylemelisin bana. Kuş hangi şarkıyı söylüyordu, bunu mırıldanmalısın. Kuş ne renkti, onu anlatmalısın.

Peki soruyorum, bugün yolda ne gördün?

“Arabalar, yayalar…” kadar basit bir cevap vermemelisin. Bakmalısın işte derinlemesine. Yorulup da herhangi bir dükkanın taburesine oturmuş yaşlı teyzeyi görmediysen hiç konuşmayalım. Annesini çekiştiren küçük kızın dondurma istediğini anlamadıysan kendini bir kez daha sorgula. Peki arabanın arka camından bakan hav hav?

Yaşamak dedin mi bunu anlıyorum ben. Ayrıntıları göreceksin!

Derinlemesine yaşayacaksın. En derinden.

Çiçek mi gördün, kokla. Mis gibi. Moleküllerine kadar ayrıştırsın beynin, izin ver. Koşuşturup durma oradan oraya. Bulut mu gördün, fal bak. Benzet bir şeye.

Sonra benim sürekli kafamda dönüp dolaştırdığım soruya cevap ara bakalım : İnsan kendini yendiğinde yenmiş mi sayılır, yenilmiş mi?

Cevapları bekliyor, gözlerinizden öpüyorum. :P

Nasıl buldun yazımı?
Süp süp süpppeeerrr. (10) İlginçti beğendim. (0) Eh idare eder. (0) Böğ çok sıkıcı (0)

Hayat Uydurunca Güzel!

2

Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim, Hayat-İnsanlar | Posted on 20-08-2010

Bu sefer hiçbir şey söylemeden seslerle tarif etmek istedi canım bazı şeyleri. Şu an denemeye başlıyorum. Eğlenceli bir oyun olabilir, uyarıyorum. :)

Sanki bizi döne dolaştıra bir yere götürmüşler bırakmışlar. Üstelik gözümüz bağlıymış şu an nerede olduğumuzu bilemiyormuşuz gibi olsun. Bakalım kim nerede çıkacak?

Birbirine girmiş karışık sesler… Bulunduğum yerden, ilk önce yakındaki bir yerdeki müzik sesini duydum. Yakındaki ses bile uzaktan geliyordu sanki. Sağdan ve uzaktan… Eski plaklar gibiydi. Uğultu şeklinde kulağıma ulaşan gülüşmeleri, konuşmaları anlayabilmem mümkün değildi. Ara ara şangur şangur tabak bardak sesleri biraz içimi gıcırdatıyordu o kadar.

Biraz daha dinlemeye başladım. Gece mi gündüz mü onu bile bilemiyordum. Sadece havayı dinleyerek gece mi gündüz mü karar verebilir misiniz? Şimdilik herkes kendine saklasın hayalindekini ve biraz daha dinlemeye konsantre olsun.

Aa! Şu yakındaki hışırtı ne olabilir ki? Belki yanımda bir ağaç var ve hava biraz rüzgarlı, belki üst komşu süpürgeyi aldı eline. Henüz kestiremedim. Ama şu ‘fıss’ sesini nerde olsa tanırım.

Derken viraja hızla giden arabalar duydum. ‘Fiyuuv’!  Otoyol baya uzakta olmalıydı.

Sesleri dinlerken insan uzaklık yakınlık ilişkisine çok dikkat ediyormuş bunu anladım cidden. Belki gözümüz kapalı olduğu için kendimizi gelecek tehlikelerden koruyoruzdur.

Ama şu yeni duyumsadığım ince ve hatta şeffaf deniz solda mı dersin? İleride de olabilir. Otoyolun da ilersinde belki.

Ve aniden bir hapşırık… Ve bir tane daha… Burası tozlu mu ne?

Toz bir kenara da, seyyar satıcı duydum şu an. Sonu “cieeee” diye biten bir şey satıyor.”Simitcieee” veya “Midyecieee” olabileceği gibi “Bademciee” de olabilir. Her şey olabilir. Herkes bir şey uydursun kafasında.

Şimdilik bu kadar yeter. Bu oyun tutarsa duyarız gene bir şeyler. :)

Ben nerede olduğumu söyleyeyim. Ben bu satırları bir gece vakti, yanı başımdaki pencereden uzun dut ağacının altındaki bir meyhanede ‘fıss’ diye açılan kolayı hayal ederek yazmaya başladım. Hemen yanında bir yol vardı. Meyhane köşe başındaydı. Yolun öbür tarafı denizdi. Arabadan inen bir gruptaki yaşlı amcanın duta alerjisi vardı. Hapşırıp duruyordu. Ve yeni başlayan yağmura karşı bir çocuk “şemsiyecieeee” diye dolanıyordu etrafta.

Hı ama aynı zamanda, gündüz vakti bir konser alanının yanındaki tozlu harabe bir apartmanın beşinci katında , alttaki bahçeyi ‘fıss’layarak sulayan bir fıskiyenin ilerisinde bir otoyol ve çook uzaklarda bir deniz eşiliğinde akşama konser verecek olan Nev’in provasını dinleyebileceğimi de düşünerek yazdım. Hapşıran bendim. :) Nev “Kimseye Etmem Ben Şikayet”i söylüyordu. Seyyar satıcı “Çiçekçieeee” idi.

Haydi herkes uydursun bir şeyler. Bakalım kim kiminle neredeymiş ? Gerçekten merakla bekliyorum. N’olur uydurun bir şeyler.

Hayat uydurunca güzel!

Nasıl buldun yazımı?
Süp süp süpppeeerrr. (13) İlginçti beğendim. (6) Eh idare eder. (0) Böğ çok sıkıcı (0)

Müjde!

2

Posted by Gülügül | Posted in Yazmak | Posted on 17-08-2010

Yazı yazmak çok başka bir şey.  Çook!

Yazı yazarken kendimi buluyorum mu desem yoksa kendimi kaybediyorum mu desem karar veremiyorum inan.

Bir anda aklıma bir şey geliyor. Bir anda yazıyorum. Bir anda bitiyor. Her şey bir anda oluyor.

İnanır mısın yazmaya başladığımda ne yazacağımdan haberim olmuyor! Beynimin derinliklerinden geliyor, düşünme birimine uğramadan hoop yazıvermişim, bitmiş bile. Şimdi de öyle oldu. Öyle oluyor.

Yazmak bana kolay. Hem de çok.

Ama bu sefer kendimi engelledim. Takip ediyorsan biliyorsundur gün aşırı yazı yazar, üstelik üşenmeden yayınlardım. Dediğim gibi kendimi engelledim. Yazı yazmak kolay oluyor ama yazı yazmamak çok zor.

Zoru seçtim.

Çünkü bazen biraz geri çekilmek gerek. Düşündüklerim doğru mu karar vermek için biraz uzaktan bakmam gerek. Biraz tarafsız olmak gerek. Kendimin mi yoksa içimdeki susmak bilmeyen kızın mı haklı olduğuna karar vermek gerek.

Biraz dinlenmek gerekti.

Bu kadar dayanabildim. Şimdi yine farkında olmadan bir yazı yazdım. Üstelik yayınlıyorum.

Umarım uzaklaşmak beynimdeki yükü alıp kalbime vermiştir biraz. Bekleyip göreceğiz.

Neyse benden müjde! Yine tepenizdeyim. Sık sık.

Nasıl buldun yazımı?
Süp süp süpppeeerrr. (8) İlginçti beğendim. (3) Eh idare eder. (0) Böğ çok sıkıcı (0)

Makarnalı Düşüncelerim

0

Posted by Gülügül | Posted in Hayat-İnsanlar | Posted on 07-08-2010

Etiketler:, ,

Daha bir sürü vakit var gibi. Aslında da hiç vakit yok gibi.

Vakit demişken, var mı gerçekten böyle bir şey? Hayır, vaktimin çoğunu vakit var mı, yok mu diye düşünerek geçiriyor olmam gerçekten ironik, hatta komik sadece.

Kendimi bunu düşünmekten alamıyorum.Sanki bunu araştırmak için dünyaya gelmişim. Sanki her şeyi biliyorum da, kendime söyleyemiyorum. Sanki tüm evrenin sırrını çözdüm de, bunu dile getirmem için çeşitli işaretleri fark etmem gerekiyor.

Ya da sadece keçileri kaçırıyorum.

Ya da cevabını bilemeyeceğim soruları kendi kendime sormaktan zevk alıyorum.

Dünya gizemliyken kesinlikle daha güzel. Sen gizemi çözmeye çalışırken o dönüyor sadece. Zaman varmış, yokmuş umrunda değil. Tek merak ettiği Ay’ın onu sevip sevmediği…Çevresinde dönüp durmasından bu anlamı çıkardığı şüphesiz. Ay ve Dünya’nın aşkı da şüphesiz. Bence tabi. :)

Peki ya Güneş’e olan aşkları? Tanıdık tanımadık herkesin güneşe aşık olmasına ne demeli peki? Peki ya güneşin çevresinde dönme diye bir şey olmasaydı, “zaman”ı neyle tanımlarlardı? “Zaman”ı kim takardı…

Gerçekten nedir zaman? Dünya dönmeseydi, Ay yerinde dursaydı, aşk olmasaydı kimin, ne zoru olurdu zamanla?

Kim uydurduysa alacağı olsun, çok fena vaktimi alıyor bu mesele!?

Böyle saçma sapan düşüncelerim oluyor arada. Ben buna bir isim taktım, “makarnalı düşüncelerim”.

Böyle düşünceleri çok kolay pişirebiliyorum. İstediğim kıvamda bırakabiliyorum. Henüz lapa yemedim, kendi yaptıklarım arasından en azından. Sonra istediğim gibi sos da yaparım ben buna. Canım nasıl isterse! Keyif benim, makarna benim.

Tek ihtiyacım olan, 4 öğünlük düşünce için 1 litre kadar kaynamış beyin. :)

Yaklaşık 15 dakika sonra servise hazır.

E afiyet olsun o zaman.

Nasıl buldun yazımı?
Süp süp süpppeeerrr. (12) İlginçti beğendim. (3) Eh idare eder. (0) Böğ çok sıkıcı (0)

Canım Simit İstedi

0

Posted by Gülügül | Posted in Hayallerim-İsteklerim | Posted on 30-07-2010

Hayallerimi bir simit süslüyor.

Çok sıcak. Elle tutunca yakacak cinsten değil de, elini ısıtacak cinsten. Hani sanki poşete koysan buhar yapacak kendini yumuşatacak gibi.

Her şey kararında güzel… Kararında bir sevgi, kararında sıcaklık… Fazlası başkalarının olsun. Ben hayata dair atıp tutarken, hayat da bizi atıp tutarken ( :D ) beyin sıcaklığı artsa bile ( bknz. anlam kayması) kendi kendine halletmeli işte. Düşüne düşüne kendine dönmeli. Kendinden tekrar yola çıkmalı, yumuşamalı…

Simit dediğin her öğün yenmeli. Çayla da gitmeli, ayranla da. Yedikçe baymak yerine kan şekerini dengelemeli.

Yaşamak böyle olmalı bence. Her şeye burnunu sokabilmelisin. Her şeyi merak etmelisin. Araştırdığın öğrendiğin şeyler senin beyin ağırlığını artırdığı gibi, bu ağırlıkla bozulacak gibi olan dengeni de düzenlemeli. Her ortama ayak uydurabilmeli… Simit olmak kolay değil. Simitle karşılaşmak hiç değil. :)

Benim simidim kepekli ve susamsız olmalıdır. Ama bu tercih meselesi tabi! Susamlısı var bunun, susamsızı var. Ay çekirdeklisi var, İstanbul simidi var, gevreği var…

Çeşit çeşit insanlarla çevriliyken etrafımız, birilerine daha yakın hissederiz kendimizi. Kafamız daha bir uyar. Daha akıcı muhabbetler döner. Birbirimizin dediğinden anlarız. Ama dedim ya tercih meselesi, benimki orijinal olmalı, her yerde bulunmamalı. Seçkin pastanelerde falan ancak!

Benim simidim başka anlamlara da girmeli. Can simidi mesela…

Hayat bu, şansına yaşıyoruz. Aniden neyle karşılaşırız bilemeyiz. Can simidi olan insan daha rahat yaşar belki de. Sarılıp sarmalandığını bilir, korunduğunu bilir. Dalgalara daha bir hızla atar kendini belki falan. Belki her şey daha güzel olur bir can simidiyle.

Birilerine can simidi olmanız, kendi can simidinizi bulmanız dileğiyle…

Ha varsa da sıkı sıkı sarılmanız dileğiyle…

Hem de görüşmek üzere! (Bu arada Tom Jones tüm simitlere söylesin! Green Green Grass Of Home)

Nasıl buldun yazımı?
Süp süp süpppeeerrr. (5) İlginçti beğendim. (2) Eh idare eder. (0) Böğ çok sıkıcı (0)

Doğru Açı

0

Posted by Gülügül | Posted in Hayat-İnsanlar | Posted on 24-07-2010

Arşivi karıştırdım. Bunu buldum. Sanırım kendi blogumda yayınlamamıştım.

Araları uzattığım için affedin n’olur. Çalışmak insanın yaratıcılığını azaltmıyormuş ama yazacak vakit bulamayınca arşivdeki mis gibi yazılarına baktırıp üzüyormuş insanı. KEyifli okumalar o zaman, doğru açıyı bulmanız dileğiyle.

Öptüm!

Herhangi bir üçgen çizimini nedense herhangi bir hayata çok benzetiyorum.



Hangi açıdan bakarsam bakayım bir şeylere uyuyor. Herhangi bir zamanda bir yere konumlandık. Kimse A noktasının yerini önceden bilemedi. B noktasının niye A’nın çevresinde bir yere konulduğunu çözemedi. Niye C, A ve B ile aynı düzlemde yer aldı? Sebepli veya sebepsiz bir düzlemde bir üçgen böyle çizildi.

Her nokta kendine bir amaç edindi. Belki B noktasına ulaşacaktı, belki C kişisini bulacaktı. Ulaşması biraz zor olabilirdi. Nerede olduğu bilinmeyen bir yere ulaşmak zordur. Hangi açıyla yola başlanmalıdır bilinmez. Hayatının başladığı yerden bir nokta; başka noktalarla konuşa konuşa, fikirlerini çatıştıra çatıştıra ilerlemeye başlar.

Bulunulan yerden en iyi tarafa da yönlenilebilir, en kötü tarafa da. Zaman içinde bu açıyla aranır, taranır. A noktası da bu güdüyle arandı tarandı. Yaşam süresi boyunca çok noktalara rastladı. Çok kalabalıklar gördü. Çok olaylar yaşadı. Belki gördüğü yaşadığı olaylardan esinlenerek rotasını birer derece değiştirdi ve amacının doğrusuna erişti.

Hayat bir üçgendi. Diğer noktalara ulaşmak amaçtı. Bazı noktalara ulaşmadan hayat bitmezdi. Bakıldığı zaman dosdoğru bir yol, kolay bulunmuyordu. Tek başına A hiçbir şeydi –veya B veya C-. Bir şeylerin başlangıcı, ama başka noktalar olmadan hiçbir şey. Diğer noktalarla ilişkilendirilmeliydi. Bir düzlemde buluşan noktalar, ilişkilendirildiler.

A’nın üçgeniyse; A hayatında en fazla 2 noktaya isim veriyordu. Diğerleri sadece noktaydı. Ve B’nin üçgeni için aynı durum. Bir saniye! 3 noktanın aynı hayatı paylaştığını fark eden oldu mu? Bazı noktalar birbirleri için karşılıklı amaçtı. Doğruyu çizdiler. 3 nokta da karşılıklı amacına ulaştı mı, işte bir üçgen!

Herhangi bir zaman herhangi bir düzleme karşılık geliyordu. Düzlemde üçgenler de kesişebiliyordu. A’nın üçgeninde sadece bir nokta olan birisi, G’nin üçgenindeki, isimli bir amaç olabilirdi. Sonuçta her nokta önemliydi ama önemli olduğu kesim değişiyordu.

Normal bir hayat kare olamazdı çünkü sabit bir açı gerektirirdi. Oysa kimle nerede karşılaşacağın sabit değildi. Amaca ulaşmak bazen değişik açılar gerektirirdi. Bunun gibi dikdörtgen de olamazdı, başka n-genler de olamazdı.

Normal bir nokta, bir düzlemde yer alırdı ve var olduğu müddetçe geometrik şekillerden sadece üçgenle bir hayatı oluşturabilirdi, doğru açıyı yakalarsa tabi…

Nasıl buldun yazımı?
Süp süp süpppeeerrr. (4) İlginçti beğendim. (2) Eh idare eder. (0) Böğ çok sıkıcı (0)
Uses wordpress plugins developed by www.wpdevelop.com